"AİHM’DE EN ÇOK YARGILANAN DEVLET KONUMUNDAYIZ"

"Haklarınızı bilin ki toplum yaşasın" konferansına konuşmacı olarak katılan Bilecik Barosu avukatlarından, Gazetemiz Yazarı Fuat Selbes "Ne yazik ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde en çok yargılanan devlet konumundayız." dedi.

H. Türker ÇOBAN

Bilecik İnsan Hak ve Değerlerini Koruma Derneği tarafından gerçekleştirilen proje kapsamında Bilecik'te konferans düzenlendi.

Bilecik Belediyesi Çocuk Sinemasında düzenlenen konferansa konuşmacı olarak, Bilecik Rehberlik ve Araştırma Merkezi Psikolojik Danışmanı Emrah Ulutaş, Bilecik Barosu Avukatlarından Gazetemiz Yazarı Fuat Selbes ve Bilecik Eğitim Derneği Başkanı Muzaffer Tekelioğlu katıldı.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Bilecik Belediye Başkanlığı, Bilecik Baro Başkanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ve Bilecik Kent Konseyi'nin ortaklığında gerçekleşen konferansın açılış konuşmasını Bilecik İnsan Hak ve Değerlerini Koruma Derneği Başkanı Hüsnü Geyik gerçekleştirdi.

"BİLİNMEYEN HER ZAMAN KORKUTUCU GELİR"

Dernek Başkanı Geyik'in açılış konuşmasının ardından konferansın ilk konuşmacısı, Bilecik Rehberlik ve Araştırma Merkezi Psikolojik Danışmanı Emrah Ulutaş kürsüde yerini aldı. 

 

13 Haziran Cuma günü gerçekleştirilen konferansta konuşan Psikolojik Danışman Emrah Ulutaş konuşmasında çocuk hakları ve ailelerin yaklaşımlarını konu aldı. Türkiye'nin 3'te 1'inin, Bilecik'in 4'te 1'inin çocuk olduğu bilgisini veren Psikolojik Danışman Ulutaş, çocuk haklarının önemine değinerek, çocuk haklarına sahip çıkılması gerektiğini kaydetti. Hak arama anlayışından önce insanların haklarını bilmesi gerektiğini söyleyen Psikolojik Danışman Emrah Ulutaş, "Bilinmeyen her zaman korkutucu gelir" ifadelerini kullandı.

Bilecik Rehberlik ve Araştırma Merkezi Psikolojik Danışmanı Emrah Ulutaş'ın konuşmasının ardından Bilecik Barosu Avukatlarından, gazetemiz Yazarı Fuat Selbes konuşmasını gerçekleştirdi. 

"HAKKIN KULLANILMASI HUKUK DÜZENİ İLE SAĞLANIR"

Gazetemiz yazarı Av. Fuat Selbes; İnsan haklarına ilişkin anayasal düzenlemeler, insan haklarının tarihsel gelişimi, İnsan haklarının Türkiye'de gelişimi, hak ve demokrasi kavramlarını anlattı. 

Konuşmasına 'Hak nedir?' diyerek başlayan Av. Selbes; " Hak, düzenleyici (objektif) hukuk kurallarının bireylere tanıdığı bir ayrıcalıktır. Geniş anlamda ifade edilecek olursa, bir şeyi yapmak ya da başkalarından belirli bir biçimde davranmayı da bir şeyi yapmayı isteme yetkisidir. Hakkın sınırları, kullanılması ve korunması hukuk düzeni ile sağlanır.

Haklar, kamu hukukuna dayalı haklar ve özel hukuka dayalı haklar olmak üzere ikiye ayrılır. Kamu hukukuna dayalı haklar, vatandaşı devlete karşı koruyan haklardır. Özel hukuka dayalı haklar ise, bireylerin yararlarını ön plânda tutan herkesin eşit olarak yararlandığı haklardır." dedi.

Hak kavramının dört ana grupta; incelendiğini söyleyen Selbes konuşmasına şöyle devam etti;

 

" Kişisel Haklar; Devleti sınırlandıran bu haklar, bireye devletin, toplumun ve üçüncü şahısların dokunamayacağı özel, bağımsız bir eylem alanının sınırlarını çizer. Devlet bireyin özel alanına giremez. Ancak düzenleme yaparak Özgürlüklerin kısıtlanmasını kolaylaştırır.

