Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Yaşar, Doğu Dünyası ve Müslümanlar için ilk insan hakları beyannamesinin Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi olduğunu söyledi.
Ahmet MEŞE
İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası münasebetiyle düzenlenen programda konuşan Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Yaşar çok önemli mesajlar verdi. Başsavcı Yaşar, Doğu ve Müslüman Dünyası için Kur’an-ı Kerim’in ve Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’nin ilk insan hakları bildirgesi olduğuna dikkat çekti.
10 Aralık İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası dolayısıyla Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Ertuğrul Gazi Orta Okulu’nca organize edilen bir program gerçekleştirildi. İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası konulu program, dün saat 10.00’da Bilim Sanat Merkezi Salonu’nda gerçekleşti.
Programa Vali Yardımcıları Ekrem Ballı ile Metin Çınar’ın yanı sıra Belediye Başkanvekili Mine Geyik ve çok sayıda daire müdürüyle, öğrenciler katıldı.
Etkinlikte İl Müftüsü Necati Akkuş ile Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Yaşar konuşmalarını gerçekleştirirken, okunan şiirler ve müzik dinletileri etkinliğe renk kattı.
Programın açılış konuşması, Türkçe Öğretmeni Nurcan Karadağ’dan geldi. Karadağ, Birleşmiş Millerler Örgütü tarafından yayınlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden bahsetti. Karadağ,” 24 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü’nün öncelikli amacı Dünya’da barışı ve güvenliği sağlamaktı. 10 Aralık 1948 tarihinde BM Örgütü İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kabul ve ilan etti. 10 Aralık ile başlayan hafta, BM’ye üye milletler de İnsan Hakları Haftası olarak kullanılmaya başlandı. Bu beyannamenin ana teması özgürlük ve eşitlik tanıyan bir bildirge olmasıdır.
BM’nin çağrısıyla çeşitliliğin kucaklanması ve ayrımcılığa son verilmesi hedefine vurgu yapan söz konusu bu önemli yıldönümü tüm dünya milletlerine insan haklarının tartışılmaz önemini ve vazgeçilmezliğini bir kez daha hatırlatmaktadır. İnsan onuru ve eşitlik insan hakları fikrinin temelinde yer alan iki temel değerdir” dedi.
Daha sonra kürsüye gelen Rehber Öğretmeni Arzu Uzun, şiir tadında bir konuşma yaptı. Uzun,” Bende bir çocuğum diğerleri gibi. Şefkatle öpülmek sevilmek isterim” dedi. İnsan Hakları Beyannamesi’nden bahseden Uzun, çocuklara dikkat çekmeye çalıştı. Uzun, onların bende varım deme haklarının olduğunu söyledi.
Ardından İl Müftüsü Necati Akkuş kürsüye geldi. Müftü Akkuş, insan ve hakkın çok önemli konular olduğuna dikkat çekti. İnsan haklarını dini ve sosyal alanda ele alarak önemli mesajlar verdi. Akkuş, varlıkların en şereflisinin insan olduğuna dikkat çekti. Akkuş, insanı bu kadar önemli kılan faktörlerinse kendisine verilen ruh ve akıldan geçtiğini belirti. Müftü Akkuş’un insan haklarını konu alan önemli konuşmasını gazetemizin daha sonraki yayınlarından okuyabilirsiniz.
İl Müftüsü Necati Akkuş’un ardından söz alan Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Yaşar, Müftü Akkuş’un dini ve sosyal açıdan ele aldığı İnsan Haklarını daha hukuki boyutta anlatmak istediğini ancak bu durumun oldukça sıkıcı olacağını söyledi. Daha sonra Başsavcı Yaşar, İnsan Hakları Bildirgesi’nin yayınlanmasından ülkemizin geldiği noktaya ilişkin çeşitli açıklamalarda bulundu. Başsavcı Yaşar özellikle öğrencilere seslendi.
“İnsan Haklarının çeşitli yerlerdeki gelişimi farklı”
Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Yaşar konuşmasında şunları kaydetti:” Birleşmiş Milletler, II. Dünya Savaşı bitiminden sonra kurulmuş sonra bu kadar savaş bu kadar ölüm. 30 maddelik İnsan Hakları Bildirgesi yayınlamak zorunda kalmış. Ama bunun evveliyatı var. Dünya’da da her şey paralel gitmiyor. Tarih farklı yerlerde farklı coğrafyalarda farklı yaşanıyor. Bizim sizlere klasik olarak anlattığımız söylemlerimiz batı dünyası tarihi ve coğrafyasıyla ilgili gelişmeler. Doğu dünyası var, çeşitli ülkeler var. İnsan Haklarının çeşitli yerlerdeki gelişimi farklı. Klasik batı öğretisine göre anlatacak olursak Ben eğitim döneminin büyük bir kısmı zaten bize bunu ilkokulda da orada öğretmişlerdi.
