Bilecik Belediyesi ve İl Müftülüğü tarafından organize edilen "Kutlu Doğum" programı yoğun ilgiyle karşılatı. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) sevgisi salonlara sığmadı.
Sinan Önce
14-20 Nisan Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle Bilecik Belediyesi ve İl Müftülüğünün ortaklaşa düzenledikleri programda konuşan Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'ın alemlerin en şereflisi olduğunu söyledi.
Pamukçuoğlu Kültür Merkezinde düzenlenen gecede Rektör Özcan, Hz. Ömer'in en güçlü, en cesur olmak için kızını toprağa gömdüğü olayı anlattığında göz yaşlarına hakim olamadı. Özcan: "Bu, Hz. Ömer'in bütün hayatını karartan bir sahnedir. Onun için Ömer, asaletin ve adaletin sembolü olarak sonsuz tarihe kendini kaydettirir. Bu ölü canlara anlam katan bir mesaj. Bu mesaj doğdrudan doğruya herşeyin sahibi bizim sahibimiz, varlığın, kainatın sahibi yaratıcının mesajı olarak "O" ümmi insan vasıtasıyla bize gelmiştir. Biz "O" insana inandığımız için yaratıcımıza inandık, o mesaja inandığımız için iman ettik, o mesaja teslim olduğumuz için de cihanda aziz olduk." dedi.
Katılımın yoğun olduğu gece Şerifpaşa Müezzini Kayyum'u Adem Saygılı tarafından Kur'an-ı Kerim okunmasıyla başladı. Daha sonra Sakarya ilinden gelen tasavvuf ekibi ilahiler seslendirdi. Programın açılış konuşmasını ise İl Müftüsü Necati Tayyar Taş yaptı. İl Müftüsü Taş, kutlanan programlara hep "anma programları" olarak isim verildiğine dikkat çekerek: "Bu programlara Hz. Muhammed'i (SAV) anlama, yaşatma programı neden dememişiz? Ümmeti Muhammed, Hz. Muhammed'i (SAV) tanımak, anlamak, anlatmak, yaşamak, yaşatmak mecburiyetindedir" dedi.
Belediye Başkanı Selim Yağcı'da halka hizmet etmenin Hak'ka hizmet etmek olduğunu ifade ederek: "İnanıyorum ki sizlere hizmet etmek, Alemlere rahmet olarak gönderilen ve nurunu yüreklerimize nakşettiğimiz gönüller sultanı efendimize itaat etmektir.
Peygamber Efendimizin iyi anlaşılması ondan gelen mesajların yaşantımıza doğru şekilde nakledilmesi gerekir. Peygamber Efendimiz bizler için Kur'anın adeta yaşayan bir örneğidir. Kur'an bizleri onu örnek almaya çağırır. Çünkü bizler onun sünneti etrafında toparlanıp bilinç ve kimlik kazandık" dedi.
Vali vekili Eflatun Can Tortop'ta Peygamber Efendimizin, varolan yozlaşmış ve çürümüş kurum ve kuralları yeniden düzenleyerek, yepyeni bir toplum inşaa etmiş olduğunu, bu dönemin de insanlık ve medeniyet tarihinde "asrısaadet" yani "mutluluk asrı" olarak diye anıldığını kaydetti.
Program daha sonra Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan'ın "İlahi mesaj ve hayatın anlamı" konulu konferansıyla devam etti.
