CAMBAZ

MUZAFFER ÇEVEN

Cambaz (canbaz, Farsça -canıyla oynayan); yerde, at üstünde, yüksek bir yere gerilmiş telde, bisiklet, motosiklet vb. üzerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gösteriler yapan kimse… Cambaz; akrobat, hayatını riske atan kişi… Cambaz; at alıp ya da yetiştirip satan kimse… Cambaz, politikada halkın umutlarını ve beklentilerini kişisel çıkarlarına kurban eden, yaprakları bile kendine alkışlatan lafebesi, lafazan, lafügüzaf etmede hünerli olan laf cambazı (demagog)... En tehlikeli olan cambaz, bu...

Cambaz siyasetçi, binbir surat özelliğiyle, her ortama çok çabuk adapte olabilen müsvedde tip... Cambaz siyasetçide her türlü numara mevcut... Siyaset, yükü, yükümlülüğü üstlenme işi... Siyasetteki cambazlık ise, yükü başkalarının sırtına yükleyip yan gelip yatma ve denge kurma numarası... Cambaz siyasetçi yükten kaçar, numaraya sığınır... Cambaz ip üstünde yürür, yeri sevmez... Yerde ayaklar üzerinde durma, sorumluluk gerektirir... İp ise kaçış... Yerde düşen yaralanır; kimsenin umurunda olmaz... İpte düşen alkışlanır... Bu algı körlüğü sendromu... Algı körlüğü sendromuna tutulan o kadar çok kimse var ki... Siyasetin cılkının çıktığı hengâmede, meydan siyaset cambazlarına-kuklalarına kalmış maalesef... Cambaz siyasetçi kimdir, nasıldır, nasıl tanınır? Aslında cambaza bakmak yeterli... Cambaz siyasetçi konuşur; gerçek siyasetçi susmayı da konuşmayı da bilir... Cambaz olan, sözle yürür; gerçeği, işle... Cambaz olan, rüzgârı koklar; gerçeği, istikameti... Cambazın ilkesi olmaz, dengesi olur... Denge bozulmasın diye habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapar... Kelimelerle oynar, ‘it’i git, ‘git’i bit yapar... Her yaptığını mârifet zanneder, kendine yakıştırır, yan gelir yatar, suçu başkasına atar... Bilmediği dilde ahkâm keser... Yasaya uymaz; yasayı çıkarına uydurmaya çalışır... Alkışa sığınır, duaya değil... Alkışla beslenir; alkış kesildiğinde düşer... Tek bildiği, bilmediğini de biliyor zannetmesi... Ağzı laf yapar, iş yapmamayı törene dönüştürür... Cambazın en bilindik özelliği, her konuda ‘ben’ demesi... Görev ve sorumluluklarını ‘nimet’e dönüştürmesi... Cambaz için iktidar gücü, gösteri sahnesi... Sahne ışıkları söndüğünde, cambaz kendini karanlıkta bulur... Cambaz ve kuklaları, halkın oyuyla oynar, gösteri yapar...

Aslında bütün mesele, siyasette cambaz olanı değil, gerçek olanı bizim bulup ona sorumluluk ve görev vermemiz... Tâlip olanı değil, nefsine galip olanı seçmek... Milletin seçtiği kişi; çıkar, rant peşinde koşmaz, Devlet ve Milletinin refahı peşinde koşar... Bu, devlet adamı olmanın gereği... Devlet, adâletle ayakta durur. Adâlet, ip üstünde taşınmaz. Adâlet; millî hareketle, millî birlikle ve kalkınmayla olur... İşin cambazlığını yapan dilli düdüklerle ve onları öttüren emperyalistlerle değil... Mâlum cambaz siyasetçi düşmemek için eğilir; devlet adamı eğilmemek için düşmeyi göze alır... Maalesef, günümüzün en büyük sorunu, kötü yöneticiler değil; cambazlara seyirci kalan toplum... Seyirci, alkışlar; düşünen, sorar, sorgular... Alkış cambazı güçlendirir; hesap, devlet adamını... Devlet, ip üstünde kurulmaz; millî çizgide hareket edenlerle kurulur ve ayakta durur... Cambaz siyasetçinin tek derdi, doğruluk değil, düşmemek... Cambaz siyasetçi, dün söylediğini bugün inkâr eder; dün karşı çıktığı şeyi de, bugün savunur... Halk da sadece avuçlarını ovuşturup avunur... Cambaz olanın siyasetinde ilke olmaz, dengede durma çabası olur... Cambaz siyasetçi için söz, hakikati ifade eden bir emanet değil; kalabalığı oyalayan bir araçtır sadece... Herkesin hoşuna gidecek cümleler kurar ama kimsenin yükünü omuzlamaz, cambaz siyasetçi... Cambaz siyasetçi, çoğunluğun alkışını, mazlumun ahına tercih eder... Gözünü hep yukarılara diker; adâleti, liyâkati, emaneti, vicdanı umursamaz... Cambaz siyasetçi kalabalığı eğlendirir; bu uğurda eğlenceler tertip eder... Cambaz siyasetçi, yalnızca günümüzün sorunu değil; ahlâktan kopmuş iktidar ya da muhalefet biçimi, her çağda farklı suretlerle ortaya çıkmış... Kadim medeniyetimizde cambaz siyasetçi, erdemden uzak yönetici olarak adlandırılmış... Fârâbî’nin Medinetü’l-Fâzıla (Erdemli Şehir) tasavvurunda yönetici, halkı eğlendiren değil; ahlâken yükselten kişi olarak tarif edilmiş... Fârâbî, siyasetin bir denge oyunu değil, hikmetle yön verme sanatı olduğunu vurgulamış... Erdemli olmayan siyasetçinin; hikmet yerine kurnazlığı, ilke yerine anlık dengeyi, hakikat yerine çoğunluğun hoşnutluğunu seçen kişi olduğunu açıklanmış... Fârâbî, bu tip insanın, erdemli şehrin değil; câhil şehirlerin ürünü olduğunu, câhil şehirde amacın mutluluk değil, çıkar ve gösteri olduğunu söylemiş... İbn Haldun, “Devletler, adaletten gösteriye, sorumluluktan şatafata kaydığında çözülme başlar.” demiş... İbn Haldun, yöneticinin halkla olan bağının, adâlet üzerinden kurulmazsa; asabiyetin zayıflayacağını, güvenin eriyeceğini dile getirmiş... Kadim medeniyetimizde siyaset, bir ‘hak’, ‘güç’ değil, emanet olmuş... “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.” (Nisâ, 58) Hak buyruğu dikkate alınmış... Gerçekten, emanet ehline verilmediğinde, düzen bozulur... Cambaz siyasetçi için ‘emanet’ bir yük, kişisel çıkarın adı da nimet... Yük ağır, imtihan zor... Cambaz olan, yükü alkışla hafifletmek, söz cambazlığıyla yükü taşımamak ister... Hz. Ömer’in geceleri sırtında un taşıması, kadim medeniyetimizdeki siyasetin özü... Gösteri yok, yük var... Cambaz olmamanın ve gerçek entelektüel olmanın ilâcı: “Ya öğreten/âlim, ya öğrenen, ya dinleyen ya da bunları seven ol. Sakın beşincisi olma (ilme ve ilimle meşgul olanlara nefret duyma), helâk olursun!” (Hadis-i Şerif)… Aydın olabilmek ve cambazlara meydanı bırakmamak için her konuda net görebilmeye çalışmak, araştırmak ve detaylı düşünmek gerekir… “Aydın olmak için önce insan olmak lâzımdır.” (Cemil Meriç)… Cemil Meriç’e göre; “Tanzimat’tan bu yana Türk aydının alınyazısı iki kelimede düğümleniyordu: aldanmak ve aldatmak.”…

