BOZÜYÜK TÜRK OCAĞI’NIN CUMA SOHBETLERİ DEVAM EDİYOR

Bozüyük Türk Ocağı 25.11.2011 günü Cuma Sohbeti programında Eskişehir Anadolu İ.İ.B.F. Dekan Yardımcısı ve Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Günsoy’u konuk etti. Doç. Dr. Bülent Günsoy, son günlerin en fazla tartışılan konularından birisi olan Avrupa Ekonomik Krizi ile ilgili yorumları ve dünyanın ekonomik göstergelerini konuklarla paylaştı.

Son 150 yıllık süreçte ülkeler, ülke coğrafyaları, değişen dengeler ve ekonomik göstergeleri özetleyen Günsoy, 1860 yılına kadar ekonomik lider olan İngiltere’nin bu unvanını Amerika Birleşik Devletlerine devrettiğini ifade etti. Bu tarihten itibaren sürekli yükselişte olan A.B.D. nin dünya devletleri arasında GSMH oranında %25 lik bir paya sahip olduğunu, ancak son rakamlara göre bu oranın " civarına düştüğünü, 2016 öngörüsüne göre ise %17 ler civarında olacağını uluslararası raporlardan dinleyicilere aktardı.

Günsoy özetle şu konulara değindi:

Amerika Birleşik Devletlerinin bu düşüşüne paralel olarak yükselen devletler bulunmaktadır; Çin, Hindistan, Tayland ve Rusya bunlardan bazıları. Özellikle Çin’in %2 lik bir orandan %13 ler oranına hızla yükseldiği ve 2016 yılı öngörüsüne göre %18 ler civarına yükselerek 1 numaraya oturacağı ifade edilmektedir. Aynı şekilde Hindistan ve Tayland da yükselişte olan diğer ülkelerdir. Bu sürekli dile getirilen “Asya’nın Yükselişi” tezini de doğrulamaktadır.

Avrupa Birliği ülkeleri en başta borç krizi olmak üzere birçok makroekonomik sorunla iç içe görünmektedir. Yunanistan, Portekiz, İspanya, İrlanda (kısaca PIGS ülkeleri diye bilinir) ve Kıbrıs Rum Kesimi bunlar arasında en çok bilinenleridir. Oysa Belçika ve İtalya gibi Avrupa Birliği’nin merkez ülkeleri hakkında da önemli olumsuzluklardan bahsedilmektedir. Doğu Avrupa ülkelerinin sorunları da eklendiğinde bugün Avrupa Birliği’ne “hasta adam” yakıştırmasını yapanları haklı kılacak bir ekseriyete ulaşılabilmektedir. Yunanistan ile beraberindeki ülkelerin içine düştüğü durumun baş sorumlusu da belirginleşmektedir: Avrupa Birliği’ne sırtını dayamak. Yunanistan ve beraberindeki ülkeler Avrupa Birliği’ne alınırken bu ülkelerin önemli yapısal ekonomik sorunları mevcuttu. Öncelikle ekonomileri hizmet sektörüne dayanıyordu, sanayileri gelişmemişti ve rekabet güçleri zayıftı. Örneğin Yunanistan’ın ekonomisi deniz taşımacılığı, turizm, cılız bir tarım sektörü ve hafif tekstile dayalı bir ekonomiydi ve 2007’de başlayan küresel finans krizinde yaşanan talep daralmasında en önemli darbeyi bu sektörler yaşadı. Yapısal sorunlarını çözmeden ve deyim yerindeyse “alel acele” Avrupa Birliği’ne alınan bu ülkeler Avrupa Birliği’nin desteklediği fonlardan alabildiğine yararlandılar ve ekonomik gerçeklikten uzaklaştılar. Yunanistan’da çalışma saatleri azaltıldı, inanılmaz gerekçeler üretilerek devletin sosyal harcamaları en üst düzeye ulaştı ve ülkede yaşayanlar Avrupa Birliği’ne güvenerek “tembelleşti” ve az çalışıp çok kazanmanın zehirli sarmalına kapıldı. Harcamaların finansmanı vergiler gibi sağlıklı kaynaklardan değil “borçlanma” ile yapıldı ve bütçe açıkları ivme kazanarak arttı. Her şey borç miktarı sürdürülemez-çevrilemez duruma geldiğinde ortaya çıktı. Bu ülkeler bugün artık ancak çok yüksek faizlerle ve yüksek sigorta primleriyle borç bulabilir durumdalar. Yunanistan’ın bütçe açığı son 16 yılın zirvesi bir değer olan bütçenin yüzde 20’sine, gayri safi milli hâsılanın yüzde 13,5’ine ulaşmış durumda ve toplam borcu milli gelirin 1,5 katı. Bankacılık sistemi çöken ve artık kontrol edilmesi güçleşen İrlanda’da kamu borçları gayri safi milli hâsılasının iki katına yaklaşmış durumda. İspanya, İtalya ve Belçika için de benzer rakamlardan bahsedilebilir.

Yunanistan başta olmak üzere ekonomik krizden çıkmak isteyen ülkelerin önünde bir yol haritası bulunmaktadır. Bu yol haritasında kısa dönemli ve uzun dönemli tedbirler bir arada ele alınmaktadır. “İstikrar programı” olarak da adlandırılabilecek kısa dönemli tedbirler daha çok “tasarruf önlemleri” niteliğindedir.

Ekonomik sıkıntı içindeki Avrupa Birliği ülkelerinin yaşadığı sorunlara ve gerçekleştirmek istedikleri reformlara derinlemesine bakıldığında aslında bu sorunların temelinde küresel ekonomide meydana gelen büyük değişimin yattığı görülmelidir. Avrupa ülkeleri artık eski gücünde değildir, altın çağı sona ermiştir, dünya ekonomi liginde giderek alt sıralara inmektedir ve yaşanan ekonomik krizlerin altında bu sessiz ama çok önemli değişimin sancıları vardır. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu E7 ülkeleri (Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Meksika, Endonezya) G7 ülkelerinin yerini almaktadır.

Son olarak Avrupa Birliği için krizden çıkarılacak önemli dersler bulunmaktadır. Öncelikle Avrupa Birliği Türkiye ekonomisinin son on yılda gösterdiği başarılı performansı görmezden gelerek Türkiye’nin tam üyeliğinin önüne sürekli olarak suni engeller çıkarmakla önemli bir hata yapmaktadır. Türkiye’den önce, alelacele Avrupa Birliği’ne tam üye yapılan ve dümeni tamamen Avrupa’dan gelecek ucuz finansal fonlara bırakan ülkelerin bugünkü durumu ortadadır. Üstelik yeni üye olan ülkeler üyeliğin getirdiği fonları ve düşük faizli kredileri kullanırken Türkiye bu ülkelerden çok daha yüksek maliyetli mali fonları kullanmak durumunda kalmıştır. Bugün bölgesini aşan ve kendisine güvenen bir ekonomik güç haline gelen Türkiye, yaşadığı zor koşullara rağmen göreceli olarak birçok Avrupa ülkesinden daha sağlıklı bir ekonomiye sahiptir.

Çok samimi bir ortamda gerçekleşen sohbet içerisinde zaman zaman soru ve cevaplarla içerik zenginleşti. Sohbet bitiminde tekrar soru cevap bölümünün ardından, Doç. Dr. Bülent Günsoy’a günün anısına, bir belge takdim edilerek sohbet sonlandırıldı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Sakarya Gazetesi Haberleri