HİCRET

NECATİ TAYYAR TAŞ

HİCRET

Hicret, sözlükte terk etmek, ilgisini kesmek, bedenen, lisânen veya kalben ayrılmak, uzaklaşmak mânâlarının yanında, daha çok bir yerden bir yere göç etmek anlamında kullanılmakta ve genelde; gayrı müslim ülkeden İslam ülkesine göç etmeyi, özelde ise; Hazreti Peygamberin ve Mekke’li Müslümanların Medine’ye göçünü ifade etmektedir. Bu sebeple, Medine’ye göç eden Müslümanlara muhâcir, onlara kucak açıp bütün varlıklarına ortak eden Medine’li Müslümanlara da ensâr denmekte ve bu hayırlı nesil pek çok âyet ve hadiste tebşir ve tebcil edilmektedir. Hicret, Kur’anda geçmemekle beraber, otuz bir yerde ‘hecr’ kökünden gelen çeşitli anlamlarda kullanılmış ve bütün peygamberlerin ve hatta peygamberlerin vârisleri olan ulemanın mukadder kaderi olmuştur. Mürşit, doğduğu yerde olmaz, öldüğü yerde doğar. Fikir fidelerini gerekirse ıstıraplarıyla besleyemeyenlerin ve sulayamayanların mefkûrelerinin yaşama hakkı yoktur. Hazreti Âdem, cennetten dünyaya, Hz. Nuh, gönül dostlarıyla birlikte deryalarda yüzen gemisiyle Cûdi dağına, Hz. İbrahim, ilk önce Filistin’e, sonra Mısır’a ve arkasından Kenan diyarına, Hz. Musa, Hz.Lut, Hz.Şuayp ve daha pek çok peygamber işte hep bunun için hicret etmeye mezun ve mecbur oldular.

Peygamberimizden önceki peygamberleri hicrete zorlayan şartlardan daha ağır şartlar, nebîlerin sonuncusu peygamberimizi de hicrete icbar etti. Mekke’de inançlarından dolayı evlerine hapsedilen, birbiriyle ilişkileri kesilen, aç bırakılan, ayak ve başları develerle ters istikamette çektirilerek şehit edilen, derileri diri diri yüzülen, göğüslerine bindirilen ağır taşlarla çıplak vücutları kızgın kumlarda dağlanan kadın-erkek, genç-ihtiyar insanların feryadı çekilemeyecek raddeye ulaşınca, 615 de, ilk kâfile, on bir erkek, dört kadın, 616 da, ikinci kâfile, doksan üç kişi olmak üzere l08 kişi, Habeşistan’a gizlice hicret ettiler. Hicret edenlerin iâdelerini defalarca isteyen Mekke müşriklerinin taleplerinin Habeşistan Meliki Ashame tarafından reddedilmesi yanında, bir yolunu bulup da Medine’ye hicret edenlerin her geçen gün çoğalmalarından ve Medine’de oturanların akın akın Müslümanlığı seçerek oluşturulan İslam kardeşliğinden neşet eden korkunun inkârcıların kalplerinde meydana getirdiği telaş ve endişe, Mekke’de göz hapsinde tutulan cihan peygamberine ve ona inanan ilk halkanın kurmaylarına alabildiğine baskıların arttırılmasına ve peygamber dâhil ölümlerine fermanın çıkarılmasına sebep oldu.

Cellatların kan dökmelerine ramak kalmıştı ki, Cebrâil’in ihbarı ile kâinatın efendisi, yol ve mağara arkadaşı, ilk inanmış sırdaşı, kayınpederi, halifeliğin ilk lideri Hz.Ebû Bekir ile, mîlâdî dokuz Eylül 622 de, Perşembeyi Cumaya bağlayan gecenin karanlığında, kararan ve karartılan karanlık ruhları aydınlatmak, tevhit inancını gönüllerde taçlandırmak, câhiliyye devrini asrı saâdete kavuşturmak, İslam Site Devletinin temellerini atmak ve hem Medine’de gece-gündüz yollarını gözleyen, seraplardaki hayâliyle avunan inananlarla kucaklaşmak için, hicretin çetin ve çetrefilli yollarına baş koydu. Yolculuğun üç günü Sevr mağarasında geçmek üzere, 24 Eylül 622 Cuma günü Medine’ye vâsıl olundu.

Önümüzdeki Salı günü, yâni 7 Aralık 2010, Hicrî: 1 Muharrem 1432, bu muhteşem ve muazzez yolculuğun milâdî 1388. yıldönümüdür. Hâr vurup harman savurduğumuz zamanın hengâmesinde ve vâveylâsında gelişine intizar edemediğimiz, yıllarına ve yollarına hasret duyamadığımız, keyfiyetiyle bir türlü dirilemediğimiz, derûnundaki anlam ve mânâyı idrake müdrik olmadığımız ve olamadığımız bu hicretin, basîretimizin ufkunda bereketlere ve silkinmelere vesile olmasını temenni ediyor, aziz okurlarımın ve bilcümle dostların hicretini muhabbetle kutluyorum. Hicretiniz mübarek olsun...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.