Rektör Özcan, Efendimiz (SAV)'ın alemlerin en şereflisi olduğunu söylediği konferansında şunları dile getirdi:
"O'nun hakkında konuşmak nasip oluyor diye hep şükür ettim"
"Diyanet İşleri Başkanlığımız bu yıl Kutluı Doğum programlarının ana temasını kardeşlik olarak tespit etti. Bu kardeşlik çerçevesinde, sevgili hocam İl Müftümüz bana böyle bir emirde bulununca, bütün içtenliğimle söylüyorum, bu iman lezzetini tatmış bir belde olarak bir beldenin yeryüzünde onun hayatını en anlamlı hale getirecek nesillerden birisi Efendimiz (SAV) hakkında konuşabilmek nailine sahip oldum. Meslek hayatım boyunca yeryüzünün dört bir yanında kralların devlet başkanlarının huzurunda konuşma fırsatlarım oldu. Ama hiçbir zaman, hiçbir vesileyle Efendimiz (SAV) hakkında konuşmada hissettiğim hazzı heyecanı korkuyu coşkuyu sevinci hissetmedim. Ya Rab nasıl bir dua aldım ki bu beldeye O'nun hakkında konuşmak nasip oluyor diye hep şükür ettim.
"Efendimiz (SAV) alemlerin en şereflisidir."
Bu gece yeryüzünde şuna emin olun ki en aziz insan bizleriz. Yeryüzünün gündemi Bilecik'te toplanmış ve yeryüzünün en şerefli toplumlarından birisi de sizlersiniz. Çünkü bizim kıymetimiz, değerimiz, izzetimiz, şerefimiz Efendimiz (SAV) ile kaimdir. Efendimiz (SAV) alemlerin en şereflisidir. "Ya Muhammed, sen olmasaydın bu alemleri yaratmazdım" hitabına muhattap olan insandır. O Efendinin beldeleri olan bizlerde bugün bu an itibariyle yeryüzünün en aziz en şerefli insanlarıyızdır. Mahsun olmayın, üzülmeyin, eğer bu şerefi hakkıyla idrak ediyorsanız, sizin için aydınlık günler yakındır. Tıpkı tarihte olduğu gibi, nice yüzyıllardır nice örneklerini yaşadığımız gibi.
"Bizler ona güvendik itimat ettik"
14 asır evvel yine böyle bir geceydi. Zülmet her tarafı kaplamıştı. Şairin ifade ettiği gibi sırtlanları geçmişti beşer, yırtıcılıkta, dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi. İnsanlar bunalmıştı, dünya kararmıştı, umutsuzca kalabalıklar bekliyorlardı. Birgün ansızın tepelerin arasından 40 yaşlarında bir adam, biraz yorgun, biraz telaşlı, biraz bıkkın, çıkageldi. O insanlara dedi ki; hüzünlenmeyin, mahsun olmayın sizin için kurtuluş yakındır. İnsanlar ona güvendiler, insanlar ona itimat ettiler. Bizler ona güvendik itimat ettik. O insan bizler gibiydi. Sizin gibi bir beşerim diyordu. Benim sizden bir farkım yok. Ama biz ona tarihin ve kainatın kaydettiği en emin ismini sıfatını verdik. Muhammedül Emin dedik. Ona inandığımız için Allah'a inandık. Onan inandığımız için Kuran'a inandık. Kuran'dan önce ona inandık. Demekki bu yolculuk önce emanetle başlıyor. Kim iman ederse emin oluyor ve hayatın cemilinde emin omak yatıyor. O emanete muhattap olmak yatıyor. Bu akşamki konuyu tayin ederken de hayatın anlamı ve ilahi mesaj diye aslında zihnimde bu vardı. Emin olmak. Kim emin olursa kim iman ederse o, kederdende kaderdende zarardan da ziyandan da emin olacaktır. Kim kadere iman ederse, kederden emin olacaktır. Bu kutlu mesaj hangi çağda hangi şartlarda geldi tekrar hatırlayalım.
