HZ. ÖMER’İN (r.a) KUDÜS ZİYARETİ

MUZAFFER TEKELİOĞLU

Hz. Ömer, kölesiyle beraber Kudüs'e gitmektedir. Bu mukaddes şehre giden Hz Ömer'le kölesinin, sadece bir develeri vardır. Dolayısıyla yolda deveye nöbetleşe binmektedirler. Kudüs'e yaklaştıkları zaman, deveye binmek sırası köleye gelmiştir. Her ne kadar sıra kendisine gelmişse de deveye binmek istemeyen köle:

- Efendim, sıra bana geldi ama Kudüs'e yaklaştık. Benim deve üzerinde, sizin yaya olmanız doğru olmaz. Şehre girerken devenin üzerinde siz olunuz, dedi.

Hz Ömer (r.a.) itiraz etti:

- Biz Müslümanız. Ben her ne kadar halife isem de, seninle benim aramda Allah indinde hiç bir fark yoktur. Sıra senindir, deveye sen bineceksin, dedi.

Köle, "Kudüs'te bulunan Hıristiyanlara karşı iyi olmaz. Lütfen siz bininiz" diye ısrar ettiyse de Hz Ömer (r.a.) sırayı bozmuyordu.

Nihayet köle deve sırtında, Hz. Ömer yaya olarak devenin yularını tutmuş vaziyette, Kudüs'e girdiler.

Kudüslü bütün Hıristiyanlar büyük halifeyi karşılamak ve ona şehrin anahtarını sunmak için şehir dışında onu bekliyorlardı. Devenin üstündeki kişiyi halife zannederek, ona hürmet göstermek istedilerse de köle, kendisinin değil devenin yularını tutan ve yaya olan kişinin halife olduğunu söyledi. Bütün papazlar hayret ettiler. Nasıl olur da; düşmanlarını titreten halife Ömer, bir kölenin hayvanının yularını tutarak gelirdi. Üstelik de kendisi yaya olarak.

Bunun sebebini sorduklarında şöyle dedi:

- Biz Müslümanlar arasında halife ile köle Allah indinde birdir. Üstünlük sadece Allah'a bağlılıktadır. Bir tane devemiz olduğu için nöbetleşe biniyorduk. Kudüs'e yaklaşırken sıra ona gelmişti. Onun için o bindi. Bunda anormal olacak bir şey yok.

Bu durumu gören Hıristiyanların birçoğu daha fazla dayanamayıp Müslüman oldular.

Hazreti Ömer böylece Kudüs şehrini teslim aldı.

Kimsenin canına ve malına dokunmadı.

Namaz vakti gelmişti ve Hz. Ömer (r.a.) namazı kılacaktı. Kendisine namaz kılmak için kiliseyi gösterdiler ve ''Burada namazınızı kılabilirsiniz" dediler. Kabul etmedi ve "Ben kilisede namaz kılarsam, Müslümanlar benim burada namaz kıldığımı duyarlar ve burayı cami yaparlar. Hâlbuki biz, fethettiğimiz yerlerdeki insanların inançlarına karışmadığımız gibi onların ibadethanelerine zarar da vermeyiz" dedi.

Gerek Hz. Ömer ve gerekse ondan sonraki bütün Müslüman idareci ve kumandanlar, fethettikleri toprakların halkına karşı dini hiç bir zorlamada bulunmamışlardır. Onların bu hareketini gören başka dinden olan insanlardan birçokları, bu yüksek ahlak karşısında, dayanamayıp Müslüman olmuşlardır.