Ahmet MEŞE
Günler öncesinden demiştim "Kimin eli kimin cebinde?" diye.
Seçmen listelerinin henüz askıda olduğu o günlerde, yalancı oyların yaratıldığını anlatmaya çalışmıştım. Keskin ve caydırıcı önlemler alınmadığı takdirde sıkıntıların çıkacağını dile getirmiştim.
Nitekim beklenen oldu.
Merkez İlçe Seçim Kurulu, seçmen kaydı dondurulanların listesini açıklayınca, kimin elinin kimin cebinde olduğunu bulmak oldukça zor oldu.
Tahkikatlar yapıldı, yüzlerce oy silindi ama işin içinden yine çıkılamadı. Elektriği olmayan, camları kırık, kapısını açsan göçecek evlerde seçmenler kaldı. Hani hayvan bağlasan durmaz derler ya işte öyle yerlerde bile insanların yaşadığı beyan edildi.
Kendisine oy versin diye getirene ne dersin? Oy'un namus olarak görüldüğü benim ülkemde sırf oy atmak için ikametgahını taşıyana ne dersin?
Ben tek bir şey derim, böyle seçim kazanacaksanız hiç girmeyin o seçime.
Yönetmeye aday olduğun yerde yaşayanlardan ümidi kesip, taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışacağına hiç kazanma daha iyi. Yıllarca orada yaşayan, esnafından alışveriş yapıp, belediyesine vergi, su parası ödeyenlerin kaderlerine, o yere sadece seçim sabahı gelenleri ortak edeceksen, bana hiç hizmet aşkından bahsetmeyin.
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun çok sevdiğim bir sözü var,” Bu ülkede dürüst olmak başa beladır, ama o bela başımızın tacıdır!" demişti.
Üç kağıtçılıkla baş tacı olmaktansa, başınız beladan kurtulmasın daha iyi.