"DÜNYANIN MERKEZİ ORTADOĞU"

"Tarih ve Kültür Sohbetleri" etkinliği kapsamında konuşan Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan, Ortadoğu'nun dünyanın merkezi olduğunu söyledi. Bilecik Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Salonu'nda düzenlenen "Ortadoğu'nun dünü ve bugünü" konulu konferansta konuşan Rektör Özcan, her şeyin geçmişinden beslendiğini, bugünün de geçmişinden beslendiğini ve bulunduğu konum, mevkii her neresi olursa olsun anlamını geçmişinden aldığını ifade ederek şöyle konuştu;

"Bölgeye hakim olan dünyaya hakim olur"

“Yeryüzündeki bütün olayların, anlaşmazlıkların ve savaşların kaynağı tarihtir. Ortadoğu dünyanın bugün ki tarih boyunca merkezi olmuş. İlk medeniyet burada kurulmuş ve dünyaya medeniyet buradan büyümüş. Yeryüzünün bilinen akaryakıt ve doğalgaz rezervlerinin üçte ikisi, enerji rekabetlerinin yoğunlaştığı, ticaret yollarının ve stratejik merkezlerinin kesiştiği yer Ortadoğu. Dünyanın kalbinin attığı yer burasıdır. Bu coğrafyada “Bir kuş uçsa dahi refleks olarak acaba bu kuş burada doğan dinlerle ilgili bir sebepten mi uçtu?, enerji ve petrolle ilgili bir sebepten mi uçtu? yada ticaret, ekonomist stratejik bir sebepten mi uçtu?” diye mutlaka bir değerlendirme yapmak zorundayız. Hiçbir şeyi tesadüf olarak göremeyiz. Yakın dönemde bu bölgede olan bütün hesapların arka planında bölgeye hakim olma güdüsü yatıyor. Çünkü bölgeye hakim olan dünyaya hakim olur. Biz aşağı yukarı bu bölgede 400 sene kalmışız, O 400 senenin içerisinde bize gelecek açısından önemli ipuçları veren bir kısım başarılırla karşılaşmışız. Bunlardan birisi kendi devlet ve medeniyetimizin dayandığı temellerinin iki önemli ayağının bu bölgede yer alması. Sadece biz bu coğrafyada gönüllü bir birliktelik oluşturduk. Bizim dışımızdaki bütün hakimiyetler hep kanla, baskıyla ve zulümle olmuş. Bu bölge ağlayarak birbirinden kopmuştur. Hiç kimse bundan kendisi kopmak istememiştir." dedi.

"Dinlerin merkezi Ortadoğu’dur"

1914 ile 1918 yılları arasında Yemen, Filistin, Irak, Suriye ve Mısır topraklarında 750 binden fazla şehidin bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Özcan, sözlerine şöyle devam etti: “Bir anlamda onlar biz ne kadar inkar etsekte, görmezden gelsekde her an varlıklarıyla, hatıralarıyla bizim bu topraklara olan ilgimizi daima canlı tutan tabu senedi gibi orada yatmaktadır. Bütün hikaye 1918’den sonra başladı ve 1918’den sonra yaşanan hadiselerde günümüzdeki olayları tarihin derinliğini çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Tarihin başından itibaren insanoğlunu harekete geçiren, insanoğlunun kararlarını, davranışlarını, fiillerini birinci derecede tetikleyen en önemli değerlerden birisi olan dinlerin merkezi Ortadoğu’dur. Üç ana din Hıristiyanlık, Yahudilik ve Müslümanlık dünya üçlüsünün neredeyse yarıdan fazlasını bunlar oluşturuyorlar. Müslüman olarak biz Mekke, Medine ve Kudüs hakkında ne hissediyorsak, Hıristiyanlarda, Yahudilerde bölgenin diğer merkezleri hakkında aynı şeyi hissediyorlar. Hıristiyanlar için Anadolu, bizim için Mekke, Medine ne ise aşağı yukarı aynı mesafede çünkü onların açısından Hıristiyanlığın yeniden doğuşunun gerçekleştiği mekanlar. İstanbul’da ikinci Kudüs olarak literatürlerinde geçer, çünkü İstanbul Hıristiyanlığın devlet olduğu ilk mekandır. O yüzdende sürekli değişik platformlarda bu kültürü yaşatmak için akademik çalışmalar yapılmaktadır." dedi.

