Kamuoyunda "soykırımı inkar yasası" olarak bilinen ve 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan yasa teklifi, Fransız Ulusal Meclisi’nde geçtiğimiz günlerde kabul edilmesiyle Türkiye’den tepkiler çığ gibi büyüyor. Gündemi meşgul eden bu konu ilimizden de çeşitli kurum ve kuruluşlardan da tepkiler aldı.
Bu konu üzerine İlköğretim öğrencilerine yönelik 1915 olayları hususunda gerçekleştirmek üzere Tarihimize küçük bir ışık tutarak İlköğretim Okulunda Sosyal Bilgiler öğretmeni Sayın Hacer Cura ile Osmanlı Dönemindeki “Osmanlı- Ermeni ilişkileri” konusunda röportaj gerçekleştirdik.
Yüzyıllarca Osmanlı egemenliğinde yaşayan Ermeni vatandaşlarımız bugünlerde yine kendilerine kol kanat geren Türk halkına karşı Fransa ile işbirliği yaparak bize iftira atmaktalar. Ermenileri ve bugüne nasıl gelindiğini kısaca elimizden geldiğince anlatmaya çalışalım.
-Sayın Hocam, söyleşimize başlamadan önce sizi tanıyabilir miyiz?
Ben, Hacer CURA. 1975 yılında Bilecik'in İnhisar ilçesinde doğdum. İlköğretimimi İnhisarda okudum. Lise ve Üniversite eğitimimi Eskişehir'de tamamladım. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuyum. Şuanda da Atatürk İlköğretim Okulunda Sosyal Bilgiler derslerine giriyorum. 1 Çocuk annesiyim. Bilecik'te oturuyoruz. Bu konuda benden röportaj talebiniz karşısında çok memnun kaldım. Öğrencilerimize okullarda anlattığım tarihi bilgileri derslerin dışında da anlatma imkanı oluşturacağız. Teşekkür Ederim.
- Osmanlı Döneminde, Ermeni toplumu “Sadık Millet” olarak, biliniyordu. Peki bugün Ermenilere ne oldu da “Sadık Millet” ideolojisinden saptılar?
Ermeniler, MÖ. 60. Yıldan bu yana Doğu Anadolu bölgemizde Ağrı dağı ve çevresinde yaşamaktadırlar. O tarihten 28 Mayıs 1918 tarihine kadar bağımsız bir devlet kuramamışlardır. Osmanlı döneminde refah içinde ve ayrıcalıklı olarak yaşayan hatta kendileri için “Millet-i Sadıka” (sadık millet) denilen Ermeniler , zaman içinde yaşadıkları bu ayrıcalığı unutup Ruslarla işbirliği içinde oldu. 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşında aramızın bozulduğu Ermeniler bizim karşımızda yer almaya ve sıkıntılar yaşatmaya başlandı.
Osmanlı Devleti, 17 ve 18. YY'larda oldukça zor bir dönem geçirmiş ve topraklarının büyük bir kısmını sömürgeci devletlere kaptırmıştır. 19. yy başlarında durumu giderek bozulduğundan yenilikler yapmaya çalışsa da bu açıdan geç kalmış ve köklü yenilikler yapmadığından başarılı olamamıştır. İşte bu zor günlerde Ermeni vatandaşlarımız da tıpkı Türk vatandaşlarımız gibi zor günler geçirmişlerdir. Yine de Osmanlı Devleti onları bu olumsuz koşullardan korumaya çabalamıştır. Ancak Rusya’nın Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik akımını kullanarak kendilerini yönlendirmesine izin vermişlerdir.
-O halde Osmanlı Devletinin bu zor dönemlerinde Ermeni toplumu bir savaş hazırlıkları içindemiydi diyebilir miyiz?
Bu konuda şöyle diyebiliriz. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanılan otorite boşluğunu fırsat bilen Ermeniler, kendilerine ait okulları silah ve cephane deposu haline getirerek Rusya’nın da önerisi ile 1. Dünya Savaşı’nın çıkmasını beklemeye başlamışlardır. 28 Haziran 1914 tarihinde savaşın başlaması ile çalışmalar hız kazanmış ve Osmanlı Devleti’nin 11 Kasım 1914’de Almanya’nın yanında savaşa girmesi ile Doğu Anadolu’da Ermeni nüfusunu artırmaya çalışmıştır. Bunu sağlayabilmek için giriştiği yöntemler çok acımasız ve insanlık dışıdır. Maalesef pek çok Türk vatandaşı Ermeniler tarafından katledilmiştir. Anadolu’daki genç erkekler savaşa gittiği için Doğu Anadolu’da da sadece çocuk, yaşlı, kadın ve sakatlara bu işkenceler yapılmıştır. Camilere doldurulup yakılan, nehir kenarlarında boğazları kesilerek suya atılan pek çok Türk vatandaşımızın kaydı arşivlerde belgeleriyle yer almaktadır. Bu zulüm daha pek çok boyutta kendini göstermektedir. Ermenilerin yaptığı kıyım inanın pek çok korku filmini geride bırakacak kadar vahşice ve maalesef gerçektir.
-Bunun sonucunda Osmanlı'nın aldığı kararları hatırlayacak olursak?
1915 yıllarında yaşanan bu olaylar Osmanlı Devleti’ni çözüm aramaya itmiştir. Yıllardır birlikte yaşayan bu iki ulus ayrılamaz bir bütündür. Ancak ortada çözümlenmesi gereken bir sorun vardır ve bu sorun acildir. İlk iş olarak Osmanlı Devleti, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komite Merkezlerini kapatma kararı alır. Böylece olaylar yatıştırılmaya çalışılır. Ancak bu bir çözüm olmayınca 27 Mayıs 1915’te Sevk ve İskan Kanunu çıkarmak zorunda kalan devlet, Ermenileri bir Osmanlı toprağı olan Suriye’ye göç ettirmiştir. Savaş sona erene kadar yol ve konaklama masrafları karşılanan Ermeniler, Doğu Anadolu’ya döndüklerinde mal ve mülkleri de kendilerine geri verilmek üzere garantiye alınırlar. Hatta bu sevk ve iskan, asla başka bir amaç taşımadığından, bir Rus gazeteci ekibin de refakatinde gerçekleşmiştir. O günlerde sayıları toplamda 1 234 671 olan Ermenilerden bir kısmı bu göçü yaşamıştır.
Yoksulluk içinde olan Osmanlı Devleti’nin bu dönemde böyle bir masrafa girmesi tamamen iyi niyettendir. Çünkü Ermeniler bizim için kardeş gibidirler. Bugün hiçbir Ermeni ekonomik sıkıntı içinde değildir. Çünkü onlara her anlamda devletin olanakları sağlanmıştır.
Bugün yapılan bu göçte bir hata arayanlar ancak salgın hastalık ve bazı anlaşmazlıklar sonucu ölen Ermeni vatandaşlarının isimlerini bulabilirler. O zamanlar dünyada sadece çiçek hastalığından 3.500.000 kişinin öldüğünü hatırlayacak olursak buradaki kayıpları anlamak zor olmayacaktır. Ermenilerin yanı sıra Türklerden de ölenler olmuştur. Her türlü belge ve bilgi arşivlerde mevcuttur.
-Peki bugün yaşanan bu durumun anlamı ne olabilir?
Belki de kendi suçlarını örtebilmek adına tertemiz olan Türk tarihine leke sürüp karalamaya çalışıyorlar. Belki de bizi de kendileri gibi acımasız göstererek suçlarını hafifletmeye çalışıyorlar. Biz Türkler, gurur duyulacak bir tarihe sahibiz. Aksini iddia edenlerin başarısız olacağı muhakkaktır. Ancak biz tüm Ermenilerin bu yanlış düşüncede olmadığını da biliyoruz. Aydın düşünceli Ermenilerin büyük bir kısmının bizim yanımızda olduğunu gözlemliyoruz. Ancak her şeyi göze alan ve kandırılan bir kısım Ermeni, kendileri gibi düşünmeyen vatandaşlarını bile ölümle cezalandırmaktan çekinmiyorlar. Bu nedenle bizi haklı bulan Ermeniler, kendi halkı tarafından öldürülmemek için seslerini çıkaramıyorlar.