"Bu Hz. Ömer'in bütün hayatını karartan bir sahnedir"
Hz İsa'nın doğumundan tam 500 yıl sonra, tarihin kaydetmediği küçücük bir kasabada yetim bir çocuk doğdu. Dünya bir taraftan figan romanın diğer taraftan sansadilerin baskısı altında. Mekke vahşetle anılıyordu. Benim bu tür vesilelerle her hatırladığımda bütün bengimi ürperten sahne gözlerimin önünden hiç gitmezdi. Dünyada zulmün semboli haline gelen Ömer, bu mesajla müessiyer olduktan sonra adaletin asaletin sembolü haline gelmiştir. Sahne şu; gücün, kudretin, kibrin, riyanın, en önemli varlık sermaye adletildiği bir toplumda, en cesur, en güçlü olmak için kız çocuklarınızı toprağa gömmeniz gerekiyordu. Kim bunu yaparsa toplumun en şereflisi kabul ediliyordu. Küçücük kız çocuğu, Ömer kızını toprağa gömmek için toprağı ovarken, sakallarına ulaşan kum tanelerine temizliyor "Babacım, bana izin ver kum tanelerini temizleyeyim" diyor. Bu Hz. Ömer'in bütün hayatını karartan bir sahnedir. Onun için Ömer, asaletin ve adaletin sembolü olarak sonsuz tarihe kendini kaydettirir. Bu ölü canlara anlam katan bir mesaj. Bu mesaj doğdrudan doğruya herşeyin sahibi bizim sahibimiz, varlığın, kainatın sahibi yaratıcının mesajı olarak o ümmi insan vasıtasıyla bize gelmiştir. Biz o insana inandığımız için yaratıcımıza inandık, o mesaja inandığımız için iman ettik, o mesaja teslim olduğumuz için de cihanda aziz olduk. Ama o mesajtan uzaklaştığımız zamanlarda da halimizi müftü hocam bize takdim etti.
"Bunların hepsinde inananlar için ders var"
Yine zulmetin bütün dünyaya hakim olduğu vahşetin en geçerli değer olduğu 13. yy'da, İslam dünyasında taş üstünde taş kalmadığı bütün müslümanların adeta kanlarının renginden nehirlerin kırmızı aktığı çağlarda Moğol tahribatında işte şimdi sizin oturduğunuz bu topraklarda yine bu mesajtan yeni bir nefes çıktı, dünyanın susadığı mesajı, nefesi yeniden dünyaya takdim etti. O mesaj yanmış yıkılmış İslam dünyasını çok kısa bir süre içerisinde cihanın efendisi yaptı. Bunların hepsinde inananlar için ders var. Olaylar tarihler hep bunları söyler.
"O uçsuz bucaksız toprakları, baştan sona feth eden, askerler değil o mesajdı"
Söylemiştim ya tarihte kaydı olma küçücük bir kasabadan çıkan ümmi ve yetim bir insan, tam 40 senede hicaz yarımadasının efendisi ve 80 senede de cihan efendisi olup bütün gönülleri feth etmiştir. Bizansın ve Sansaninin bütün iştihamına rağmen Çin'den İspanya kıyılarına kadar o uçsuz bucaksız toprakları bir insan ömründe baştan sona feth eden kılıç değil, askerler değil o mesajdı, o mesajın gücüydü. Çünkü doğrudan gönüllere hitap ediyordu. Bugün dahi aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen o topraklarda izimiz kalmamasına rağmen orada insanların o kutlu zamanları hatırlıyor, yaşıyor olması bu mesajın insanlık için ne anlama geldiğini göstermesi açısından çok önemlidir. Yine aynı şekilde 13. yy'da taş üstünde taş kalmayan Anadolu topraklarından neşet eden bu Osmanlı nefesini 100 sene içerisinde Bosna Hersek kıyılarına kadar ulaşması da o askerlerin kılıcı yüzünden değildi, o nefesin asaleti yüzündendi. Ona teslim olan insanların şerefi izzeti yüzündendi. Çünkü onlar sadece hayatlarının anlamını hakkın rızasını kazanmak olarak belirlemişlerdi. Ne nam ne şöhret peşindeydiler, ne mevki, ne mal peşindeydiler. İlahi mesaj diyordi ki o durmadan dinemeden yorulmadan biriktirmeye çalışanları görüyormusun? İşte onlar kavmi gidinceye kadar biriktirmeye devam ederler. Fakat onlar görecekler hemde kesin bir şekilde görecekler. O elim azabın ateşini gördükleri zamanda hey had diyecekler. Fakat fayda etmeyecek. Kendilerine verilen bütün nimetlerden sorumlu olacaklar. Sulae çekliecekler. O mesajı taşıyanlar bu anlatılan ilahi dersi son zerresine kadar hissetip, varlıklarını alemlerin varlığının nebisine kul ve belde olmakla şereflendiren ümmettiler. Bütün bu izzetin itibarın sebebi hesapsız kitapsız menfaatsiz gayesiz teslim olmak. Irmakların nehre kavuşması gibi ona kavuşmaktır. Kim Allah'a dost gayesiyle teslim olursa ondan başka dosta ihtiyaç yoktur. Yeryüzünde hiçbri dost onun dostluğunun yanında fayda etmez. Bütün cihan bir araya gelse onun karşısında fayda etmez. Ama eğer o sizin dostunuzsa zindanlar sizin için saray olur. Ama o sizin dostunuzsa vücudunuz mapsularda olsa bile, gönlünüz alemlerin en özgür ruhu our. Bizim ecdadımız bu duyguyu tatmış ve cihana tattırmıştır.
"Marifet hırkada taçda değildir"
Ne oldu bize? Hayatın anlamını neden kaybettik. Hayatın anlamı neydi de kaybettik? Marifet hırkada taçda değildir. Her ne ararsan kendinde ara, Mekke'de Yemen'de Hac'da değildir. Çünkü Hac'da hırkada bahçede biziz. Çünkü yere göğe sığmayan ulu yaratıcı ben mümin kulumun gönlüne sığarım diyor.
Kur'an Allah'ın bize bir mektubu, Kur'an Allah'ın bize bir mesajı. O'nu duvara asıp saygı göstermek için değil, ya da ölülerimizin ruhuna okumak için değil, hayatımızı yaşarken rehber edinelim diye gönderdi ulu yaradan. Nasıl ki mümin hayatında Kuran'ın ayetlerine saygı gösterirse, seviyesi biraz düştüğü zaman öpüp koklar başımızın üstüne koyarsak, unutmayın ki kainatta var olan herşey Allah'ın ayetidir. Bizler de Allah ayetiyiz. dağlar, taşlar, yıldızlar, ay, yetim gönüllerde, öksüz başlarda, kurtlar, kuşlarda Allah'ın ayetidir. Eğer biz bakmasını bilirsek hayatın anlamını orada görürüz. İşte kaybedilen, işte insanlığın muhtaç olduğu bakış açısı bu. Gönlümüzle baktığımız zaman, ulu yaratıcıya bir anlamda nazargah olan gönlümüzle bakabildiğimiz zaman baktığımız herşeyde hayatın anlamını görürüz. Şunu fark ederiz; iki kapılı bir handan giriş çıkışımızın arasındaki mesafe, doğumumuzda kulağımıza okunan ezan ile ölümümüzde kılınan namaz arasındaki vakit kadardır. Bunda da bir sır vardır. Bu ikisi arasında yapabileceğimiz en aziz iş, iyilik adına sahip olduğumuz imkanlar çerçevesinde insanlığın varlığın eşyanın iyiliği adına yapabieceğimiz her neyse odur. Kimi zaman sokak hayvanına verilecek bir lokma ekmek, kimi zaman başı okşanan bir yetim, kimi zaman yol yaptırmak köprü yaptırmak, kimi zaman öğrenciye burs vermek, kimi şehrimize gelen öğrencilerimize kendi çocuklarımız gibi muamele etmek, onları da kendi evlatlarımız gibi görmek, onları ticari meta gibi değerlendirmemek onlardan nemalanmak için gayret etmemek demek. Çünkü onların bize emanet olduğunu bilmek gerek, çünkü o emanetten sorumlu olduğumuzu bilmek demek. Emanetten sorumlu olduğumuz zaman bu hesabı vermenin pekte kolay olmadığını idrak etmek demek. Nebiler nebisi kisraların sultanların O'nun bir anlık nazahına muhattab olmak için kapılarında nöbet beklediği o ulular ulusu kişi, dünyadan göçüp gittiği zaman bir küçük toplu iğne bile bırakmadı bunu bilmek gerek. Biliyormusunuz Efendimiz (SAV) uyumak için yatağını açtığı zaman odasında namaz kılacak kadar yer kalmıyordu bunu idrak etmek demek. Dünya'nın adına yaratıldığı, kainatın onun için yaratıldığı insanın ümmetinin ızdırabından başka sermayesi olmadığını bilmek demek. Bunu bildiğimiz zamanda hiç endişeniz olmasın, dünyanın en güçlü insanları sizsiniz. Çünkü siz kainatın sahibinin doğrudan himayesi altındasın. Bütün dünya bir araya gelse size birşey yapamaz.
"Emin olacaksınız ki bütün yalnışlar sizinle istikamet bulacak"
Emin olmak. Emin olacaksınız ki bütün yalnışlar sizinle istikamet bulacak, emin olacaksınız ki sizin varlığınız onların bu cihanda tutturacak. Şimdi artık egemenler hayatın varlığın tam merkezine, çıkar, menfaat, kibir, gurur, güç ve iktidarı yerleştirdi. Aklınız varsa aklımız varsa kaçalım bundan. Allah'ın en çok sevmediği her ne varsa bu benim saydıklarımdır. Ama kime ki Allah bunları verir ve verdiği kişi bunları rıza için kullanırsa insanların iyiliği için kullanırsa Allah onu iki cihanda aziz eder. Nebiler nebisi işte bunun için vardı.
Kendi ihtiyacımız varken, kardeşimizi kendimiz için tercih edebileceğimiz bir ruh bütünlüğüne ruh sevginliğine varmısınız? İşte o zaman dünyanın en güçlü insanı sizsiniz. Hani Ramazanda susuzluktan dudaklarımız kuruduğu zaman dünyanın en leziz yemekleri önümüzde dururken, "Ben Allah'tan korkarım bunlara el sürmem" dediğimiz zamanki hissettiğimiz güç varya onun gibi. Hiçbir kuvvet size o yiyecek ve içeceklere el sürmeye cesaret ettirmiyor. Çünkü siz dünyanın size takdim ettiği şeylere inandığınız değerler için hayır diyorsunuz.
"Eğer aklımız varsa dünyanın bize takdim ettiklerini elimizin tersiyle itelim"
Eğer aklımız varsa dünyanın bize takdim ettiklerini elimizin tersiyle itelim. Mal, mülk, makam, mevki! Eğer siz dünya hayatında, siyasetimizi hakkın önüne koyuyorsak, ticaretimizi hakkın önüne koyuyorsak, menfaatimizi hakkın önüne koyuyorsak, kibrimizi, haysiyetimizi, gururumuzu, şahsiyetimizi, meshebizimi, sülalemizi, makamımızı meshebimizi hakkın önüne koyuyorsak vay bizim halimize! Çünkü bunların hiçbirisi ait değil. İşte hepimize, işte bütün insanlığa bir kurtuluş vesilesi. Kutlu Doğumun mesajında yeniden buluşmak. Bundan önceki yaptığı hatalardan pişmanlık duyan insan anasından doğmuş gibi tertemizdir. İşte bugün bize bu fırsat. Kibir, gurur ve onur için her ne yaptıysam bunlardan vazgeçiyorum. İşte dünyanın en güçlü insanı biziz. Hiç kimse kendini yalnız ve güçsüz hissetmesin. İnanıyorsanız mutlaka zafer sizindir. Üstünlük sizde. Bütün insanlık hüsranda. Sadece Hak'ka teslim olanlar ve iyi işler yapanlar. Aranızda mutlaka Hak'kı ve sabrı tavsiye edenler bulursunuz. Onların sayesinde bu sancak göklerde dalgalanmaya devam edecek. Onların sayesinde insanlığın ihtiyacı olan bu nefes bu topraklardan neşet edecek."