"Ortadoğu 1918'de Osmanlı'dan koptu"

Ortadoğuda 350 milyon nüfusun olduğunu, bu nüfusun yarısından fazlasının okuma yazma bilmediğini fakirlik sınırında olduğunu anlatan Özcan, buradaki toplumun 1918 yılında Osmanlı'dan koptuğunu ve güç sahiplerinin eline geçitiğini söyledi.

Ağlama duvarının bir kısmının Yahudilerin kutsal mekanı, diğer tarafının da Müslümanların kutsal mekanı olduğunu belirten Prof. Dr. Özcan,: “Ortadoğu’nun altıda üstüde paylaşılmayan bir mekandır. Böyle olunca hiç kimse kimliklerini koruduğu sürece bu bölgeden vazgeçmeleri tarih önünde ve gelecekte mümkün gözükmektedir. Bölge üzerinde hesabı olan insanların hem dini ve kültürel, hem ekonomik hem de stratejik gerekçeleri var. Bölge üzerinde hesabı olan dünyadaki bütün kültürler bir şekilde burası ile ilgili teyakkuz halinde olmak durumundadırlar ve öyledirler. 1918’den sonraki yapılanmanın temel esprisi bu dinamikleri de içine alan espridir.

"Türkiye örneği"

Türkiye’nin son 10 yılda yaşadığı dönüşümler ve Türkiye’nin iktidarlarının genel muhafazakar görünümü Arap topraklarındaki isyancı halk kitlelerinin kendi kültürel kimlikleri ile paralellik görmelerine neden oldu. Gerek Tunus’ta, gerekse Mısır’da ve şimdi de Suriye’de ve Libya’da yönetim değişikliklerinden sonra yönetimle ön plana çıkanlar aşağı yukarı muhafazakar dini kimlik unsurları ön plana çıkan hareketler. Zaten başka bir hareket yok, çünkü soğuk savaşla birlikte sosyalist gerçekler oralarda geçerliliğini yitirdi. Türkiye’de yaşanan değişim aslında onlara özledikleri pek çok şeyi de sergiliyor. Dinin demokrasiyle bir arada yaşayabileceği, şiddet olmadan insanların farklı kimliklerle bir arada yaşayabilecekleri ve ekonomik durum ne kadar kötü olursa olsun istikrarlı bir yönetimin bu ekonomik sıkıntıları bir süreçte halledebildiği ve halkına refah seviyesi kazandırabildiğine dair Türkiye örneği var. Türkiye bu sıkıntıların ışığında tarihsel deneyim ve tecrübesiyle çok önemli başarılar yakalamış bir ülke buda bir örneklik olarak onların önünde duruyor.

"Müslüman halklarıyla aramızda kan davası yok"

Bu bölgede bizi bekleyen uzun soluklu, uzun süreli bir istikrarsızlık dönemi olacak. Bu istikrarsızlık döneminde de dünyanın muhtarı olan güvenlik konseyi üyeleri bölgeye meşru müdahale hakkına sahip oldukları için tıp ki Libya’da olduğu gibi müdahale edecekler. Tarihte bizim Araplarla aramızda yada bölgenin Müslüman halklarıyla aramızda kan davası yok. Batılı müdahakimlerin yapmak istediği bölgenin Müslüman sakinlerinin arasına kan davası sokmak. Bunu İranlılarla Araplar, Kürtlerle Araplar ve Kürtlerle Türkler arasında yaptılar, yapmaya çalışıyorlar ama biz direniyoruz. Ve şimdi de Türklerle Araplar arasında yapmaya çalışıyorlar. Her ne stratejik hesap olursa olsun, biz Türkler ve Araplar olarak başkalarının savaşını yapmamalıyız. Bunların hepsi gidecekler. Biz burada kalacağız ve kaldığımız zaman yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya inşa etmek ve birbirimize umut olmak istiyorsak geçmişimizin temiz olması lazım." dedi. Konuşmasının sonunda Ortadoğu'nun yıldızının Türkiye olduğunu anlatan Rektör Özcan; "Biz olduğumuz sürece Ortadoğu devam eder. Sorunların çözümleri Anadolu ve İstanbul olduğuna inananlardanım." dedi.

Konuşmanın ardından Vali Halil İbrahim Akpınar, Prof. Dr. Özcan'a çiçek hediye etti. Etkinliğe, İl Emniyet Müdürü İbrahim Demirci, Vali Yardımcısı Hasan Kayhan, Bilecik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdulhalik Bakır, Bilecik Üniversitesi Genel Sekreteri Rüştü Mumcu, daire müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Sakarya Gazetesi Haberleri