Bilecik Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü ve Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi işbirliği ile Bilecik ilinin sucul ve karasal biyoçeşitliliği konulu bir konferans düzenlendi. Konferansta Bilecik’in sucul ve karasal çeşitlilik anlamında Cennetten bir köşe olduğu anlatıldı.
Ahmet MEŞE
Bilecik ilinin sucul ve karasal biyoçeşitliliği koulu konferans 15 Mayıs Çarşamba günü saat 20.30’da Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Salonu’nda gerçekleşti. Konferansa konuşmacı olarak Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden Prof.Dr.Naime Arslan ve yine Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden Prof.Dr.Atila Ocak katıldı. Naime Arslan Bilecik’in sucul biyoçeşitliliğini Ocak ise Bilecik’in karasal çeşitlilği ve florasını anlattı. Konferansa Vali Yardımcıları Ekrem Ballı ve Süleyman Deniz, Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Ertan Yıldız, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Akıncıoğlu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2. Bölge Müdürü Yahya Güngör de katıldı.
İlk konuşmacı olarak kürsüye gelen isim Prof. Dr. Naime Arslan oldu. Arslan, Bilecik ilinin sucul iklim çeşitliliği ve burada yaşayan canlıları anlatan sunumunda, Türkiye’nin genel olarak sucul iklim çeşitliliği bakımından zengin olduğunu ve ekosistemde suların havalandırılmasında ve temizlenmesinde çok önemli role sahip canlı türlerinin bulunduğunu ifade etti. Bilecik sularında barınan birçok canlının Dünya’da önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Arslan, Bilecik il sınırları içerisinde 600 çeşit hayvanın olduğunu kaydetti. Yine Bilecik’in sularının içerisinde Dünya’da türü sona yaklaşan canlı türlerinide barındırdığını ifade etti.
Bilecik’te bulunan akarsularda, sulak alanlarda yaşayan, larva, endemik salyangoz, solucan, helikopter böceği ve çeşitli canlıların ekosisteme çok büyük katkıları olduğunu ve bu canlıların doğal ortamları insan eliyle tahrip edildiğinde, yine insanlığın tehlike altına gireceğini bildiren Prof. Dr. Arslan, “Besin zincirinin en üst tabakasında balıklar ve daha sonra insanar yer alır. Eğer bu canlılar olmazsa bizler de olmayız. Yani aslında onlar bize değil, biz onlara muhtacız. Bu canlılar olmazsa, balıklar olmaz ve biz balık yiyemeyiz. Balıklar olmazsa sular havalandırılmaz ve temiz su kalmaz” diye konuştu.
Prof. Dr. Naime Arslan’ın vurgu yaptığı en önemli konulardan bir taneside kör fare ile ilgili oldu. Kör farenin kanser tedavisinde kullanıldığına dikkat çeken Arslan, yurt dışından gelenlerin ülkemizdeki fareleri topladıklarını söyledi. Bilecik arazisinde çok az rastlanan kör fare canlısını görüldüğü yerde yetkililere bildirilmesini belirten Prof. Dr. Arslan, yabancı bilim adamların bu fare türünü toplayarak kendi ülkelerine götürdüğünü ve kanser tedavisinde kullandıklarını belirtti.
Prof. Dr. Naime Arslan’ın sunumunun ardından kürsüye Prof. Dr. Atila Ocak geldi. Ocak, Bilecik’in floristik biyoçeşitliliğini, Bilecik’te bulunan bitki türlerini anlattı. Bilecik’in bitki türü çeşitliliği anlamında çok önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Ocak, bitki çeşitliliğinin Bilecik için büyük bir şans olduğunu ifade etti. Bilecik’in sahip olduğu biyoçeşitliliği bir kitap haline getirmek için çalışmalarının olduğunu kaydetti.
Bilecik’in karasal biyoçeşitliliği hakkında bilgiler vermeye devam eden Ocak, Bilecik’in biyolojik çeşitliliğinin Türkiye ortalamasın üzerinde olduğuna vurgu yaptı. Bu çeşitliliğin korunması için herkese görev düştüğünü belirtti. Bilecik, il olarak bakıldığında Eskişehir’in üçte biri kadar bir büyüklüğe sahip olduğunu ifade eden Ocak, biyoçeşitlilik anlamında Bilecik’in Eskişehir’e denk olduğunu belirtti. Bilecik sınırları içerisinde 1500’e yakın bitki çeşiti olduğunuda anlatan Ocak,” Bu sayı İngiltere’nin sahip olduğu bitkilerin tamamı kadar” ifadelerini kullanarak Bilecik’in zenginliğine vurgu yaptı. Ocak ayrıca Bilecik yaylalarının doğa turizminede çok elverişli olduğunu kaydetti.
Bilecik ili ve ilçelerinde 200 ile 1400 metre arasında çeşitli yükseltilerin, yaylaların, steplerin zenginliğinin bitki örtüsü ve floryaya katkısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ocak, “ Bilecik’in yarıya yakını orman olan, Türkiye ortalamasının neredeyse 2 katına yakın bir orman envanterine sahip bir şehir. Dolayısıyla Bilecik’in, biyolojik çeşitlilik konusunda Türkiye ortalamasının üstünde olduğunu görmekteyiz. Bu doğal güzellikleri korumalı ve gelecek nesillere tanıtmalıyız. Aksi takdirde, bu doğal güzelliğe yabancı ülkelerin bilim adamları gelip sahip çıkacak ve sadece bize ait olan türlerimizi toplayıp kendi ülkelerine kaçıracaklar” diye konuştu.
Akdeniz ikliminin karekteristik bitki örtüsü olan kızılçam ormanlarından, Karadeniz’e ait bitki örtüsüne kadar değişik iklim havzasına sahip olan Bilecik’te, ters lale, gelincik, kardelen, menekşe, geven otu, gibi binin üzerinde yabani çiçek türlerinin bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Ocak, orman yetkililerinin erozyona karşı öncü bitkileri yerleştirmeden, her yeri ağaçlandırmaya çalıştıklarını ancak orada yaşayan bitki örtüsünü ve endemik türlerinin yok olmasına sebep olduğunu ifade etti.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Akıncıoğlu da Türkiye’de 12 bin bitki çeşidi olduğunu ve bu sayının 3 binden fazlası endemik türler olduğunu hatırlatarak, Türkiye’deki herkesi, biyo-kaçakçılıkla ilgili yapılan çalışmalara katkı sağlamaya ve duyarlı olmaya çağırdı.
Konuşmaların ardından, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Naime Arslan ve Prof. Dr. Atila Ocak’a üzerinde Şeyh Edebali Üniversitesi’nin arması bulunan tabak hediye edildi.