KARAR-SÖZ-CEVAP VERME ZAMANI

MUZAFFER ÇEVEN

Karar-söz-cevap verme zamanını özetleyen söz: “Üzgünken karar verme… Mutluyken söz verme… Kızgınken cevap verme…” (Hz Ali’ye ve Herakleitos’a atfedilen anonim söz)… Üzüntü anında alınan karar, pişmanlığa yol açar; üzüntü anında bakış açısı daralır, mantık devre dışı kalır… Mutluluk ve coşku, gerçekçi olmayan vaatler verdirir insana… Öfkeyle verilen cevaplar kırıcı olur ve telafisi zor durumlara yol açar… Önemli olan, duygusal zekâyı ve nefsi kontrol edebilmek…

Sözünde durmak, verilen vaat… Vaat karşılıklı akitleşerek geleceği bunun üzerine konuşlandırma eylemi… Herhangi bir konuda, kendimize veya başkalarına verdiğimiz sözü tutmak, vaadimizi yerine getirmek… Laf olsun diye, durduk yerde ağzımızın ayarı bozulmamalı… Yüksek sesle düşünenin sözlerini engellemek geçici bir çözüm… Torba değil ki ağzımızı büzelim… “Söz ola kese savaşı söz ola bitüre başı; söz ola agulu aşı balıla yağ ide bir söz; söz olur savaşı sona erdirir, söz olur yarayı iyileştirir, söz olur zehirli aşı bal ile yağ eder - Söz söylenmeden önce düşünülüp tartılmalıdır. Böyle olursa söyleyen kişi yalan yanlış konuşmaz, başkalarını kıracak, incitecek bir şey de söylemez.” (Yunus Emre)… “İnsanda güzel olan yüzdür; yüzde güzel olan gözdür; ama insanı insan yapan ağzından çıkan sözdür.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi)… Güzel sözler petekten damla damla sızan bal gibidir; insanın ruhuna tat verir… Bu, konuşma sanatı… Düşündüklerimizi beynimizden-yüreğimizden süzerek, mihenk taşına vurarak söylemek ve söylediklerimizi düşünerek söylemek… Lüzumsuz sözün yanan ateş gibi olduğunu bilerek konuşmak… Dilimizden dökülen iyi sözler ile muhataplarımıza can suyu vermeliyiz… Dile getirdiklerimizi kısa tutmalıyız ki hatırda kalsın… “Söz var gelir geçer, söz var deler geçer.” (Atasözü)… Gerçekten en tesirli konuşma, en kısa olanıdır; doğru zamanda ve doğru durumda söylenen söz… Söylenen söz, bize sözü söyleyenin ne nispette akıl sahibi olduğunu gösterir… Elbette önemli olan, söylenenin ne olduğu ya da nasıl söylendiği değil; söylenenin nasıl anlaşıldığıdır. Sözün anlaşılması, iyi konuşulduğunun da kanıtı… Bu, güzel söz söyleme ile olur; güzel anlama ve dinleme ile olur… Söylemek herkesin yapabileceği bir şey; belagat (iyi konuşma, sözle inandırma yeteneği; sözbilim), er kişinin yapabileceği bir şey… Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmek gibi… Her konuda ahkâm kesip bildiğimizi zannettiğimizi söylemek ve her söylediğimizi doğru diye düşünmemiz cehalet… “Söz ağızda iken sahibinin esiridir, ağızdan çıktıktan sonra sahibi onun esiri olur.” (Hz. Ali)… Sözü söylememiz gereken yerde susmak, susacak yerde söylemek facia… Sözün yalama yaptığı yer, sözün ayağa düştüğü ve sözün yerine getirilmediği durum… “Bir söz kulağa gelip orada kalıyor, kalbe ulaşmıyorsa, o söz dudaktan söylenmiştir. Bir söz kulağı aşıp kalbe ulaşıyorsa o söz gönülden söylenmiştir.”. (Hz. Ali)… Sözüne sahip olamayan, söylediğine sahip çıkamayan, yüksek sesle düşünüp rastgele konuşan ve sözün çıktığı ve geldiği yeri bilemeyen, nasıl iletişimin bir etkin ve doğru paydaşı olabilir ki?