“Bildirge göstermelik demeyeyim ama…”
Batı dünyası Roma İmparatorluğunun yıkılmasından sonra İngiltere devralıyor burada halkla, soylular ve krallar arasında bir mücadele var. Roma'dan gelen mirası kötü kullandığı için İngiltere soyluları. Roma İmparatorluğunda bir adalet anlayışı var ama burada yok. En sonunda bireysel başkaldırılar olmuş. Daha sonra Magna Carta denilen bildirge göstermelik demeyeyim ama buradan başlamış İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi yayınlanıncaya kadar gelişim evreleri giderek büyüyor gelişiyor. Sonra olgunluğa erişiyor. Bu İnsan Hakları kavramı da batı dünyasında bu şekilde İngiltere’deyken böyle öğretilir. İnsan Hakları ilk İngiltere’deki bu anlaşmadan sonra Amerika Birleşik Devletlerinde iç savaş sonrası 1776'da ikinci bir bildirge hazırlanmış. Sonrasında Fransız Devrimi 1789 meşhur Jeanne d'Arc sonrasında Birleşmiş Milletler Cemiyeti sonrasında da Birleşmiş Milletler.
“Politize etmek istemiyorum ama…”
Şimdi ben bunların içini doldurarak sizlere bunları anlatacağım. İngiltere’de İnsan Hakları Beyannamesi imzalanmış ama İngiltere o dönemde güneş batmayan bir imparatorluk kurmuş. Yani sözde kalmış. Güneş batmayan imparatorluk şu demek yani dünyanın her tarafında toprağınız var demek. Ve buralara hak adalet götürmemiş. Daha sonra İngiltere’den Amerika kıtasının keşfinden sonra göçler olmuş. Amerika’da 1776'da diyoruz Amerikan Bağımsızlık Beyannamesi bir nevi İnsan Hakları Bildirgesidir. Bu durup dururken olmamış tabi orada bir kölelik var. Güney Amerika köleyi savunuyor, kuzeyi savunuyor gibi gözüküyor bir iç savaş çıkıyor. Uzun süren bir iç savaş sonunda böyle insan haklarına yer veren bir belge imzalamak zorunda kalıyorlar. Sonrasında Fransız Devrimi var. Jeanne d'Arc'ı hepimiz biliyoruz, bayan özgürlük kahramanı. Ama aynı Fransa şimdi çok politize etmek istemiyorum ama bütün Afrika'yı 20. yüzyılın ortalarına kadar, 1960'lara kadar işgal ediyor. Fransız Bağımsızlık Beyannamesi sonrası Birleşmiş Milletlerin ilk hali olan Milletler Cemiyeti ortada I. Dünya Savaşı var bizimde dahil olduğumuz. İki büyük galip devletin başkanı anlaşırken insana haklarına da yer veren maddeler koyuyorlar sonrasında II. Dünya Savaşı her ne kadar biz katılmasak da çok büyük ölümlere sebebiyet veriyor.
“Sıkıntı da yok sakınca da”
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık bugünde kutluyoruz bunda bir sıkıntıda yok bir sakıncada yok. Belediyeleri de küçümsemek için söylemiyorum ama size bir şey anlatmaya çalışıyorum. Tarih canlı bir şey sürekli yaşanıyor. Öyle kronolojik olarak ezberlediğinizde aradaki boşlukları bilmediğimiz zaman ayağınız yere basmaz. O zaman bunu özümsemezsiniz bu güne geldiğimizde de pek çok tartışmayı anlamazsınız. Gelecekte aynı hatalara sizlerde bizlerde düşeriz diye düşünüyorum çünkü her şeyi dolu dolu bilirsek "niçin bu bildirge, bunun altına yatan neler var, neden olmuş" dersek ders alırız tarihten. Çünkü yaşamı kolay kılmak için tarihi bilmek geçmişten ders almak gerekiyor.
“Bir şey değişiyor mu?”
