BİR YARIŞMANIN ARDINDAN…

ALİ ERDAL

İdrak ettiğimiz son ramazan ayı boyunca TRT, “Kur’ân-ı Kerîm’i Güzel Okuma Yarışması” düzenledi. Mısır tarzı okuma özentisinin ağır basacağını düşündüğüm için, ilk günlerde, takip etmedim. Bir tavsiye üzerine takibe başladığımda gördüm ki, kanaatim yanlış değilmiş. Ama gittikçe bizim tarzı-mızda okumalar ağır bastı. Bunda, çok şey öğrendiğimiz, değerli jüri üyesi hoca ve hafızların, takdire şayan değerlendirmelerinin büyük payı oldu. Ondan sonra mümkün mertebe takip ettim.

Tanzimat’tan bu yana bizde, maalesef işe gereken hassasiyet ve itina gösterilmemekte. “İdare-i maslahat” ve “altı kaval, üstü şişhane” deyimleri, bu zihniyetin ürünü. Yarışmanın jeneriğinde en çok dikkat edilmesi gereken hususta bile, ikiyüz yıllık bu hastalığımızın imlâ yanlışı örneği sergilendi. Bu hastalık ne kadar cemiyeti sarmış ki, yarışma boyunca bunu dile getiren olmadı. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Kur’ân, ses yarışmalarının güftesi olarak kullanılacak bir kitap değildir.” diye yarışmayı tenkit etti. Esasa ait bu büyük imlâ anlışını, ‘görmez’den mi geldi, yoksa o da aynı hastalığa müptelâ olduğu için bu yanlışı tabiî mi buldu; bilemiyorum. Özenti okumalar için de aynı soru: Özentinin farkında mı değil, tabiî mi buluyor? Halbuki bunlar onun aslî görevleri arasında.

Okuma tarzındaki özentiye dikkat çekmemizin sebebi, taklit ve özenti hastalığından kurtulup, her sahada şahsiyetli olmak gereğini ifade içindir. Okuyucularımız bunu anlayacak seviyededir. Kıraat noktasından değerlendirmeye gelince, bu sahada dünya çapında bir otorite olan ağabeyim Hafız Mustafa Kavurmacı’nın görüşlerini bu vesileyle okuyucularıma sunuyorum:

“İlimiz merkeze bağlı Kurtköy’de doğan, hafızlığını burada bitiren ve Heybeliada’da talim ve makam dersleri alan Hafız Mustafa Kavurmacı’dan, TRT 1’de tertiplenen Kuran’ı Kerîm’i güzel okuma yarışmasıyla ilgili düşüncelerini sorduk:

−Biliyorsunuz ki, Ramazan ayında TRT1’de naklen Kur’ân-ı Kerîm’i güzel okuma yarışmaları yapıldı, çok harikaydı. Özellikle jüri heyetinin bilgilerinden çok faydalar sağladık. Yarışma dünyada da ilgi ile izlendi. Yalnız ne var ki, yarışmaya katılan yarışmacılar Arap taklitleri ile okumayı benimsediler. Sebebi ise bu gençlerimizin İstanbul tavrından uzak yetişmeleriydi. Sesleri ve kıraatleri konusunda daha ehil bir hocadan ders görmemiş olmalarıydı. (...)

Son yirmi yıl içinde örnek alınacak okuyucularımızın sayısının azaldığı da bir gerçek olarak önümüze çıkıyor. Bundan yirmi yıl öncesi, Bursa’da İmam Hatip Lisesi öğrencileri ve Kur’ân kursları öğrencileri benim okuyuşumu dinlemeye gelirlerdi. Öğrencilerimden Millî Eğitim’de, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda ve müftülük kadrolarında pek çok kimseler var.

Ben İstanbul’da yetiştim, pek çok üstadların da olduğu büyük meclislerde bulundum. (...) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı iç hizmet eğitim yuvalarında hocalık yaptım. 1954 yılından itibaren Cuma sabahları Ankara Radyosu’nda Kur’ân-ı Kerîm okumaya başladım, çok ilgi gördüm. Ama son yıllarda toplumun değer yargıları geriye gitti ve bağırarak Kur’ân tilaveti yapmak moda oldu. Televizyonlarda Kur’ân okuyan kimseleri iyi seçmiyorlar. Aynı zamanda da Kur’ân-ı Kerîm’i güzel okuma hevesi azaldı. (...) Bizler imamken camide okuyacaklarımızı önceden prova ederdik. Hattâ makamını bile önceden hazırlardık. (...) İmam Hatip iselerinin, mesleğini benimseyecek ve dikkatini bu konuda toplayacak örnek din adamları yetiştirmeye odaklanması lazımdır.” (Sakarya; Sinan ÖNCE, 04.07.207)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.