Lafı bilip de konuşmak lâzım… Sözün gereğini yerine getirmek lâzım… Birinin birçok hünerine, donanımına değil; “verdiği sözde duruyor mu, durmuyor mu?” meziyetine bakmak lâzım… Mesele, iyi ve doğru niyetli olabilmek… Niyeti iyi olmayanların çok olduğunu hesaba katmak mühim… Çok yakın bildiklerimizin vefâsız olabileceklerini, bizi arkadan vurabileceklerini unutmamak gerek… Tedbirli olmanın, ilahî adalete iltica etmenin tek çare olduğunu hep hatırda tutmak gerek… “Zulüm, ahde riayetsizlik ve hile denilen üç kötü haslet kimde varsa zararları yine kendisine dokunur.” (Hz. Ebu Bekir)… Karar-söz-cevap verme zamanında, laf kırıntılarına itibar edilmez; laf kırpılmaz ve tırtıklanmaz, hakkı suiistimal edenlere ve kem gözlere göz kırpılmaz, göz budaktan sakınılmaz, laf evelenip gevelenmez, dikleşmeden dik durulur… Hakkı hak bilenlere itibar ve ittiba edilir (tâbi olunur); doğruyu çarpıtanlara ve laf üstüne laf koyanlara değil… Yeter ki, iş düzgün ve doğru yapılsın; taş üstüne taş koyulsun… Karar, söz ve cevap vermek; sıradan bir iş değil… “Verdiğiniz sözü yerine getirin, çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.” (İsrâ, 34)… “Ey iman edenler! (Söz verdiğiniz zaman) sözleşmeleri yerine getirin!” (Mâide, 1)… Karar verildiğinde yapmak; söz verildiğinde sözde durmak ve verilen vaadi yerine getirmek önemli… Vaadin yerine getirilmesi, toplumda hepimizi birbirimize yaklaştıran, birbirimizi sevmemizi sağlayan güven sigortası… “İnsan bir ağaca benzer, kökü ahdinde durmaktır.” (Hz. Mevlana)… Aceleyle maksadını aşan söz, ağzımızdan çıkmamalı… “Söz verirken acele etme, çünkü söz namustur.” (Hz. Ali)… Söz, yerine getirildiğinde ve sözün gereği yapıldığında anlamlı… Sözün kaynağı, kelâm ehli ve sözünün eri olanlar olmalı… Lafın büyüğünü özümüze, lafın küçüğünü muhatabımıza söylemek gerek… Dilin kemiği yok, ağzın ayarı olmadan, gönülden süzülmeden akılda tartmadan konuşulmamalı… Lafın büyüğünü söylemek, dilli düdüklere düşmez… Söz, söylenmeden önce, en az iki defa düşünülmeli… İşin doğrusu bilindiğinde de susulmamalı… “Bildiği hâlde susmak, bilmediği hâlde konuşmak kadar çirkindir.” (Hz. Ali) ölçüsüne uyulmalı… Nasıl ve ne zaman konuşulması gerektiğini bilmek ve nasıl ve ne zaman susulması gerektiğini bilmektir mühim olan… Çaydanlık olmaya gerek yok; ne kadar kibirli dursa da; bardağın önünde eğilir çaydanlık… Lafın büyüğünü edip büyüklenmek neyin nesi ola? Pervasızca büyük laflar edebiliyoruz birbirimize, sonra da mekânı terk edip gidiyoruz... Tesirli konuşmanın sırrı, fuzuli sözleri terk etmek hâlbuki… Efendi ve hanımefendi olanın lafı, ağaç gibidir; kökü yerde, başı gökte… Büyük lokma yiyelim, fakat büyük laf etmeyelim… Konuşabilmek başka, konuşmayı bilmek başka… Edilen laf oka benzer, nice kimseleri yaralar; nice nimetleri yok eder… Akıl-kalp tutulmasıdır, dili tutamamak… Unutmayalım, “Kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz.” (Hadis-i Şerif)… Eksik bulmak için konuşanlar, hep gönüllerde eksi kalmaya mahkûm olurlar...

Yaşadığımız yerin sorunlarını konuşurken, iktidar veya muhalefeti hedef alıp sözün içine etmenin âlemi yok… Bu, ucuz davranış tarzı lafebeliği/lafazanlık/demagoji… Bu, küfre kapı aralayan yaklaşım… Demagoji, bir kimsenin veya birilerinin hislerini tahrik ederek, kamçılayarak, okşayarak, kişi ya da kişilere gerçekdışı şeyler söyleme hokkabazlığıdır, gerçekleri çarpıtma... Ağzı laf yapmaktan ibaret iletişim çarpıklığı, iletişimde bir sonraki adım olan fikr-i küfriyi başrole taşır… Kafamızda zaten yargılayıp karar hâline dönüştürdüklerimize ve dogmalara/doğru diye öne sürülen öğretilere göre kendimizi kilitlediğimiz bu durum, farklı söylemlere hayat imkânı tanımaz… Tahammülsüzlüğe sürükler konuşanı ve dinleyeni… Ucuzcu yaklaşımlara avans vermeden, fikir çilesi çekilerek elde edilecek bize bizlik katacak sözlerin kalitesiyle başımız ağrısın, razıyız… Sözü söylemeden önce, sabırla anlamak için dinlemeliyiz ve okumalıyız; muhatabımızı incitecek davranışlardan ve üsluptan sakınmalıyız… “Söz dediğin yaş deridir, nereye çekersen oraya gider.” (Atasözü)… Bilmeliyiz ki “Aslında herkes kendi çapında mükemmeldir fakat kiminin çapı tamdır, kiminin ise hayatı beyninin yarıçapı kadardır!” (Tolstoy)… Bir işe başlamadan önce, her birimiz kendi çapında, Türkiye çapında ve dünya çapında büyük düşünmeliyiz; analiz ederek, araştırarak, teyit edilen bilgiyi ve referansı dikkate alarak, çaptan ve gönüllerden düşmeden gereğince yapmalıyız… Çalışma gücümüzü yitirmeden, verimimiz tükenmeden çapımızı ve çevremizi korumalıyız; çabalarımızı sürdürmeliyiz… Ateş olsak, cirmimiz (cüssemiz, hacmimiz, gövdemiz, ebadımız, çapımız) kadar yer yakarız, sahibi olduğumuz mal-mülk-servet-makam kudreti kadar değil! Cürmümüz (suçumuz, kabahatimiz, kusurumuz, hatamız, yanlışımız) ne olursa olsun, insan olabiliyorsak, yeni ve temiz başlangıçlar yapabiliriz… Yoksa birilerine gönderme yapmak adına enkaz edebiyatı yaparak, dünyadaki pandemi dönemini göz ardı edip ‘açım’ diyerek aklı sıra biriyle muhatap olma onurunun kendisinde olduğunu zannederek, tepeden bakış tarzıyla, sadece söylem enkazı altında kalırız… Bunun adı ‘bittik yandık battık’ felaket ve enkaz tellallığı… Bu çığırtkanlığı yapanlar dilli düdükler…

Lafın büyüğü, çoğu, maksadı aşanı, yalansız olmaz… “Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı Allah iki ağız, bir kulak verirdi. Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek.” (Şems-i Tebrizi)… Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.