Birinci kuşak insan hakları olarak da nitelendirilen bu haklar; yaşama ve koruma, özel yaşamın gizliliği, düşünceyi yayma, din ve vicdan, haberleşme, yerleşme, seyahat, bilim ve sanat haklarıdır.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar; Sanayi devriminin yarattığı sonuçlar nedeniyle; işçi sınıfının siyasal ve sosyal eşitsizliklere tepkisi, karşı koyması bu hakların kazanılmasında etkili olmuştur. Bu haklarda "sosyal eşitlik" düşüncesi vardır. Birey; sosyal güvenlik, çalışma, sağlıklı yaşama, konut edinme, dinlenme, eğitim ve öğretim gibi ekonomik, sosyal ve kültürel haklara kavuştu.

 Siyasî Haklar; Vatandaşlık tanımlarıyla, bireyin devlet yönetimine katılmasını ve kamu hizmetinde bulunmasını sağlayan haklardır Siyasal örgütlenme, seçme ve seçilme, kamu hizmetlerine girme bu grup haklar arasındadır.

Çevre, Barış Hakkı; 20. yüzyılın son dönemlerinde, teknoloji ve bilimsel ilerlemenin yol açtığı zararlar, dayanışma hakları adı verilen hakları gündeme getirmiştir. Barış hakkı, çevre hakkı, gelişme hakkı, insanlığın ortak mal varlığına saygı hakkı dayanışma haklarıdır." şeklinde konuştu.

"VAZGEÇEMEYECEĞİNİZ ÜSTÜN BİR YAŞAM HAKKINIZ VAR"

İnsan hakları ile ilgili konuşan Avukat Selbes, "İnsan haklan kavramı, kişinin sırf bir insan olduğu için sahip olduğu haklar anlamına gelmektedir. İnsan haklan dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez haklardır. Bir başka deyişle bu haklar, bireylerin yalnızca insan olmalarından kaynaklanan ve hiçbir şekilde elinden alınamayacağı haklarıdır. Bu anlamda insan hakları, insan değerini korumayı ve insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesini amaçlayan üstün kurallar bütünüdür. Zaman içerisinde insan haklarının kapsamı giderek genişlemiştir. Günümüzde, temel haklar yanında birçok sosyal ve ekonomik haklar da insan hakları kapsamında kabul edilir olmuştur. Yaşama hakkı, güvenlik hakkı, köle almama veya zorla çalıştırılmama hakkı, işkence edilmeme hakkı başlıca temel haklardır.

İnsan biyolojik olduğu kadar ahlâkî doğaya da sahiptir, Etik bir varlık olarak insan, biyolojik yaşamını sürdürme ihtiyacı ötesinde onurlu bir yaşam sürdürmeye de ihtiyaç duyar.

Türk hukukunda da, insan etik bir varlık olarak benimsenmiş ve insan onurunun korunması güvence altına alınmıştır. Bu doğrultuda Anayasamızda "insan haysiyetine aykırı ceza ve işlem uygulanamayacağı", "eziyet, işkence ve angaryanın yasak olduğu" sürekli olarak vurgulanmıştır.

"İNSAN HAKLARINA YAŞAMAK İÇİN DEĞİL..."

İnsan haklarına yaşamak için değil, insanca yaşamak için gereksinim duyulur.. insan haklarının evrensellik özelliği bu hakların eskimezlik, değişmezlik ve üstünlük anlamları taşıdığını anlatmaktadır.

Günümüzde insan hakları kuralları antlaşmalar, anayasalar ve yasalarla hukuk kuralları hâline getirilmiştir. İnsan haklarının evrenselliği, bu hakların İnsanlar arasında eşitlik fikrini savunmasında yatmaktadır. İnsan hakları kurallarında "herkes" ve "her vatandaş" gibi kavramların kullanılması, insanlar arasında eşitlik fikrini vurgular. Bu anlatımlarda herkesi, bütün insanları ve zamanları kapsayan bir genişlik, evrensellik fikri vardır." ifadelerini kullandı.

Gazetemiz Yazarı Avukat Fuat Selbes'in bir diğer konu başlığı 'Özgürlük' konusu oldu. Avukat Selbes; "Özgürlük, insanın serbestçe düşünme ve davranma durumudur. Hukuk düzeninin yasaklamadığı, kişinin başkalarına zarar vermeyen davranışları özgürlük sayılır. 1789 insan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde özgürlük "başkalarına zarar vermeyen her şeyi yapabilme" olarak tanımlanmıştır. Özgürlük, diğer canlılarda olmayan insanın doğuştan sahip olduğu doğal haklardan biridir.

