Bu hafta ki yazımda Bozüyüklü Sevim Çimen isimli vatandaşımızın yaşadığı ve hayatta herkesin başına gelebilecek bir mağduriyeti kaleme almak istiyorum.
Sevim hanım 2000 yılında kamyon şoförü olan eşini trafik kazası sonrasında kaybediyor. Eşinin öldüğü kazada karşı taraftan kazaya karışan diğer vatandaşta hayatını kaybediyor. Sevim hanımın eşi Kadri Çimen’in (kamyon tekerinin rotu koparak karşı şeride geçtiği için) kazaya sebebiyet verdiği gerekçesi ile karşı tarafın ailesine o dönemde Bağ-Kur tarafından 8 bin 900 TL ölüm yardımı yapılıyor. Sevim hanıma da yine o tarihte sigorta tarafından 75 TL cenaze yardımı yapılıyor.
Ardından yıllar geçiyor ve 2009 yılının son çeyreğinde 10 yıllık zaman aşımının dolmasına kısa bir süre kala SGK tarafından Sevim hanıma dava açılarak karşı tarafa ödenen 8 bin 900 TL ölüm yardımı ile birlikte yaklaşık 31 bin TL civarında faiz talep ediliyor. Sevim hanım küçük yaşlarda 2 çocuğu ile birlikte trafik kazası sonrasında eşini kaybetmenin şokunu henüz üzerinden atamamışken verdiği bu zorlu hayat mücadelesinde 14 yıl sonra SGK tarafından gelen icra talebiyle ikinci bir şok daha yaşıyor.
Konuyu araştırdığımda hukuken yapılacak bir şeyin olmadığı ama vicdanen kabul edilmesinin mümkün olmadığı ifade ediliyor. Şayet hukuken doğru uygulama yaptığınızı düşündüğünüz bir konuda vicdanen rahatsızlık hissediyorsanız uygulamada bir terslik var demektir. O zaman ya o kanunun uygulama noktasında acilen ele alınması gereken bazı eksiklikler var. Ya da kanun uygulayıcılar uygulamayı kendi insiyatifleri doğrultusunda işleme koyuyor. Buradan kurum yetkilisi başta olmak üzere bu işlemleri takip eden ilgililere seslenmek istiyorum. Siz şu anda kanunen size tanınan yasal süre içerisinde işlemi gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyor. Zaman aşımına aylar kala belki de size yansıyabilecek bir faturanın bedelini karşı tarafa yüklemenin hazzını duyuyorsunuz. Hukuken yapılanın doğruluğunu savunuyorsunuz. Ancak görevinizi zamanında yapmayıp geciktirerek aileye yüklediğiniz maddi ve manevi külfetin vicdani sorumluluğunu duymuyorsunuz.
Maalesef ki 6 ayda vatandaşın emeklilik yazışmasına ancak cevap verebilen bir kurumun zaman aşımına aylar kala vatandaştan faiz isteyerek kendini temize çıkarmaya çalışmasını da normal karşılamak gerekiyor. Bozüyük’ten emekli olmak için SGK merkezine başvuran vatandaşlar Türkiye’nin en ücra illerinin (mesela Erzurum) SGK kurumundan istedikleri yazışmanın cevabını bir hafta ile 10 günde alırken dibimizde ki Bilecik’ten 6 ayda cevap gelmesi hem acı hem de düşündürücüdür. Çağımız teknolojisinde Türkiye’nin en uç noktasından gelen cevaba Bilecik SGK’nın 6 ayda cevap vermesini iyi niyetle bağdaştırmak mümkün olamaz. Emeklilik dilekçesine 6 ayda cevap veren bir kurumun zaman aşımına 2 ay kala rücuen tazminat dosyasını işleme koymasından daha doğal bir şey olmasa gerek...
Sonuç olarak 2000 yılında yaşanan bir olayın ardından neden bu kadar yıl beklenildiği sorusu cevabını arıyor. Burada kamu görevlilerinin yapmış olduğu hata veya ihmalkârlık vatandaşa mı yüklenmek isteniyor? Vatandaştan istenilen milyarlarca faizin gerekçeli açıklaması nedir? Konuyla alakalı kendilerine gidildiğinde 'ufak bir yanlışlık yapmışız' itirafında bulunanlar bu ihmalin karşılığında cezasız mı kalıyor? Bu konunun tüm ayrıntılarıyla ele alınmasını talep ediyor ilgili mercileri sorumlular hakkında göreve davet ediyorum.
Vatandaşa hizmet üretmek için o koltukları meşgul edenlerin görevlerini yerine getiremedikleri veya kötüye kullandıkları takdirde koltuğunu boşaltma cesaretini de göstermeleri gerektiğini düşünüyorum....
Saygılarımla...