Sinan Önce
"Türk İslam Tarihinde ve Batı'da Hz. Muhammed Algısı" konulu sempozyum sona erdi. Bilecik Üniversitesi konferans salonunda 30 Nisan-1 Mayıs tarihleri arasında süren sempozyum 1 Mayıs Pazar günü 11:30'da yapılan değerlendirme oturumunun ardından sona erdi.
Oturum Başkanlığını İl Müftüsü Necati Tayyar Taş'ın yaptığı son oturumda sempozyum değerlendirmesini Prof. Dr. Mehmet Şeker Prof. Dr.Ahmet Önal ve Prof. Dr.Mustafa Kaya yaptı. Yaklaşık bir saat süren değerlendirmeler sonunda ise İslam Tarihçileri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Şeker ve Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan kapanış konuşmalarını gerçekleştirdi. Şeker gerçekleşen sempozyum sonunda çıkan sonuca göre daha yüzlerce konuda toplantıların yapılacağını ifade ederek şöyle konuştu: "İki gün boyunca devam ettiğimiz bu sempozyumda daha belki yüzlerce bilimsel toplantılar yapılacak konuların çıktığını görüyoruz. Her bir konu ayrı bir tartışma ele alıp bunları inceleme konusu olduğunu gördük. Bende bu vesile ile özellikle bildiri ile katılan meslektaşlarıma şükranlarımı arz ediyorum.
Çok kısa zamanda bu bildirileri hazırladılar ve huzurlarınıza getirdiler. Onların emeğinin boşa gitmemesi için kitap haline getirilmesini istiyoruz. Bu sempozyumun gerçekleşmesi hususunda emeği geçen İslam Tarihi Kurulu özellikle sekreterliğini yürüten arkadaşlarıma ve Bilecik Üniversitesinin başta rektörü olmak üzere diğer çalışanlarına başından sonuna kadar bu toplantının başarı ile geçmesi için emek veren arkadaşlarıma teşekkür ediyorum." dedi.
Rektör Özcan ise dünyadaki bütün kelimeler zikir edilse bile Peygamber Efendimizi anlatmaya yetmeyeceğini ifade ederek şöyle konuştu: "Söylenmesi gereken her şey söylendi ama dünyadaki bütün kelimeler burada zikir edilmiş olsa herhalde O'nu anlatmaya yetmeyecek. Sahip olduğumuz bütün ünvanların fevkinde olan bir itibarımız söz konusu ki biz bugün onun hakkında konuşma şerefine sahibiz. Bizim sahip olduğmuz bütün itibar ve kelimelerin sahip olduğu bütün itibar onunla birlikte yan yana anılmaktan geçiyor. Onun için de ne kadar şükür etsek azdır.
Aklın ziyası, fünun-u medeniyedir Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir ikisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. Bunu da hatırlamak lazım. Çünkü bu ikisinin imtizacıyla vicdansız ilim zalim oluyor ve ilimsiz vicdan da aciz kalıyor onu da biz kendi tarihimizde yıllardır izliyoruz.
Üniversiteler bunun için var bunun için olmalı. Vicdan ile ilim birbirinden ayrılmaksızın ve ölüm bizi yakalayıncaya kadar duraksızın yapılması gereken iki ameliyat. Biz eğer gerçekten Peygamberi seviyorsak onu hayatımızda bir örnek gibi yaşayarak sevgimizi gösterebiliriz. Ne yazık ki entellektüel birikiminde giderek Peygamberin varlığı ve sevgisi sanki ölüm sonrası ihtiyacımız olacak bir sermaye gibi anlatlmaya başlandı. Peygamberin varlığı ve sevgisi bize öncelikle ölüm öncesinde lazım ki sonrasına ait endişelerimiz onun "Emin" sıfatı birlikte zai olsun.
Tarihin kaydetmediği küçücük bir kasabada yetim ve savunmasız bir insan çığır açıyor. Yanı başındaki Roma ve Bizansa rağmen. 30 sene bütün hicaz yarımadasına 100 sene de Türkistan'a uzanan bir coğrafya da bir medeniyet tesis ediyor. Bu sırrı sosyal bilimcilerin çok iyi düşünmesi lazım. Ümitsizliğe düştüğünüz her anda tutunacak bir kök gibi telaffi etmesi lazım.
Çünkü tarihimiz boyunca çok tehditlere maruz kaldık. Ama şimdiki hepsinden daha vahim. Biz geçmişimizde yaşadığımız tehditleri bünyemizdeki güçlerle atabilmiştik. Fakat şimdi hem giderek gücümüz zayıflamak ta hemde tehdit giderek artmakta küreselleşmekte. İşte bu tehditte tutnabilecek köklere ihtiyacımız var. O köklerin en köküde Hz. Peygamber. Her nesil onu yeniden anlamaya çalışmalı her nesil yeniden kendi kahramanı ilan etmeli." dedi.