Yrd. Doç. Dr. Taner Bilgin, Milli Mücadele Dönemi’nde Bilecik’i anlattı. Bilgin, Milli Mücadele Dönemi’nde küçük olduğunu ancak mücadeledeki yerinin büyük olduğuna dikkat çekti.
Ahmet MEŞE
Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi tarafından düzenlenen Tarih ve Kültür Sohbetleri bu haftada devam etti. Her hafta Çarşamba akşamı saat 20.00 ile 21.00 arasında gerçekleşen sohbetlerin bu haftaki konuğu Söğüt Meslek Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Taner Bilgin oldu. Bilgin, Milli Mücadele Dönemi’nde Bilecik konulu doktora tezini katılımcılarla paylaştı.
Yrd. Doç. Dr. Taner Bilgin’in Bilecik tarihine ilişkin birçok bilinmeyeni ortaya koyduğu konferansında Bilecik’in tarihi önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Osmanlı Devleti’nin kurulduğu Bilecik topraklarında kuruluştan kurtuluşa çok önemli hadiselerin geliştiğini kaydeden Bilgin, Bilecik’in Milli Mücadeleye verdiği desteği anlattı.
Bilecik’te eskiden beri birçok medeniyetin yaşadığından bahsederek konferansına başlayan Bilgin, Bilecik’in Osmanlı’nın kuruluşundan Milli Mücadele Dönemi’nde verdiği desteğe kadar çok önemli noktalara temas etti. Bilgin,” Bilecik, Anadolu coğrafyasında küçük ama ehemniyet açısından büyük bir yere sahip” ifadelerini kullandı.
Bilgin, özellikle 2.Abdulhamid Han döneminde Bilecik’e önemli eserlerin kazandırıldığına vurgu yaparken, demiryolu hattının ise bunlar arasından en önemlisi olduğunu belirtti. Konferansta ezberbozan Bilgin, Bilecik’in ilk işgalinin Yunanlılar tarafından gerçekleştirildiğine dair bilginin yanlış olduğunu söyledi. Bilgin, Mondros Antlaşması’ndan sonra İngilizler tarafından demir yollarını işgal etmek için başlatılan girişimlerin Bilecik için ilk işgal olduğunu kaydetti.
Milli Mücadele’nin başladığı ilk günlerden itibaren Bilecikliler’in mücadeleye destek verdiğini anlatan Bilgin çok konuşulacak bir bilgiyi daha katılımcılarla paylaştı. Bilgin Atatürk’ün Milli Mücadele’yi Bilecik’ten yönettiğini söyleyerek, Bekir Sami Bey’in teklifi kabul olsaydı son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin de Bilecik’te açılmış olacağını dile getirdi.
Konferansa katılanların meraklı ve bir o kadar da istekli bakışları arasında Milli Mücadele Dönemi’nde Bilecik’i anlatan Bilgin konferansına Bilecik ile ilgili bilgiler vererek başlıyor. Bilecik’te birçok medeniyetin yaşadığını ifade eden Bilgin, bölgenin son sahibinin ise Osmanlı Devleti olduğunu belirtti. Bilgin şöyle devam etti:”
Osmanlı döneminde Bilecik’e bakacak olursak, Osmangazi Bilecik’i fethettikten sonra burayı Şeyh Edebali Hazretleri’ne bırakıyor. Osman Bey Bilecik’in fethinden sonra Köprühisar’ı alıyor. Daha sonra Yenişehir istikametini kendisine hedef seçiyor ve burayı başkent yapıyor. 16.YY’a gelindiğinde ise Bilecik, Eskişehir ve civarını da içine alan ilk Osmanlı sancaklarından biri olan Sultanönü Sancağı’nın bir kazası konumuna geliyor.
Abdulhamid Bilecik’e neden sancaklık verdi?
Tanzimat Dönemi’nde ise Bilecik’in Eskişehir’e bağlı olduğunu görüyoruz. Özellikle 2.Abdulhamid döneminde Bilecik’e çok önem veriliyor ve 2. Abdulhamid 1885 yılında Bilecik’e sancaklık veriyor. 2. Abdulhamid, Bilecik küçük bir kasaba olmasına rağmen Ertuğrulgazi’den dolayı böyle bir uygulamaya gidiyor. O dönemde Söğüt ve İnegöl’ü de buraya bağladığını görüyoruz.
İnegöl ve Yenişehir Bilecik’e bağlı
Milli Mücadele Dönemi’nde Bilecik’e geçmeden önce 1.Dünya Savaşı öncesinde Bilecik’in durumuna bakacak olursak 2. Abdulhamid döneminde yeni binaların yapıldığını görüyoruz. Bilecik’te elimizdeki tarihi eserlere baktığımızda hemen hemen hepsi Abdulhamid döneminde yapılmış. Osmanlı Devleti’nde ilk nüfus sayımı 1831 yılında yapılıyor. Bu kayıtlara göre Bilecik’in nüfusu yaklaşık olarak 17 bin 500 gibi bir rakam. Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında ise 274 bin gibi bir rakam karşımıza çıkıyor. İnegöl ve Yenişehir’in Bilecik’e bağlı olması bu nüfus içerisinde önemli bir etken. 1924 yılında ise İnegöl ve Yenişehir Bilecik’ten ayrılıyor.
