Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi kampüsünde, Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han’ın 1892 senesinde mevcut Atatürk ilköğretim Okulu'nun bulunduğu yere yaptırdığı camiden esinlenilen giriş kapısı inşaatı tüm hızıyla devam ediyor.
Sinan ÖNCE
Bilecik Şeyh Edebali Ünivesitesi kampüsü inşaatı tüm hızıyla devam ediyor. Fakülte, rektörlük ve kütüphane binalarının ardından, kampüs girişi inşaatı da devam ediyor.
Yapımı devam eden kampüs girişi, Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han’ın 1892 senesinde mevcut Atatürk ilköğretim Okulu'nun bulunduğu yere yaptırdığı camiinin giriş kapısından esinlendi. Diğer binalar ve giriş kapısı tamamlandığında, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesinde tarih, yeniden canlanmış olacak.
Tarihine sahip çıkan Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan, gazetemiz sahibi ve köşe yazarlarının kaleme aldığı yazılardan sonra konuya duyarsız kalmayarak tarihi kapıyı kampüste yaşatacak.
Gazetemiz yazarlarından Tarihçi Halim Demiryürek, üniversitenin giriş kapısına ilham olan "Bilecik'te akıbeti meçhul bir camii" başlığıyla 2011 yılının Aralık ayında bir yazı yazmıştı. Demiryürek yazısında kaybolup gitmiş, günümüzde izi bile kalmamış bir eserin varlığını bu yazısıyla kamuoyuna duyurmuştu.
Demiryürek'in ardından, gazetemiz yazarlarından Edebiyatçı Yazar Ali Erdal'da "Kimse yok mu?" başlığıyla 2012 yılının Ocak ayında bir yazıyı kaleme almıştı. Erdal, Bilecik’te kaybolup gitmiş, izi bile kalmamış bir tarihî eserin varlığını ortaya çıkardığı ve bunu kamuoyuna duyurduğu için "Hocamıza minnettarız" demişti.
Ali Erdal ayrıca yazısında "Zaten pek az tarihî eser olan Bilecik’te, kayıp bir eseri ortaya çıkardığı için ne kadar teşekkür etsek azdır. Yazının neşredildiği bir ayı geçti. Kimseden çıt çıkmadı. Cami ne oldu, nasıl oldu da izi bile kalmadı, diye kimse merak etmedi. Haydi ne olduğu daha sonra da konuşulur. Ama madem böyle bir eserin varlığı kesinleşti, bari bundan sonra binası yoksa da hatırasına sahip çıkılmalı değil mi? Şurada şu cami vardı, falanca tarafından ortaya çıkarıldı diye bir kayıt olsun düşmek gerekmez mi? Ne yapılması gerektiği üzerinde bir çalışma başlatması, eseri ortaya çıkarana, ilimize yeni bir cami, bir tarihî eser kazandırana teşekkür etmesi gereken bir makam, bir kuruluş da mı yok? On dakika konuşana on tane plâket verenler, daha basılmadan unutulup gidecek uyduruk kitaplar hazırlatıp paralar harcayanlar, ilimize hizmet etti diye millet kesesinden ödüller dağıtanlar, böyle kalıcı bir değere niye sevinçle sarılmıyorlar? Ve günlerini harcayıp, hiçbir karşılık beklemeden ilimize böyle bir eser kazandıran araştırmacı öğretim üyesine hiç olmazsa bir teşekkür etmesi gereken mevki, makam, kuruluş, dernek, kişi yok mudur? Şimdilik kamuoyuna, bunu sormakla yetiniyorum… Kimse yok muuu?!.. " demişti.
Edebiyatçı Yazar Ali Erdal'ın ardından gazetemiz sahibi Şadi Erdal'da "Akibeti meçhul bir camiinin, değerini bilen çıkar mı?" başlığıyla bir yazı yazmıştı.
Gazetemiz sahibi Erdal yazısında ilimizde tarih konusunda "nemelazımcılığın" devam ettiğini bunu verdiği örneklerle belirtmişti. Tarihçi Halim Demiryürek'in "Bilecik'te akıbeti meçhul bir camii" başlıklı yazısına da atıfta bulunan Erdal, "Acaba Halim Hocam, “Bilecik'te Akıbeti Meçhul Bir Cami” başlıklı yazısındaki bilgileri kaç günlük çalışma sonunda elde etti. Değerini bilen var mı?" diye sormuş, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne de "Kültür Müdürlüğü, hangi kültürün müdürlüğü? Sayın Valimizi kendi kültür değerlerimize değer verdiğine inanıyorum. Bu yazının kendisine ulaşmadığını zannediyorum. Bundan sonra Kültür Müdürlüğüne görevleri umarım hatırlatılır. Kültür Müdürüne sesleniyorum. Kültürümüzün Müdürü ol, soldan ithal Bakanına çekme.." demişti.
Erdal yazısında ayrıca Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan'la arasında geçen diyaloğu da kaleme alarak; "Rektörümüz Prof. Dr. Azmi Özcan hocamla karşılaştım. “Abi, Ali Abinin yazısını okudum. Kimse Yok mu?” diyor. “Var. O kapı üniversitenin giriş kapısı olacak inşallah” dediğini kamuoyuna duyurmuştu.