Cambaz siyasetçi aslında korkak bir figür... Koltuğu kaybetmekten korkar, alkışın bitmesinden korkar, gerçeği söylemekten korkar, iş yapmaktan korkar, iş yapmamayı allayıp pullayıp şov yapar... Bütün bu korkular, cambaz siyasetçiyi sürekli manevraya yapmaya zorlar... İp üstünde yürür, düşünmeyen, araştırmayan, ‘çal oynasın vur patlasın’ zihniyetinde olan, düşünme zahmetine katlanmayan kalabalıkları peşinden sürükler... Bu; popülizm... Popülizm, halkı yüceltmek değil; halkın zaaflarını yönetmek... Cambaz siyasetçiyi, popülizm besler ve ustalaştırır... Popülizm; karmaşık meseleleri basitleştirir, sorunları sloganlara indirger... Zira popülizm sloganlarla ayakta durur... Sloganlar düşünce gerektirmez; coşku ister... Cambaz siyasetçiliğinde, gerçek çözüm yavaş olur, gösteri anlık... Alkış hemen gelir... Cambaz siyasetçi, hızla gelen alkışa sığınır... Medya, cambaz siyasetçiyi övse de yerse de, ipin gerilmesine neden olur... Cambazın ipi, sürekli daha da incelir... Bir yanlış söz, iş, yolsuzluk, hırsızlık vb. her bir şey, düşmeye sebep olur... Bu yüzden cambaz siyasetçi sürekli konuşur, ancak ipe sapa gelen bir şeyi nâdiren söyler... Yerinde ve doğru zamanda sessiz kalmak, bir hikmet... Lâkin cambaz için sessizlik ölüm riski, nimetin elden gitmesi... Cambaz siyasetçi gerçeği değiştirmez; makyajlar, sorunları halı altına süpürür, mahkemede bile şov yapar... Sorun çözmez, algı oluşturur... Krizler, ‘başarı hikâyesi’ne çevirmeye çalışır; başarısızlıkları başkalarına havale eder... Cambaz siyasetçiliğinde; siyaset hizmet olmaktan çıkar, propaganda aracına ve menfaat çetesine dönüşür... İp kuklacının (emperyalistlerin) elindedir... İp düşmemek içindir; adâlet için değil... Doğru ipe tutunmanın izahı: “Aslında herkes kendi çapında mükemmeldir fakat kiminin çapı tamdır, kiminin ise hayatı beyninin yarıçapı kadardır!” (Tolstoy)… Yandık battık bittik ve enkaz edebiyatı yapan, fikir çilesi çekmeyen, sloganları fikir sanan dilli düdük olan cambazlara fırsat ve aman vermemek gerek… Kuklacının kim olduğunu bilmek gerek...

Cambaz olana ve kuklacıya kanmamak, irademizi kullanmaya bağlı... Kendimize egemen olmaya, kendimiz olmaya, aklımızı kiraya vermemeye endeksli... Az maz da olsa, gayrette sabırda azimli olmak lâzım... Kendimizi yönetebilme becerisidir, irade... Başkalarını yönetebilme becerisi ise, iktidar... İrade ve iktidar olmadan başarı olmaz... Cambaza ve ipi elinde tutana prim vermemek önemli... Cambaza alkış tutmak ve onu körü körüne desteklemek, cambaz olmaktan daha vahim... Cambazın yanında olan-duran, mankurtlaşmaya yatkın olur; sonunda da sapkın olur, sandığa terlik de konsa, oyunu ona verir... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.