“Bilecik’in en önemli özelliği demir yolunun olması”
Bu bölgenin insanı sadece Milli Mücadele Dönemi’nde değil 1.Dünya Savaşı sırasında da Osmanlı Devleti’nin genel seferberlik ilan etmesiyle birlikte gerekli desteği verdi. Özellikle Çanakkale Savaşı’nın kazanılmasından sonraki süreçte Bilecik’ten birçok askerin sevk edilerek Arap Yarımadası’na gönderildiğini görüyoruz. Bilecik’in en önemli özelliği 2.Abdulhamid döneminde yapılan demir yolunun olması. Aynı zamanda bugünkü şartlarda düşünmeden İstanbul’dan ve Bursa bölgesinden Anadolu’nun içlerine gidecek bir kişi mutlaka Bilecik’e uğramak zorunda. Ulaşım ağının son derece elverişli olması nedeniyle Bilecik’i geçişte mutlaka ve mutlaka kullandıklarını görüyoruz.
Evde erkek kalmadı!
1.Dünya Savaşı sırasında 20-45 yaş erkek nüfus askere alınırken işler kötüye gitmeye başlayınca 45 yaşın üzerinde savaşa alınmaya başladığını görüyoruz. Bir evden torun, baba ve dedenin askere gittiği bir ortamdan bahsediyoruz. Bu nedenle Bilecik’te ekonominin altüst olduğunu ve evde erkeğin kalmadığını söyleyebiliriz.
İlk işgal Yunanlılar tarafından değil
Savaş esnasında yaşanan bu sıkıntıların yanında birde 1915 yılında bölgede bulunan Ermenilerin , Osmanlı sınırları içerisinde bulunan Ermenilerin bir kısmının sevke tabi tutulması gibi bir olay yaşanıyor. Bilecik merkezdeki Ermeni nüfusunun Müslüman nüfusuna denk olduğunu hatta fazla olduğunu görüyoruz o dönemin rakamlarına göre.
1915 yılında Ermenilerin gönderilmesinin enteresan tarafı Bilecik’teki Ermeniler ile Müslüman halkının son derece iyi ilişkiler kurduklarını görüyoruz. Bilecik halkı Ermenileri kendi evlerinde saklıyorlar. Savaş devam ederken Bilecik’in ilk işgalinden bahsedecek olursak Mondros Mütakeresi imzalanınca antlaşmanın 7. Maddesi ile birlikte Anadolu toprakları tek tek işgal edilmeye başlanıyor. Bilecik’te bundan nasibini alıyor. Bilecik’in ilk işgalinin Yunanlılar tarafından gerçekleştiğine dair genel anlamda bir hatamız var. Ancak Mondros imzalandıktan sonra Bilecik’in hemen işgal edildiğini görüyoruz. Özellikle İngilizler İstanbul’dan Eskişehir’e kadar olan demiryolu hattının büyük bir kısmını ele geçiriyorlar. Buraya yerleştirdikleri kişilerinde Hintli Müslümanlar olduklarını görüyoruz. Ancak Hintli Müslümanlar Bilecik’teki kardeşlerine herhangi bir köyü muamelede bulunmuyorlar. Bu nedenle herhangi bir savaş söz konusu olmuyor.
“Bilecik, hemen Milli Mücadele’ye katılıyor”
Savaş bittikten sonra Bilecik’in durumu daha bir harap. İnsanlar Arap Yarımadası’ndan bölgeye trenlerle sevk ediliyorlar. Zor şartlar altında geliyorlar, insanlar yaklaşık bir 10 yıldır savaşta olmalarından dolayı evlerine dönerlerken karşılaştıkları manzaralar çok kötü.
İzmir’in işgali gerçekleştiğinde Bilecik’ten işgale büyük tepkiler geliyor. Bilecik gibi küçük bir yer 15 Mayıs 1919 tarihinde Bilecik’ten gönderilen telgraflarla tepki gösteriliyor. Burada Türk halkının duyarlılığı yadsınamaz bir gerçekken Bileciklilerin gösterdiği tepkide oldukça büyük.
Mustafa Kemal Samsun’a çıktıktan sonra kongreler sürecini başlattığında tüm illerden heyet gitmemesine rağmen Bilecik Mustafa Kemal’e olan inancını gösteriyor ve Mustafa Kemal’e biz milli mücadeleye katılacağız diye telgraf çekiyorlar. Müftü Akif Efendi telgraf çekiyor. Bilecik, hemen milli mücadeleye katılıyor.
