Nevruz, yalnızca baharın gelişi değil; aynı zamanda bir milletin hafızasını, köklerini ve ortak değerlerini hatırlama fırsatıdır. Bilecik’te düzenlenen Nevruz kutlamalarının coşkulu ve zengin içerikli olması elbette sevindirici. Ancak böylesine anlamlı bir programda, Bilecik’in manevi kimliğinin en önemli isimlerinden biri olan Şeyh Edebali Hazretleri’nin 700. yılı anma sürecine hiçbir şekilde değinilmemesi önemli bir eksiklik. Özellikle Bilecik gibi Şeyh Edebali ile özdeşleşmiş bir şehirde, bu tarihî şahsiyetin anılmaması ciddi bir sembolik boşluk doğurmuştur.
Üstelik Şeyh Edebali yalnızca Bilecik’in değil, Osmanlı’nın kuruluş felsefesinin de en önemli manevi sütunlarından biridir. UNESCO tarafından kabul edilen Şeyh Edebali’yi Anma Yılı, yerel ve uluslararası düzeyde değerlendirilmesi gereken büyük bir kültürel fırsat sunmaktadır. Buna rağmen Nevruz gibi birlik, diriliş ve medeniyet değerlerini çağrıştıran bir günde, Şeyh Edebali’nin adının programın ana temaları arasında yer almaması, kültürel mirasın yeterince güçlü biçimde sahiplenilmediği izlenimini vermektedir. Oysa bu etkinlik, hem Nevruz’un anlam dünyasını hem de Şeyh Edebali’nin temsil ettiği irfan geleneğini bir araya getiren çok güçlü bir sembole dönüştürülebilirdi.
Programda ateşten atlama, demir dövme, ok atışı ve halat çekme gibi geleneksel unsurlara yer verilmesi kuşkusuz değerli. Ancak kültürel etkinlikler yalnızca gösteri ve ritüellerle değil, o şehrin tarihî hafızasını görünür kılan anlamlı vurgularla da zenginleşir. BİLECİK’TE YAPILAN BİR NEVRUZ PROGRAMINDA ŞEYH EDEBALİ’NİN 700. YILINA İLİŞKİN EN AZINDAN KISA BİR KONUŞMA, BİR GÖRSEL SUNUM, BİR ANMA KÖŞESİ YA DA TEMATİK BİR VURGU YAPILABİLİRDİ. Böylece etkinlik sadece bir bahar kutlaması olmaktan çıkar, aynı zamanda şehrin tarihî ve manevi kimliğini geleceğe taşıyan bütüncül bir kültür programına dönüşebilirdi.
Bu nedenle, önümüzdeki süreçte Bilecik’te düzenlenecek kamu etkinliklerinde Şeyh Edebali Hazretleri’nin daha görünür ve daha bilinçli şekilde anılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü bir şehri güçlü kılan yalnızca kalabalık programlar değil, o programların hangi tarihî derinlik ve hangi medeniyet bilinciyle kurgulandığıdır. UNESCO’NUN KABUL ETTİĞİ BÖYLESİNE KIYMETLİ BİR ANMA YILI VARKEN, Bilecik’in kendi manevi mirasını daha güçlü biçimde öne çıkarması beklenirdi. Nevruz’un birlik ve diriliş ruhu, Şeyh Edebali’nin hikmet ve irfanıyla buluşturulabilseydi, ortaya çok daha anlamlı ve kalıcı bir tablo çıkabilirdi…..