• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Bilecik 7 °C

BİR GÖNÜL İNSANI: SABRİ TANDOĞAN

MUSTAFA KINIKOĞLU

1960’lı yılların başı… Bilecik Kurtköylü Hüseyin on yaşındadır, halk arasında kuşpalazı denen difteri hastalığına yakalanır ve tedavisi için Eskişehir’deki bir hastaneye yatırılır. Tedavi kırk gün sürer. Tedavisi sırasında ailesi her zaman yanında olamaz ama Eskişehir’de ikamet eden bir akrabaları sürekli ziyaretine gelir ve onunla ilgilenir.

Bu ziyaretlerin birinde odalarına hastaları ziyaret eden bir doktor girer. Doktor ziyarete gelen kadını hasta çocuğun yanına görünce çok kızar, çünkü hastalık bulaşıcıdır ve kadın doktorun çocuklarının bakıcısıdır.

Bu burada bir dursun…

Meltem veya Mesaj TV’de pazar sabahları sohbet yapan biri vardı, bilmiyorum hatırlayanınız veya izleyeniniz var mı? Eski Danıştay üyesi Sabri Tandoğan… Sabri Bey veya sevenlerinin ona hitap ettikleri şekli ile Sabri Baba sakin ve yavaş konuşması, hayata bakışı, herşeye karşı coşkulu sevgisi ama yeri geldiğinde hiddeti ile değişik bir insandı. Çok sıkı olmasa da arada kendisine sorulan sorulara verdiği cevapları takip ederdim. Sabri Baba geçtiğimiz günlerde, aynı zamanda doğum günü de olan 17 Ağustos’da Hakk’ın rahmetine kavuştu, derecâtı âli olsun.

Güzel insanları yoğun olarak aradığım bir dönemde tanıdım Sabri Baba’yı... Sohbetleri ve sorulara verdiği cevaplar ilgi çekici idi. Bazen çok sert cevaplar verirdi, günlük lisanda kullanmaya çekineceğiniz kelimeleri kullanmaktan çekinmezdi, bunları ilaç veya iğne tedavisine benzetirdi, “evet acı verir ama bazı hastalıkların tedavisi ancak böyle mümkün olur” derdi.

Hayata bakış açısı çok farklıydı, mesela bir bardak çaya bakarak saatlerce konuşulabilir derdi, onun güzelliği hakkında… Yunus Emre sevdalısı idi. Hazretin “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır” sözünü sık tekrar ederdi. Herşeye bu nazarla bakardı. Kırk yıl evli kaldığı Ranâ Hanım’a da çok büyük bir sevgi ve saygı beslerdi, kendisinden önce vefat etmiş hanımı için “Onun insan mı melek mi olduğunu halâ anlamış değilim” derdi.

Kitap okuması bile farklıydı, bir kitabı 200 kez okuduğunu söylemişti. Hayatı boyunca kırk veli tanıdığını, bu veliler arasında Münir Derman Hazretlerine aşık olduğunu söylemişti.

Münir Derman Hazretleri aslında operatör doktor… Çok farklı biri. Sabri Baba’nın anlattığına göre Münir Bey 60’lı yıllarda yayınlanan İslâm dergisine “Allah Dostu der ki” başlıklı yazılar yazarmış. Sabri Baba bu yazılara -kendi deyişi ile- aşık olmuş, öyle aşık olmuş ki dergiyi aldıktan sonra 1 ay boyunca hergün o yazıları okur, ezberlermiş. Sonra yayıncı vasıtası ile Münir Bey ile irtibat kurmuş ve hanımı ile birlikte her cumartesi Ankara’dan Münir Bey’in doktorluk yaptığı Eskişehir’e gitmişler. Her cumartesi hiç aksatmadan...

Münir Derman Hazretlerini anlatmaya kelime bulmak zor. Merak edenler internetten az da olsa bazı bilgilere erişebilirler. Münir Bey uzun yıllar Eskişehir’de doktorluk yapmış, hatta bir ara Bozüyük’te de çalışmış. Yurtdışında da uzun seneler doktorluk yapmış. Ancak o aynı zamanda bir tasavvuf doktoru... Camilerde sohbetleri var ama bildiğimiz sohbetlerden değil. Birkaç tanesinin kaydı internette var, merak edenler dinleyebilirler.

Allah hem Münir Derman Hazretleri’ne hem Sabri Baba’nın derecâtını âli etsin, Efendimiz’e komşu kılsın inşallah. Bizleri böyle güzel insanlarla karşılaştırsın...

İyi de baştaki çocuğa ne oldu diye soranlar için şimdi tekrar başa dönelim…

Münir Derman Hazretlerini duyunca ve birkaç yazısını okuyunca ben de çok etkilenmiştim. Eskişehir’de doktorluk yaptığını ilk duyduğumda uzun süre Eskişehir’de ikamet eden dedeme Derman’ı sormaya karar verdim. Dedem ismi hatırladı ancak yalnızca doktor olduğunu hatırladığını, cami sohbetlerine katılmadığını söyledi. Biraz hayal kırıklığı ile konu kapanırken yanımızda olan babam söze girdi:

“9-10 yaşlarımdayken bulaşıcı bir hastalıktan dolayı Eskişehir Hastanesi’nde yatıyordum, hastaları dolaşan bir doktor vardı” dedi. “Adı Münir Derman’dı”.

Babam anlatmaya devam etti: O gün ziyaretine Eskişehirli bir akrabası gelmiş. Ailesi köyde olduğu için kimi kimsesi yokmuş yanında. “Zaten her hafta gelirdi sağolsun” dedi babam. Derman ziyaretçiyi görünce çok kızmış. Kızmasının sebebini öğrenince çok şaşırdım. Meğerse babamın akrabası olan o teyze, Derman’ın çocuklarının bakıcısıymış. Tabi bulaşıcı hastalıkları çocuklarına bulaştırma riski olduğundan, Derman o hanımı azarlamış. Hanım teyze de, babam için kimsesi yok onun için geldim diyerek mazeretini bildirmeye çalışmış.

Hayat böyle… Nereden nereye…

Bu yazı toplam 162 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Bilecik Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 228 212 40 29 Faks : 0 228 212 40 29