‘Hayat acımasız’ denilmesi, ‘kendim ettim, kendim buldum’ diyememenin bilindik bahanesi… İnsan önce kendini okumalı sonra da yargılamalı... Mâlum, gönlü olmayana her hâlimiz kusurdur... Bu, ‘gözün üzerinde kaşın var’ demeye eş değer durum… Bütün mesele, her bir şeyden önce kendimizi okumak meselesi… Başkaları hakkında konuşmak, onları yargılamak; kendimizi doğru okuyamamak… Kendimizden bir şey görmenin yansıması, başkalarını eleştirmek… Bu bir bilinse, kendimizi okumak kolaylaşacak aslında…
Dedikodunun, gıybetin paketlenip, sözüm ona dokunulmaz öngörü ve görüşe dönüşmesi, adına da ‘bir bilenin sözü’ denmesi; ‘kendimizi okumak’tan çok uzaklaştığımızın kanıtı… Basmakalıp alıntıları tekrar tekrar söylemekle fikrin değeri bilinmez… Fikir, kendimizi okumak olmadan zaten fikir olmaz… Kendimizi okumak; hayatı anlamak, var oluşumuzu idrak etmek, tek başımıza sorumlu olmak demek… Benim adıma ya da bizim adımıza birinin ya da birilerinin hüküm vermesi, hâdiselere at gözlüğü ile bakmak demek… Kendimizi okumak; kendi iç dünyamızı, düşüncelerimizi, duygularımızı, inançlarımızı ve davranış kalıplarımızı derinlemesine anlamaya çalışmak… Bir kitabı okurken yazanın niyetini, yazılanların ve olayların sebeplerini anlamaya çalışmamız; kendi ‘hayat kitabımız’ı okumak bir bakıma… Kendimizi okurken neler mi yaparız? Her bir şeyi derinlemesine inceleriz… Kitap okurken sadece kelimeleri değil, kast edilen mânâyı derinlemesine kavramaya çalışırız... Kendimizi okumak, böyle bir şey… Kendimizi okumak, meşakkatli bir vetire/süreç… Yüzeysel tepkilerin ötesine geçeriz, sözcüklerin arka planında olan nedenleri araştırırız… Niçin ve hangi durumlara tepkiler verdiğimizi idrak etmeye çabalarız… Yaşadığımız olayların sayfalarından ibaret olan hayatımızı inceleme fırsatı buluruz… Geçmişimizdeki bu sayfaları tekrar çevirerek, o dönemin bize neler öğrettiğini, hangi travmaların veya başarıların bizi şekillendirdiğini fark etmektir, kendimizi okumak… Bir kitabın en önemli kısmı, doğrudan yazılmayan, satır aralarında sözcüklerdir… Kendimizi okumak, bilinçaltımızda depoladıklarımızın gün yüzüne çıkması… Farkında olmadığımız her bir şeyin izinin sürülmesi ve kendimizle ilgili gizemli keşiflerin yapılması… Kendimizi okumak; bir gözlem süreci ve bu süreçteki kendi hikâyemizi yaşamamız… Farkındalık kazanıp kendi hikâyemizin yazarı olmamız… Kendi hikâyemizdeki hataları, yanlışları düzeltmemiz, eklemeler ya da çıkarmalar yapmamız, belki de kendi hikâyemizi yeni baştan yazmamız… Kendimizi okumak, davranış eğitiminin ilk basamağı… Kendimizi okumanın göstergesi, davranışlarımızla ortaya çıkar… Dışarıya gösterdiklerimiz, kitabın kapağı gibidir… Fiziksel görünüşümüz, sosyal maskelerimiz… İç dünyamızda kalanlar ise, kitabın içindekiler misâli… Duygularımız, düşüncelerimiz, değerlerimiz, tutkularımız ve dile getiremediklerimiz… Kendimizi okumak, bu uyumsuzluğu fark etmekle başlar… Hayat kitabımızın bölümleri: Bebekliğimiz, çocukluğumuz, ergenliğimiz, yetişkinliğimiz… Her bölümün içeriği gizemlerle dolu… Kendimizi okumak, bu gizemleri fark etmek, farkındalık kazanmak ile alâkalı… Söylediklerimizin ve yaptıklarımızın asıl nedenlerini anladığımızda ve sonrasında doğru kararlar verdiğimizde; kendimizi okumak yararlı olur… Yoksa geçmişte kalan, hayat kitabımızda okuduğumuz her bir şey zararlı olmaya devam eder… Kendimizi okumak, böylesine önemli ve değerli… Kendimizi iyi okuyunca; duygularımızın ve dürtülerimizin farkına varırız… Neye, neden ve hangi durumda tepki verdiğimizi anlarız… Güçlü ve zayıf yönlerimizi öğreniriz… Kendi hikâyemizin kurbanı değil, yazarı oluruz… Kendimizi okumadan etrafımızda olanların farkına varamayız… Kendimizi okuyalım ki, başkalarını da okuyabilelim… Kendimizi okumak, içsel okuma; başkalarını okumak, dışsal okuma… Başkalarının kitabı, bize açık olmayan, sadece kapağını ve arka kapak yazısını görebildiğimiz, içini anlamak için çaba sarf etmemiz gereken bir hayat kitabı…