Bütün bunlar bildirgelere belgelere konunca bir şey değişiyor mu? Sonuçta uygulamak yine bizlere insanoğluna düşüyor. Biz bunu özümzersek, bilirsek o zaman yaşarken uygulayabiliriz. Birleşmiş milletlerin bu 1945'te kabulünden sonra ülkelerde anayasa kavramı oluşuyor. Ülkeler anayasalarını kuruyor. Anayasa dediğimiz şey arkadaşlar. Çerçevedir bir bütün yasaların genel hatlarını bildirir, insanlarında haklarını belirler. Ben küçükken 11 yaşındaki çocukların göz altına alınıp tutuklandığı ortamdan şimdi artık 18 yaşa çekildi şu an Çocuk Hakları Kanunu var, Ailenin Korunması Kanunu var. Pek çok insan haklarıyla ilgili kanunlarımız var. Bunlarda güzel zaman zaman bizde çok eleştiriliyoruz ama kanunu da uygulamak diye bir şey var. Uygulayıcının mahareti, yeteneği, birikimi tarih bilgisi önemli Hakim - Savcılar şuan TM'den mezun oluyor. İstatistikçi oluyoruz arkadaşlar, meslekte öğreniyoruz. Tecrübe edindikçe kanunları daha güzel uyguluyoruz.
“Hayatın gerçeği böyle”
Sizler dünyanın bütün coğrafyalarındaki tarihi gelişimleri doğu dünyası ve batı dünyası açısından bakar okursanız kültür olarak söylüyorum, sınav geçmek için değil. İnsan hakları kilometre taşlarını daha iyi anlarsınız. Gelecekte de çok mutlu ferah bir ülke oluruz. Şimdi bu beş belgeden sonra bizim anayasamızda da onlarca mevzuat insan haklarıyla ilgilidir. Bunların yazılı olarak kalmasının peki anlamı yok. Devletler güçlü olduğu oranda sözleri dinlenir, insanlarda öyle. Sağlık, ekonomik durumu iyi bir insan daha çok kabul görüyor daha çok sözü dinleniyor, devletlerde de böyle ben siz yaşlarındayken Türkiye'nin elli milyar dolar geliri vardı, şu an bir trilyon dolar geliri var. Şu an en son haliyle insan haklarının kaldığı nokta neydi? Birleşmiş Milletlerdi İnsan Hakları Beyannamesini hazırlayan kurum. Şu an 200'e yakın ülke var ama beş ülke var. Bu beş ülke istediği zaman hayır deme hakkına sahip. 195 ülke anlam ifade etmiyor. Beş ülkeden kasıt şu an ekonomik çeşitli açılardan gelişimini tamamlamış, gücünü kuvvetini koruyan ülkeler. Bir gün bizde 5-10 trilyon dolar milli gelire ulaşırsak pek çok konuya müdahil olabiliriz, sözümüz dinlenir. Sözümüzün dinlenmesi için bizim, özellikle siz gençlerin çalışıp üretmesi lazım, ülkeyi her yönden kalkındırması lazım, insanın kendisini de her açıdan yetiştiresi lazım. Hayatın gerçeği böyle. Bunları yaparsak o zaman doğuştan var olan Müftümüzün de sosyal yönden açıkladığı hakları koruyabiliriz. Siz öbür türlü ne kadar söylerseniz, söyleyin ben demokrasi götüreceğim der bir yere gider iki milyon ölü bırakır çıkar. Hiçbir şey yapamazsınız, sessiz kalırsınız. Dünyanın başka noktasında başka bir şey olur sadece üzülürsünüz. Ben sizlerin yaşındayken elli milyar dolar olan gelirimiz, günümüzde bir trilyon olarak ulaşmış durumda belki siz benim yaşlarıma geldiğinizde 3-5 trilyonu göreceksiniz o zaman ideallerinizi uygulayacaksınız. Sizlere büyük iş düşüyor o yüzden çalışacaksınız. Sadece sınav geçmek için değil bunlarında bilinciyle araştırarak, özümseyerek, yaşayarak çalışacaksınız. Çok daha faydalı oluyor.
“Gelecek için ümitliyim”
Ben gelecek için ümitliyim. Dedim ya klasik batı öğretisinde kilometre taşları beş tane Manga Cartadan başlıyor. Ama doğu dünyasına ait bir ülkeyiz biz böyle bir kültürüz. Biz Türk- İslam kültürüyle devam ettiğimiz için bizim için insan hakları 750'li yıllarda başlamış Talas Savaşından sonra Müslüman olmuşuz. İlk bildirge Doğu Dünyası için, Müslüman dünyası için Kuran-ı Kerim ve Peygamberin vefatından önceki Veda Hutbesi. Bakın ona Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesine çok benzer. Birisi 7. yüzyıl birisi 20. yüzyıl. Geleneksel Türk kültürüne ait ahlak anlayışımızda var bizim. Bizler için doğu dünyasına ait kültürler için farklı şekilde yayılırken, batı dünyasında farklı şekilde yayılmış. Şu an günümüzde globe, herkesin herkesi gördüğü, izlediği dünyada ortak bir noktada iki tarafı da bilmek lazım. Bizim hem ahlak kültürel yönünden çok bir sorunumuz yok, insan haklarına saygı açısından. Bizde sorun ekonomik zafiyete uğramışız, büyük savaşlar geçirmişiz, neredeyse 1900'lü yıllarda yüz yıl boyunca savaşmışız, çok yoksul düşmüşüz, karın doyurma derdine düşmüşüz bazı şeyler geri kalmış. Ama şu an şükür değil mi? Geliştirdik kendimizi ekonomi ve her açıdan.
“Sahip çıkacağız”
Artık bu tür şeylerle de ilgileneceğiz sadece kendi ülkemiz için değil, ülke dışında dahi ilgilenip sahip çıkacağız. Bu da biraz daha çok çalışmamızı gerektiriyor, daha çok üretmemizi gerektiriyor. Benim söyleyeceğim bunlardır. Ben şimdi size mevzuatı sıralarsam uyursunuz, sıkılırsınız, bir şey kafanızda kalmaz. ben arkadaşlardan sınav kültürüyle değil de hobi olarak tarihe bakmalarını istiyorum. Arada ne olup bittiğini de merak etmek istiyorum. Ben bunu 30 yaşımdan sonra öğrendim çok geç kaldım. Siz şimdi öğrenirseniz çok daha başarılı olursunuz. Bu da ülkemize yansır. Ben hepinize bu açıdan başarılar diliyorum. Sizlere de güveniyor ve inanıyoruz. Sizler bizim yaşlarımıza geldiğinizde çok daha iyi uygulamalar görülecek Türkiye'de bu adli konular tartışılmayacak belkide. Türkiye'deki haberlerin yarısı hakim ve savcıların hatalarıyla dolu değil mi? Bunlarda kalmayacak. Siz daha başarılı olacaksınız ülkemiz başarılı olacak, güçlenecek. Dünya üzerinde de sözü dinlenilen bir ülke olacağız. Bu oturup eleştirmekle olmuyor çalışıp üretmekle oluyor.
“Olayları tarihten ayıramayız”
Batılıların anlayışı tarihi antik yunandan gelen bu beş kilometre taşları diyorlar ki biz yaptık her şeyi. Hadi canım diyorum bende. İngiltere bildirge ilan ediyor 500 yıl dünyayı sömürüyor, Fransa ihtilal yapıyor aynı şekilde. Batıda kavgayı evinden uzak tut psikolojisi vardır. Bizde hem evine sahip çok hem komşuna sahip çık anlayışı vardır. Komşu açken tok yatılmaz denildiğini hepimiz duymuşuzdur. Çok ciddi bir kültür farkı var aramızda. Onlar derki kavgayı evinden uzak tut. Evin dışında her şey mübah, insan haklarını ihlal edebilirsin. Buna aldanmayın. Bir savcı olarak bunları size söylemem doğru değil ama bakış açılarını bilirseniz öyle görürsünüz. Bizde hem evini hem dışarısını temiz tut, düzenli tut anlayışı vardır. Bundan dolayı biz bazı şeyleri batı anlayışıyla anlayamayız. Çünkü batı içerisinde huzurludur, kurallara sıkı uyar, kurallara riayet etmeyenleri çok sıkı cezalandırır. Nerede? Kendi ülkesi içerisinde. Ama ülkesi dışında öyle değildir. İngiltere’de beyanname yayınlanmıştır fakat dünyanın dört bir yanında sömürgesi vardır. Fransa kendi içerisinde çok sıkı bir demokrasi uygular ama Batı Afrika hala Fransızca konuşmaktadır. 1960lı yıllarda o Afrika Devletleri devlet oldu. Onun için olayları tarihten ayıramayız. Günümüzdeki yaşananları algılayamayız yoksa.