“Atatürk, Milli Mücadele’yi belki de Bilecik’ten yönetiyor”
Atatürk, Milli Mücadele’yi belki de Bilecik’ten yönetiyor. Çünkü İzmir’in işgali ile birlikte Yunanlılar’ın burada olması ve Yunanlılar’ın bir maşa olarak kullanılacak olması nedeniyle bölgeye Bekir Sami Bey’i gönderiyor ve Sivas Kongresi’nin hemen ardından Bilecik’te bir toplantı yapılmasını istiyor ve 14 Ekim 1919’da Bilecik’te bir toplantı yapılıyor. Bu toplantıda ilk düzenli birliklerin bu bölgede kurulduğunu görüyoruz. Aslında Mustafa Kemal’in amacı bir ordu kurmak değil. Yunus Nadi Bey ile arasında geçen bir dialogta, Yunus Nadi Bey,” Ordu mu, meclis mi?” diye soruyor. Mustafa Kemal ise,” Önce meclis Nadi Bey, önce meclis” diyor. Çünkü bugün olduğu gibi meclisin kararlarına insanların kabul göstereceğini düşünüyor.
Daha sonra son Osmanlı Meclisi’nin açılmasına karar veriliyor. Başkent İstanbul ama Mustafa Kemal meclisin İstanbul’da açılmasını istemiyor. Ankara’da açılması konuşuluyor sonra yeni bir karar daha alınıyor ve Bursa’nın olması düşünülüyor. Padişahın daha kolay ulaşabileceği düşünülüyor. Bursa’da açılması da kabul görmüyor daha sonra Bekir Sami Bey teklifte bulunarak meclisi Bilecik’te açılmasını teklif ediyor. Osmanlı’nın kuruluşunun burada olması nedeniyle böyle bir teklif yaparak hem Ankara’ya hem İstanbul’a yakın aynı zamanda demiryolu ağıda bulunduğunu söylüyor. Ancak tüm bunlar kabul görmüyor ve meclis yine İstanbul’da açılıyor. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kapanmasından sonra İstanbul işgal ediliyor. Bu işgal tüm Anadolu’yu derinden etkiliyor ve Milli Mücadele taraftarları Ankara’ya kaçıyor. Ankara’da yeni meclis açılıyor.
Bilecik görüşmesi
Meclisin Ankara'da kurulmasının ardından Sevr Antlaşmasını Türklere kabul ettirmek amacıyla İtilaf Devletleri, Yunan ordusunu harekete geçiriyor. Yunan işgaline karşı duran ve düzenli ordunun kurulmasında ilk birlikleri oluşturan güçlerin başında Ertuğrul Grubu geliyordu. Birinci İnönü Muhaberesi'nden 6 ay önce Batı Cephesi'ni teftişe gelen Mustafa Kemal'in, Bilecik'teki Milli Mücadele desteğinden son derece memnun ayrıldığını biliyoruz. İstanbul hükümeti ile Mustafa Kemal, 5 Aralık 1920'de Bilecik İstasyonunda bir görüşme yapıyor ancak İstanbul'dan gelen heyetin, Sevr Antlaşmasını imzalamayı teklif etmesi üzerine Mustafa Kemal görüşmeyi sonlandırıyor. Bilecik, Ankara'ya geçmek için bir kapı konumundaydı. Bütün savaşların gerçekleşmiş olduğu Bilecik coğrafyası kurtuluş mücadelesinde Yunanlılara karşı 3 ayrı hatta savaşıyor ve bu hatlarda büyük çapta direniş göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadeleyi Bilecik'ten yönetiyordu diyebiliriz.
Bilecik işgalden kurtarılıyor
10 Ocak günü 1.İnönü Muharebesi gerçekleşiyor ve bunun neticesinde Türk Ordusu büyük bir zafer kazanıyor. 12 Ocak’ta Bilecik’in ilk kurtuluşunun gerçekleştiğini görüyoruz. Muharebeden sonra Yunanlılar büyük bir tahribat veriyorlar. Bilecik ipekçiliği ile ünlü olduğu için dut ağaçlarını kesiyorlar yine Bursa’ya doğru giderken kestane ağaçlarını kesiyorlar. Aradan iki ay sonra Eskişehir-Kütahya Savaşları gerçekleşiyor ve Bilecik yaklaşık 13 ay kadar işgal altında kalıyor. Son olarak Büyük Taarruzun yapılmasıyla birlikte bölgeye Türk Birlikleri geliyor ve Bilecik işgalden kurtarılıyor.
Daha sonra Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan, Bilgin'e, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesinin amblemi bulunan tabak hediye etti.
Konferansta, Bilecik Vali Yardımcısı Mustafa Güney, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdülhalık Bakır, öğretim görevlileri ve öğrenciler hazır bulundu.