UNESCO tarafından 2026 yılının “Şeyh Edebali’nin Vefatının 700. Yıl Dönümü” kapsamında anılması, yalnızca tarihî bir şahsiyetin hatırlanması değil; aynı zamanda onun hikmetinin bugünün dünyasına yeniden taşınması açısından da büyük bir fırsattır. Bu çerçevede, “Şeyh Edebali’nin Hikmetiyle 2026’ya Bakmak”, hem Türkiye’nin kültürel hafızasını hem de uluslararası ilişkilerde insan merkezli bakışı yeniden düşünmek için güçlü bir imkân sunmaktadır.
Şeyh Edebali’ye atfedilen en güçlü düsturlardan biri şudur: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu söz, yalnızca bir yönetim anlayışını değil; insanı merkeze alan köklü bir medeniyet tasavvurunu da ifade eder. Devletin gücünü yalnızca kurumsal yapıda değil, insan onuruna verilen değerde gören bu yaklaşım, bugün de evrensel anlamını korumaktadır.
Bu düstur, uluslararası ilişkiler açısından da son derece kıymetlidir. Çünkü halklar arasında gerçek barış ve kalıcı dostluk, ancak insanı merkeze alan bir anlayışla kurulabilir. Farklılıkları tehdit değil zenginlik olarak görmek, karşılıklı saygıyı esas almak, zayıfın yanında durmak ve empatiyi siyaset üstü bir değer olarak benimsemek; Şeyh Edebali’nin hikmetiyle doğrudan örtüşen bir yaklaşımdır.
Türkiye ile İspanya arasındaki tarihsel ve kültürel yakınlık da bu bakışla daha anlamlı hâle gelmektedir. İki toplum arasındaki karşılıklı sempati bize şunu hatırlatır: İnsanlar birbirini tanıdıkça uzaklık azalır; birbirinin acısına kulak verdikçe dostluk güçlenir; birlikte yaşamanın imkânına inandıkça devletler de daha sağlam, daha adil ve daha kalıcı olur. Kısacası, insan yaşarsa dostluk yaşar; dostluk yaşarsa barış güçlenir; barış güçlenirse devlet de yaşar.
Tam da bu noktada, kamuoyunda zaman zaman kültürel yakınlaşmanın en görünür örnekleri olarak futbol tezahüratlılarının, taraftar diliyle kurulan sempatik bağların öne çıkması dikkat çekicidir. Elbette bu da toplumsal iletişimin doğal bir parçasıdır. Ancak Eskişehirspor tezahüratları gibi semboller hafızalarda yer bulabiliyorsa, Bilecik’in manevi ve tarihî kimliğiyle özdeşleşen Şeyh Edebali’nin insan odaklı hikmetinin de 2026 yılında çok daha güçlü biçimde gündeme taşınması gerekir. Çünkü bu miras, yalnızca Bilecik’in değil, Türkiye’nin evrensel dile çevrilebilecek en kıymetli medeniyet mesajlarından biridir.
Burada asıl soru şudur: Böylesine derin, kuşatıcı ve çağlar üstü bir düşünceyi neden yeterince görünür kılamıyoruz? Neden insanı, adaleti, merhameti ve birlikte yaşama ahlakını merkeze alan bu güçlü mirası ulusal ve uluslararası düzeyde daha etkili bir dille anlatamıyoruz? 2026 yılı, bu sorulara cevap verme yılı olmalıdır. Şeyh Edebali’nin hikmeti, yalnızca anma programlarının konusu değil; Türkiye’nin kültürel diplomasi diline yön veren temel değerlerden biri hâline gelmelidir.
UNESCO’nun bu anlamlı yılı vesile kılması, Bilecik için olduğu kadar Türkiye açısından da önemli bir imkândır. Çünkü Şeyh Edebali’nin mesajı, geçmişte kalmış bir öğüt değil; bugün de insanlığı, dostluğu, adaleti ve barışı besleyen canlı bir çağrıdır. Bu çağrıyı doğru ifade edebildiğimiz ölçüde, hem kendi medeniyet köklerimizi daha sağlam biçimde anlatabilir hem de Türkiye-İspanya ilişkileri gibi dostluk zeminlerini daha derin ve kalıcı bir anlamla güçlendirebiliriz.