Başkalarını okumak, hem kolay hem zor… Başkalarının sözlerine ve yaptıklarına yüzeysel baktığımızda, onları tam olarak anladığımızı söyleyemeyiz… Birinin sadece dış görünüşüne, mesleğine, sosyal statüsüne göre yargılamak, kitabın sadece kapağına bakıp hakkında yorum yapmaya benzer… Esas olan, derin okuma… Birinin hikâyesini anlamak; onun acılarını, sevinçlerini, değerlerini anlamaya çalışmakla mümkün… Kendi hikâyemiz ile başkalarının hikâyelerini karıştırmamak ve onlara saygılı olmak gerek… Her bir şeyi doğru anlamaya çalışmak, empatiyle-merhametle yaklaşmak lâzım… Bir kişiyi ve onun karakterini anlamak için hikâyenin geçtiği bağlamı (konteksti) bilmek gerekir… Birinin verdiği bir tepki, onun o an içinde bulunduğu durumla, stresli bir iş dönemiyle, kişisel bir kayıp vb. hâl ile ilişkili olabilir… Başkalarının hayat kitaplarını okumak, onların sayfalarında kendi benliğimizi kaybetmeden, onların pencerelerinden dünyaya bakabilmek olsa gerek… Başkalarını okurken, yanlış yorumlama riskinin olduğu unutulmamalı… Zira okuduklarımızı kendi dünyamızın süzgecinden geçiririz… Kendi önyargılarımızı, korkularımızı ve deneyimlerimizi devreye sokarız… Bu ise, başkalarının kitaplarını olduğundan daha farklı yorumlamamıza neden olur… Başkalarını nasıl iyi ve doğru bir şekilde okumalıyız? Cevap net… Önce kendimizi iyi ve doğru okuyup anlayarak… Bu yüzden, başkalarını okurken; iyi bir dinleyici olmalıyız… Sadece söylenenleri değil söylenmeyenleri de duymaya özen göstermeliyiz… Beden dilini, ses tonunu ve mimikleri okumayı bilmeliyiz… Aceleyle yargıda bulunmamalıyız, anlamak için sorular sormalıyız… İlişkilerimizde dikkatli olmalıyız, yargılamadan, çatışmadan ve suçlamadan kaçınmalıyız… Kendimizi ve başkalarını okumak üzerine söylenen sözler: “Kendini bil.” (Sokrates)… “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın; hâlbuki koskoca âlem senin içinde dürülüdür.” (Mevlânâ Celaleddin-i Rumi)… “İnsan, en önce kendini okumayı öğrenmelidir.” (Montaigne)… “Kendini tanıyan, dünyayı tanır.” (Nietzsche)… “Başkalarını tanımak bilgeliğin, kendini tanımak ise gerçek bilginin başlangıcıdır.” (Goethe)… “İnsan, aynadaki suretinden çok, dostunun gönlündeki yansımasına dikkat etmelidir.” (Şeyh Sadi-i Şirazi)… “İnsan ruhunu okumayı öğrenmek, kitap okumaktan daha zordur.” (Dostoyevski)… “Başkalarını yargılarken çoğu kez kendimizi okuruz.” (La Rochefoucauld)… “Kendi karanlığını bilmeyen, başkasının karanlığını asla anlayamaz.” (Carl Gustav Jung)… “Bir insanı tanımak istiyorsan, söylediklerine değil; yaptıklarına bak.” (Konfüçyüs)… “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, fakat hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.” (Tolstoy)… “Bir insanı anlamak için onun aynasında kendini görmek gerekir.” (Ralph Waldo Emerson)…
Okumanın özünü dillendiren sözler: “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış; marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış.” (Necip Fazıl Kısakürek)… “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda... Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.” (Nazım Hikmet Ran)… Okumak, anlamak üzerine kurgulanmalı… Okumak; dinlemek, konuşmak ve yazmak ile birlikte olmalı… Okumak, bir süreç ve çok önemli bir dil becerisi… Okumak ve dinlemek olmadan, yazmak ve konuşmak anlamlı ve kaliteli olmaz… Okumak, bitmez… Kendi kitabımız ve başlarını kitapları; hep değişir, yeni bölümler eklenir… Sürekli bir öğrenme ve anlama hâlidir bu, kendimiz ve başkaları için… Okumak, yoruma açık olmalı… Kesin ve mutlak doğrular, göreceli kavramlar, Hak buyruğu dışında… Her okuma, farklı bir yorumdur ve zamanla değişebilir… Kendimizi ve başkalarını okumak, merak ve sabır gerektirir… Her bir bireyin, aynı kitabı farklı okuması son derece normal… Bu, iletişimin doğası… Farklı düşünmemiz, o kadar normal ki… Normal olmayan, dayatma okumalar… Kendimizi ve başkalarını okumak; hayatı edilgen bir şekilde yaşamak yerine, etken bir katılımcı, araştırmacı, dedektif ve bilge bir yorumcu olarak yapılmalı… Her bir hayat kitabının en güzel kısmı, kitabın orta sayfalarında saklıdır… Kendimizi ve başkalarını öyle güzel okuyalım ki, hem kendi kalbimizle hem başkalarının kalpleriyle bağlantı kurabilelim… Bu anlayışla okuyalım, okutturalım, anlayalım ve anlaşılalım…
Kendimizi okumak; farkındalık, öz eleştiri ve iç gözlem yoluyla kendimize egemen olmamız… Yabancılaşmaktan kurtulup, bütünsel bir benlik algısı oluşturmamız, aklımızı ve gönlümüzü kiraya vermemiz… Bu, kişisel değişim ve gelişim… Ya kendimiz oluruz, ya da birilerinin öttürdüğü düdük oluruz… Tercihlerimiz, kendimizi doğru okumak ile ilişkili… Kendimizi okumadan da, başkalarını okuyamayız… Okumadan, dolmadan da başkalarının okuduğu ve yazdığı hikâyelerin bir oyuncusu oluruz… Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven