ENVER PAŞA

Gerçek ismi İsmail Enver olup İstanbul’da Divanyolu’nda dünyaya gelen Enver Paşa’nın ailesi Manastırlıdır. Annesi Ayşe Hanım, babası ise surre emini olan olan Ahmet Bey’dir. Üç yaşında ibtidâi mektebine kaydedildi. Daha sonra Fatih Mekteb-i İbtidaisi’ne yazıldı ve babasının Manastır’a tayini nedeniyle öğrenimini burada devam ettirdi. Küçük yaşta olmasına rağmen 1889’da Manastır Askeri Rüştiyesi’ne kabul edildi.1896 yılında mezun olduktan sonra Harp Okulu’na geçti,teğmen olarak mezun oldu. Bu sıralarda II.Abdülhamid’e karşı olan propagandalardan etkilendi. Yıldız Sarayı’nda bir defa götürülüp sorgulanmış fakat ceza almamıştır.

Erkanharp eğitimini başarıyla bitirip Manastır’daki 13.Seyyar Topçu Alayı’na tayin edildi. Bulgar, Rum ve Arnavut çeteleriyle mücadele ederek üstün başarılar gösterdi. Osmani, Mecidi,altın ve liyakat madalyalarıyla ödüllendirildi. Milliyetçilik fikri onun üzerinde büyük tesir yaparak bazı cemiyetlere katıldı. Terakki ve İttihat Cemiyeti tarafından başlatılan ihtilal ve suikastlere katıldı. Dağa çıkan subaylar arasında en kıdemlisiydi ve Kolağası Niyazi Bey ile birlikte yaptığı önemli faaliyetleri nedeniyle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin askeri kanadının önemli ismiydi. Almanya’da görev yaptığı sıralarda ülkenin askeri ve sosyal yapısından etkilendi ve tam bir Alman hayranı oldu.

31 Mart Vak’ası nedeniyle Hareket Ordusu’na katıldı. İtalya’nın Trablusgarp’a saldırması nedeniyle Bingazi’ye hareket etti. 1911’de İtalyanlar’a karşı büyük başarılar elde etti. II.Abdülhamid döneminde emekli olan paşaların yerine geçen genç subaylar arasında olan Enver Paşa’nın maiyetinde İsmet İnönü ve Kâzım Karabekir’de bulunuyordu. ‘’Enveri’’ adında sesli ve sessiz harflerin her birinin ayrı yazılması ile uygulanan bir yazı biçimi gibi yenilik getirdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Almanya ile anlaşması için girişimlerde bulundu. Sultan Mehmed Reşad’ın yeğenlerinden olan Naciye Sultan ile 5 Mart 1914’de evlendi. Mustafa Kemal Atatürk de Naciye Sultan ile evlenmek istemiştir fakat Enver Paşa daha hızlı davranmıştır. Atatürk ile aralarının açık olmasının sebeplerinden de birisidir bu olay.

Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Savaşı’na girmesinden sonra Doğu Cephesini yönetti. 1 Kasım 1914’te Rusların Osmanlı sınırını geçmesi nedeniyle harekata geçtiler ve 4 Kasım’da Köprüköy’e geldiler. Kumandanların itirazına rağmen ağır kış şartları altında ileri hârekatı sürdüren Enver Paşa, Sarıkamış’ta 90.000 kişilik ordunun Allahüekber dağlarında donarak ölmesi ve Ruslar tarafından da öldürülmesi nedeniyle 10 Ocak 1915’te cepheyi terk etmek zorunda kaldıl. Bu başarısızlık onun prestijini sarstı ve Harbiye nazırlığı görevinden alındı. İttihat ve Terakki’nin yedi lideriyle birlikte Arnavutköy’den Alman denizaltısına binerek Odesa’ya kaçtı.

1919’da Berlin’e giderek çalışmalarını buradan devam ettirdi.

1-8 Eylül 1920’de Bakü’de gerçekleşen Doğu Halkları Kongresi’ne katıldı. Ruslar’a karşı başlatılan Türkistan coğrafyasının özgürlüğünü destekledi. 4 Ağustos 1922’de Abıderya karargahında kurban bayramı için düzenlenen bayramlaşma töreni esnasında Rusların ani baskısına uğradı ve giriştiği çarpışmada öldürüldü. Cenazesi 3 Ağustos 1996’da askeri bir uçakla İstanbul’a getirildi. ‘’ Yalnız İslamları ve Türklüğü kurtarmak teşebbüsüyle yaşıyorum.’’ Tüm gayesi bu olan Enver Paşa davası için ölmekten de çekinmemiştir. Enver Paşa "...Ben, vatan için, vatanın her zerresi için bütün kuvvetiyle ölünceye kadar çalışacak bir makine olmak istiyorum. Ne yapayım, bir defa vatanı her şeyden, herkesten daha fazla sevdim. Ona ebediyen sadık kalacağım..." sözleriyle vatan sevdasını dile getirmiştir.

Enver Paşa’nın şehadeti üzerine Türkistan’da aylarca matem devam ederken Buhara Halk Cumhuriyeti Hükümeti Enver Paşa’nın ölümünü Ruslarla kutladı. Hatta Buhara hükümeti, Sovyet askerlerine kızıl yıldız madalyasını vererek ödüllendirdi.

Şevket Süreyya Aydemir’in Enver Paşa için: "Enver, ne büro ne kışla adamı idi. Ona hareketli vazifeler lazımdı." şeklinde nitelendirmiş.

Türkistan’ın milli şairi olan Özbekistanlı Şair Abdülhamit Süleyman Çolpan Enver Paşa’nın şehadetinden sonra şu şiiri yazmıştır:

BELCİVAN

Feryadım boğsun Dünya’nın bütün varlığını;

Ümidim son ipini de koparıp atsın!

Gazaptan titreyen genç bir yiğidin

Dolmuş mermiler sinesine taş gibi,

Dağlarda özgürlük diye gezen geyiğin

Matemler inmiş kara gözlerine.

Deryalar, dalgalar titreten bir yiğit,

Yediği darbelerin kahrından yıkılıp kalmış,

Kurtuluş yıldızı sanki hiçliğe karışmış,

Senin son canını da düşmanlar almış.
….
Şehitlerin yüzüne damlayan nurlar,

Bizi kan ağlattı bu kara haber.

Berlin sokakları yiğidin birini,

Dopdolu koynuna alıp sardı,

Tiflis’in havaları da bir kurtarıcı yiğidi,

Kara hanlara boyayıp toprağa saldı.

….

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Sakarya Gazetesi Haberleri