BAYRAMIN ARKASINDAN

NECATİ TAYYAR TAŞ

Benim var, ben iyiyim, ben rahatım, ben sevinçliyim, başkalarının darlığı, kötülüğü, sıkıntısı, kederi beni ilgilendirmez felsefesi, insanı insan yapan değerlerle, faziletlerle, meziyetlerle, erdemlerle bağdaşmaz. Din, inanç, mezhep, meşrep, ırk, renk, dil, vatan, soy ve sop gözetilmeden insanlığın müşterek acılarını ve sevinçlerini paylaşmayan milletlerin ve memleketlerin kendilerini evrensel kıymetler olan iyi, güzel, doğru ölçülerinde yeniden sorgulamaları, disipline etmeleri ve hatta bu hususta şaşı gözlerini, örselenen ölçülerini, değerlerini ve kıymetlerini çağın bereketi olan mutlak bilim ışığında ve Yaratıcının ikramı metafizik soluğun kurtarıcı ve kuşatıcı mengenesinde ve sıcaklığında rafine etmeleri gerekmektedir.

Ola ki bunu yapmayan, yapamayan veya yapmak istemeyen toplumlar olacaktır. Bu keyfiyet dün de, bu gün de böyle olmuştur, yarın da böyle olacaktır. İşte o zaman top yekûn bütün insanlık, insanlığın müşterek ıstıraplarını ve mutluluklarını tanımayan, cennet dünyamızı cehenneme çevirmek isteyen bu egoist ve mozaist zorbalara karşı güç birliği oluşturup, insanlığa ve insanlığın geleceğine yapılan bu mukaddes ve muazzez hizmete omuz ve nefes vermelidir.

Evet, Ramazan ayında Allah’ın ifâdesiyle: “Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer” mealindeki Kur’anî muştuya muhatap Müslümanların, kendi telakkilerine ve doğrularına göre Mâbudu ve mâbedi olanların ve hatta inkâr edenlerin, inkâra inananların, insan olmanın ihsanından zerrece nasibi olan milyarlarca gönlün yaslı, henüz nesli kesilmemiş duyguların buruk, zamanın kimyasının saçtığı zehirlere rağmen hâlâ fıtrî temizliğini muhafaza eden vicdanların hüzünlü olduğunu zannediyorum. Zan ne kelime, adım gibi biliyorum. Gerçekten dünyamız ve özellikle, sanki mayaları acı ve ıstıraplarla yoğrulmuş dünyanın bir çok yerindeki çilekeş garibanlar, masumlar ve mazlumlar, âfetlerle, felaketlerle veya mutluluğu insanlara çok gören, lezzetleri, izzetleri, en onurlu hak olan hürriyetleri paylaşmaktan nasibi olmayan, rûhî arızalara müptela huylarından dolayı atmosferimizi kâbus gibi kasıp kavuran zihniyetlerin zakkum saçtığı ârızî belalarla, apselerle, depresyonlarla ve sancılarla inim inim inlemektedir.

Kaderin cilvesi olmakla birlikte, insanların, doğanın şartlarına uygun yerleşmeme veya yerleşememe gafletlerinin, çevreyi tahrip etme cehaletlerinin cezası olarak, hemen hemen her gün onlarca, yüzlerce, binlerce insanı diri diri topraklara gömen deprem felaketi... Senelerdir hiç yoktan bahanelerle gözlerden ırak Iraklıyı sürüm sürüm süründürenlerin ve Saddam’ın saddamlığına taş çıkartanların kahreden felaketi... Filistin’i, Afganistan’ı, Çeçenistan’ı, Uygur Türklerini ve kan içip, zehirle beslenen daha nicelerinin vatanlarını yıllardır yakıp yıkanların felaketi... Ortadoğu insanını, şeytânî ama herkes tarafından bilinen hesaplarından, bitmeyen ve tükenmeyen çıkarlarından iştihalarından ve aslında düşman oldukları inançlarından dolayı gaddarca ezenlerin felaketi... Kendi coğrafyalarında her geçen gün dinden uzaklaşan nihilistlere ve inançlara savaş açan ateistlere dinlerini anlatma yerine, başka dinden olanların aczlerini istismar ederek, onları kara para mukabilinde kültürlerinden koparan cibilliyetsizlerin felaketi...

Artık nerede ise, vak’ayı âdiyeden sayılan bu felaketler hava raporu gibi sunulmakta ve çok defa sunanın asılmayan suratının, çatılmayan kaşlarının bahtsızlığı bir tarafa, sunulanlar incinmemekte, silkinmemekte, hislenmemekte, irkilmemekte, titrememekte ve hayfâ ki ölüm uykusundaymışçasına, dirilmemektedir. Hani başkasının acısını bir başkası duyacaktı!.. Hani birisi açken öbürü tok sabahlamayacaktı!.. Hani muhtaç ihtiyacını söylemeden öteki onun ihtiyacını bilecekti!.. Hani bir delikten iki kez ısırılmayacaktı!.. Hani ölmeden ölünecekti!.. Hani sevgiler ve yergiler Allah’ın rızasına muvafık ve mutabık olacaktı!.. Hani müminin ferâsetinden korkulacaktı!.. Ve hani..... Bırakın Müslümanlığı, insanlığın gereği bu sorumlulukların idrakine müdrik olunmadan kutlanan bayramlar, tekrar kutlanmak için beklenen bayramlar, özlenen ve gözlenen bayramlar… Siz söyleyin, elinizi vicdanınıza koyarak siz söyleyin, bu bayramlara, bayram gibi bayramlara, gerçek bayramlara nasıl varılsın!.. Evet, nasıl varılsın!..

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.