KURTULUŞLA KURTULMAK

NECATİ TAYYAR TAŞ

Kim ne derse desin, küfleşmiş / koflaşmış haçlı bir emelin ve öğretinin etkisiyle tetiklenen ve depreştirilen duygu ve düşüncelerle, senelerdir intikam yemini eden, diş bileyen, gece-gündüz taksimat hesapları / kitapları yapan düşmanlarımız nihayet uydurdukları bahanelerle, Birinci Dünya Savaşında aç kurtlar ve sırtlanlar misâli şeş cihetten cennet vatanımıza saldırışlarının ve akabinde kazanılan zaferlerin yıldönümleri her sene yurdumuzun pek çok ilinde gözyaşlarıyla hatırlanır / hatırlanmaya ve hatırlatılmaya çalışılır… Şanlıurfa’nın, Kahramanmaraş’ın, Gaziantep’in, Adana’nın, Antalya’nın, İzmir’in, Çanakkale’nin, İstanbul’un, Kars’ın, Erzurum’un, Erzincan’ın, Sivas’ın, Afyonkarahisar’ın, Eskişehir’in ve kerrelerce yıkılan, yakılan, gövdede baş, taş üstünde taş bırakılmayan, çıkarılmayan çivisi, harap edilmeyen camisi, şerefesiz minaresi kalmayan Bilecik’in nesilden nesillere aktarılan yürekler dağlayan hatıraları, acıları, ıstırapları, iniltileri hep aynı…

Çapulcuların hunharca istilaları neticesinde tarumar edilen vatan, indirilen sancak ve bayrak, imha edilen tersaneler, terhis edilen ordu, elleri / kolları bağlı, ağızları bantlı sürgün için rıhtımlara ve peronlara sürülen münevverler, darağaçlarında sallandırılan âlimler, kirletilen harim-i ismetler, karınları süngülenerek namlulara takılan bebeler, feryat ve figanları arşa uzanan ebeler, nineler, dedeler, yavrular, balalar, kudurmuşluğun nirengi hırsıyla bombalanan, kurşunlanan mabetler, mektepler, minareler, türbeler… Mukaddeslere revâ görülen bunlar ve daha niceleri, atmosfere yansıyan tarih boyu bir benzeri görülmemiş dramatik ve trajedik fotoğraflardır… Bu fotoğrafa bir de dert ve ıstırap insanı Akif’in gözüyle bakalım: Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar

Dipçik altında ezilmiş, paralanmış kafalar

Bereden reng-i hüviyetleri uçmuş yüzler

Kim bilir hangi şenâatle oyulmuş gözler

“Medeniyet” denilen vahşete lânetler eder

Nice yekpâre kesilmiş de sırıtmış dişler

Süngülenmiş, kanı donmuş, nice binlerle beden

Nice başlar, nice kollar ki cüdâ cisminden

Beşiğinden alınıp parçalanan mahlûkat

Sonra, nâmusuna kurban edilen bunca hayat

Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler

Göğsü baltayla kırılmış memesiz vâlideler

Teki binlerce kesik gövdeye âit kümeler

Saç, kulak, el, çene, parmak… Bütün enkâz-ı beşer

Bakalım, yavrusu uğrar mı, deyip, karnından

Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can

İşte bunlar o felâket-zedelerdir ki, düşün

Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün.

Çerçevesi çizilen bu fotoğrafı unutmamak / unutturmamak ve bu fotoğrafa çok ama çok bakmak, derin ve keskin bakmak gerek. Bu tembihattaki ikazımız ve ısrarımız, milletimizin kininin artırılması, acılarının tazelenmesi amacına kesinlikle mâtuf değildir. Muradımız; çevremizi, çemberimizi, geçmişimizi, iç ve dış düşmanlarımızın şeytanlıklarının, hinliklerinin, çirkefliklerinin, insafsızlıklarının, düşmanın her zaman düşman olduğunun ve düşmanın hiçbir zaman uyumadığının, olup-bitenlerin bundan sonra olmayacağı hususunda bir düşüncenin vahâmet ve fecâat olarak değerlendirilmesin gereğini ve gerekliliğini neslimizin hür idrakine ve pür dikkatine sunmaktır. Yüce Rabbimize şükür ki, bin sene İslâm’a hizmet eden bu münip ve necip millete in’am ve ikram edilen mânevi feleklerin ve meleklerin destekleriyle, nice mâlum ve meçhul yiğitlerin ferleriyle ve nice kahramanların fedâ ettikleri serleriyle, Mevlâ’nın yanında nazı ve niyazı olan nice mazlum ve mahzun Allah dostlarının nefesleriyle tarihten silinmek üzere iken sebil edilen kanlarla, canlarla vatanın sınırları yeniden çizilmiş, ebedî esârete ramak kalmışken, Âsım’ın nesli sanki de yoktan tekrar var olmuş, devlet olmanın olmazsa olmaz mutlak şartı olan hürriyetine kavuşmuştur.

Bu destanların yazıldığı en mühim ve en anlamlı mekânlardan biri de, hiç şüphesiz ebet-müddet-devletimizin kuruluşunun otağı ve ocağı olan Bileceğimizdir. Bu sene, bu minyatür şehrin kurtuluşunun 90.yıldönümüdür. Evet, burada kurulduk ve buradan kurtulduk. Ecdât kokusunu koklamak, dokusunu yoklamak istediğimiz bu güzel ve özel şehre “Kuruluş ve Kurtuluş Şehri” ismi pek çok yakışmaktadır. Kurduran ve kurtaran Rabbimize hamdediyor, kuranlara ve kurtaranlara rahmet, merhamet ve mağfiret diliyorum. Bu vesileyle, ebîecdâdımızın bir kez daha muazzez hâtıratını hayırla yâd ve şâd, mekânlarının ve makamlarının cennet olmasını temenni ederken, torunlarını esirgemeyecekleri bir duâya dâvet ediyor ve çok sevdiğim Bileciklilere diyorum ki: Bu şehrin sâkinleri; bu şehirde doğmanın, bu şehirde yaşamanın, bu şehirli olmanın mesuliyetini, kıymetini, şeref ve şecaatini mutlak ve muhakkak bilmeli, şevketli cetlerinin ahfâdı oldukları keyfiyetini zedelememenin şuurunun idrakine müdrik olmalıdırlar. Bu muazzez şuur o kadar belirginleşmeli ve o kadar tezahür etmelidir ki, bu şehre gelenler, bu şehrin insanlarına baktıkların da, O s m a n l ı y ı hatırlamalıdırlar…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.