-Savaş'a karşıyız! Vatan toprağını kazanabilmek için Atalarımız çokça savaşlardan geçmişler ve acı çekmişler. Savaş istemiyoruz o halde bilim bakımından kendi donanımlarımızı arttırarak, bir kalkan oluşturmayı gelecek nesillerin güvenliği için 7'den 70'imiz, hepimiz biliyoruz. O günleri hatırlamak adına birkaç kesit dinlemek isteriz?
Bu ülkenin evlatları beşikten mezara kadar ülkesi için canını vermiştir. Kurtuluş Savaşında anneler düşmandan gizlenirken yanındakilerle beraber yakalanmamak için kendi öz evlatlarını kucaklarında kaybetmişler, nice annemiz henüz doğmamış çocuklarını düşmanın “kız mı erkek mi” iddialarına kurban vermiştir. Atalarımızın bize miras bıraktığı ve bizim torunlarımızdan emanet aldığımız bu vatan toprağını hiçbir ulusa parçalattırmamaya daha ilk nefesimizi alırken söz veriyoruz. Ne pahasına olursa olsun verilen bu sözü kendini bu vatana ait sayan her yurttaşımız gururla yerine getirecektir.
Tarih ve zaman yapılan yanlışları asla affetmez. 22 Aralık 2011’de Fransa’da kabul edilen ve Ermeni soykırımını kabul etmeyenlerin cezalandırmasını öngören talihsiz yasa kabul edilse de sonuç değişmez. Çünkü bizlerin tarihe verilemeyecek bir hesabı yoktur. Umarım bize asılsız soykırım iftirasını atan Fransa başta olmak üzere diğer çıkarcı devletler tarihe hesap verirken eriyip gitmezler. Çünkü çıkarları için başka devletlerin onurunu kullananlar Türkiye gibi büyük bir devletin omuzlarından düştüklerinde parçalanmayı da göze almalıdırlar.
-Bize verdiğiniz bu tarih bilgileriyle tarihimize mercek tutmuş olduk. Son olarak yaşananlar hakkında vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Türkler tarihin hiçbir döneminde cani olmadılar. Dünyada hiçbir ülke yoktur ki turistlerine, misafirlerine biz Türkler kadar anlayışlı ve hoşgörülü olsun. Hiçbir ülke yoktur ki cami, kilise ve havrayı bir arada yan yana yaşatabilsin ve hiçbir ülke yoktur ki ‘Amin’ ve ‘Amen’ sözleri özgürce ve gür bir sesle hala söylenebilsin. Biz bunu başarabilecek kadar engin bir hoşgörüye sahibiz. Bizi Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşında başarıya ulaştıran yüce önderimiz Atatürk ve tüm bu vatan için şehit düşen atalarımızdan; silah bulamıyorsak, süngüyle savaşabilmeyi; yemek bulamıyorsak kuru ekmek yemeyi, yalan söylemektense korkuyla yüzleşmeyi; bir ülkenin onurunu asla çiğnememeyi; suçlu olan öz çocuğumuz da olsa adalete teslim etmeyi; sadece ve sadece bağımsızlık için kan dökmeyi öğrendik.
Burada şuna dikkat etmeliyiz. Herkes tarihini tam anlamıyla bilmeli ki, bugün yaşadığımız iftiraları yarınlarımızda da karşılaşmayalım.
-Tabi bu ele aldığımız konular tarihtende bildiğimiz o dönemin iki taraflı üzücü yaşanılanları. Ele alamadığımız bir çok ayrıntı, ele alamadığımız bir çok arşiv ve tarih bilgilerimiz bulunuyor. Hiç birimiz unutmuş değiliz. Fakat Günümüzde bizleri rahatsız eden Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin ve onun gibi düşünen herkesin Türkiye'ye karşı tutumuna tepkiliyiz. Osmanlı’dan günümüze kadar milletlerarası anlaşma bütünlüğü düşünen barış ve huzur ortamı için girişimlerde bulunan Türk milletinin çekinecek hiç bir geçmişi bulunmamaktadır. İçimiz Rahat...