Atatürk "Medeni Bilgiler" adlı kitabında bireye ve bireysel özgürlüğe verdiği değeri şöyle ifade etmiştir: "Her türlü hakkın kaynağı bireydir. Çünkü, gerçekten özgür ve sorumlu olan varlık, sadece insandır. Bireyin birinci hakkı, doğuştan getirdiği yeteneklerini gelistirebilmesidir. Ancak, bireysel özgürlüğün, ulusun genel çıkarlarının gerektirdiği ölçüde sınırlanması gerekebilir" dedi.

"DEMOKRASİ; OLMAZSA OLMAZLARIMIZDAN"

Hak ve özgürlük konularını aktaran Avukat Selbes, "Demokrasi olmazsa olmazlarımızdan" diyerek; "Demokrasi ve Demokratik Eğitim" konusunu ele aldı. 

Avukat Selbes şöyle konuştu; "Demokrasi, yönetenlerin güçlerini doğrudan doğruya halktan aldığı bir yönetim biçimidir. Demokrasi yönetimlerinde, bir demokrasi kültürü yer alır. bu; kişilerin yönetime ilgi duymaları, başkalarının fikirlerine saygı göstermeleri, sosyal yapıdaki farklılıklara karşı hoşgörülü olmaları, eşitlik ilkelerine bağlı kalmaları şeklinde kendini gösterir. Demokrasinin amacı halkın iradesini egemen kılmaktır. Halkın iradesi herşeyin üstündedir.

Demokratik devletler ulusun egemenliğine dayanır. Ulusun iradesi her şeyin üstündedir. Ulusun iradesiyle anayasa hazırlanır. Bu tür devletlerde kişi hak ve özgürlükleri anayasa ile devletin güvencesi altındadır. Bunlardan düşünce özgürlüğü, siyasî hak ve özgürlükleri, seçme ve seçilme hakkı, siyasî parti kurma hak ve özgürlüğü, grev lokavt hakkı başlıca temel hak ve özgürlüklerdendir.

Demokratik devletlerde yasama, yürütme ve yargı görevleri birbirinden ayrıdır. Demokratik devlet, sosyal gelişmeyi sağlamak amacıyla gerekli önlemleri alır. Böylece sosyal ve hukuk devleti ilkesiyle eşitlik sağlanmış olur.

Demokratik devletler; ulus egemenliği, özgürlük ve eşitlik,  çoğulculuk, iktidar-muhalefet temel ilkelerine dayanır. Demokrasinin amacı ulusun iradesini egemen kılmaktır. Diğer devlet yönetimlerinde bu temel öğeler yoktur."

"HERKES YASALAR ÖNÜNDE EŞİTTİR"

Ulusal hukukta insan hakları konusu iel ilgili bilgiler veren Avukat Fuat Selbes; "Cumhuriyet döneminde insan hakları konusu; 1921, 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları ile çeşitli düzeylerde ele alınmıştır. 1924 Anayasasında, tıpkı 1876 Kanun-ı Esasi'de olduğu gibi, modem insan hakları anlayışına uygun, kesin, sınırlı yasalarla belirtilen hak ve özgürlükler, güvence altına alınmıştır. Bu hak ve özgürlüklerden başlıcaları şunlardır: 1961 Anayasası'nın insan hakları ile ilgili kısımları oldukça ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. 1961 Anayasası konumuz açısından tarihî bir özelliğe sahiptir.

1982 Anayasası herkese çeşitli temel hak ve özgürlükler, sosyal ve ekonomik haklar tanımıştır. Bu hakların korunması ve kullanılmasının sağlanması için devlete ödevler yüklenmiştir. Hak ve Özgürlüklerin sınırlandırılmasında temel ölçüleri de koymuştur.

1961 Anayasası ile 1982 Anayasası arasında insan hakları yönünden, önemli bir farklılık yoktur. Devletimizi, 1961 Anayasası "Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına dayalı...", 1982 Anayasası "Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı" bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır.

1982 Anayasasında "insan haklarına saygılı olma" Cumhuriyetimizin temel niteliklerinden biridir.

Anayasamıza göre her vatandaş, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve özgürlüklere sahiptir. Bunlar temel hak ve özgürlüklerdir.

Temel hak ve Özgürlüklerinin başlıcaları; Kişilerin dokunulmazlığı, Hür bir şekilde yaşama hakkı,  Din ve vicdan özgürlüğü, Konut dokunulmazlığı, Düşünce özgürlüğü gibi hak ve özgürlükleridir.

Anayasamızın 10. maddesi yasalar önünde eşitliği getirir. Bu maddeye göre: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ile idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

13. madde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasını “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”, 14. madde ise, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmamasını “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” içine alır.

Madde 25'e baktığımızda ise düşünce ve kanaat özgürlüğünü görürüz. Bu maddeye göre: Herkes düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." ifadelerini kullandı.

"ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER ESASTIR"

"Uluslararası hukukta insan Hakları" ile ilgili bilgiler veren Avukat Selbes, "Anayasa m.90 son fıkrada 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.'

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 6 Nisan 1949 tarihinde TBMM'de okunarak kabul edildi ve Resmî Gazetede yayımlandı.

Başlangıçta, insan Hakları Evrensel Bildirgesi devletlere yasal yükümlülükler getirmiyordu. Bu nedenle devletler, insan haklarını korumakla yükümlü kılan sözleşmeler hazırladırlar. Evrensel bildirgenin kabul edilişinden yirmi yıl sonra "Kişisel ve Siyasal Haklara ilişkin Uluslar Arası Sözleşme" ile "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara ilişkin Uluslar Arası Sözleşme" Birleşmiş Milletler genel kurulunda 16,12.1966 tarihinde onaylanarak kabul edilmiştir. Devletimiz bu sözleşmeleri 2000 yılında imzaladı." ifadelerini kullandı. 

 

 

"ÜLKE OLARAK EKSİKLERİMİZ OLDUĞUNDAN..."

Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin önemine değinen Avukat Selbes; "Hakların korunması bakımında ülke olarak bazı eksikliklerimiz bulunduğundan, ne yazik ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde en çok yargılanan devlet konumundayız." diyerek ülkemizin durumunu gözler önüne serdi.

 Selbes konuşmasını şöyle sürdürdü; "Avrupa Konseyine üye devletler, insan haklarını bölgesel düzeyde güvence altına almaya yönelik olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni 3 Eylül 1950 tarihinde imzalamışlardır. Türkiye, Sözleşme'yi, 10 Mart 1954 tarihinde onaylamıştır.

Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nde yer alan haklar listesi, insan Haklan Evrensel Bildirgesi'nde yer alan liste ile karşılaştırıldığında iki önemli farklılık görülür: ilk fark Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin temel ve siyasî haklarla sınırlı olup sosyal ve ekonomik hakları kapsamamasıdır. ikinci fark ise Avrupa insan Haklan Sözleşmesi'nde hak ve özgürlüklerin, ayrıntılı olarak tanımlanması ve sınırlandırılmış olmasıdır. Bu sözleşmenin diğer önemli bir özelliği kişisel başvuru hakkı tanımış olmasıdır.

Türkiye, kişisel başvuru hakkını 28 Ocak 1987 tarihinde kabul etmiştir. Benzer biçimde 25 Eylül 1989 tarihinde de Avrupa insan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisi, Türkiye tarafından kabul edilmiştir."

"ÇOCUKLAR BİZİM YARINLARIMIZDIR"

Avukat Fuat Selbes konuşmasında son olarak Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilgili bilgiler verdi.

Selbes; "Çocuklar bizim yarınlarımız, toplumun geleceğidir. Oysa dünyanın birçok yerinde, çocuklar hâla tıbbîbakım, sağlıklı barınma, dengeli ve yeterli beslenme, eğitim ve öğretim görme ve benzeri temel haklardan yararlanamamaktadırlar. Dünya devletleri, bu soruna çözüm bulabilmek için sürekli bir arayış içindedirler. Haklarını koruyacak zihnî ve fizikî olgunluktan yoksun olmaları çocukların haklarının güvence altına alınma ihtiyacını daha da güçlendirmiştir.

Çocuk haklarını korumaya yönelik ilk uluslar arası girişim, Cenevre Çocuk Haklan Bildirgesi (1924) ile olmuştur. (1959) Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi, diğer önemli bir uluslar arası girişimdir. Çocuk haklarını korumaya yönelik en son girişim, Çocuk Hakları Sözleşmesi ile yapılmıştır.

Çocuk Haklan Sözleşmesi, taraf devletlerin üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirmelerini incelemekle görevli Çocuk Hakları Komitesi kurmalarını Öngörmüştür. 130 ülke arasında yapılmıştır."

"Haklarınızı bilin ki toplum yaşasın" konferansının son konuşmacısı ise Bilecik Eğitim Derneği Başkanı Muzaffer Tekelioğlu oldu. Eğitimci-Yazar Muzaffer Tekelioğlu konuşmasında ağırlıklı olarak İslam dininde ve Osmanlı devletinde insan haklarını anlattı.

Bilecik Eğitim Derneği Başkanı Muzaffer Tekelioğlu'nun konuşmasının ardından konuşmacılara ve proje ortaklarına plaket takdimi yapıldı. 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Sakarya Gazetesi Haberleri