Tarik (Arapça, tarik); yol, yöntem, iz, gidişat… Yol, yol olmayınca, saçımızı başımızı yolarız… Yol, hakikat olunca, hak yolunun yolcusu oluruz… Tarikat; ‘yollar’ anlamında; ‘Allah’a ulaştıran yol, bir şeyhe bağlı kimseler için konulmuş olan manevî, ahlâkî ve sosyal kuralların bütünü ve bu kurallara göre teşkilatlanmış kurum mânâsında kullanılmakta... Tarikat; kuralsız bir serbestlik değil, gayesiz ritüeller bütünü hiç değil... Tarikat; insanın benliğini törpülediği, haddini öğrendiği, ‘ben’den ‘biz’e, oradan ‘O’na (Hakk’a) yöneldiği manevî eğitim süreci... Hakikat (Arapça, ḥaqq –hak, doğru, sabit, değişmeyen, yerli yerinde olan) örtüsüz, eğilip bükülmemiş, aslına uygun olan, bilgi ile gerçeklik arasındaki uyum, varlık veya var olma, bir önermede hükmün gerçekle örtüşmesi... Tasavvufta hakikat; zâhirden bâtına geçiş, zâhirin ardındaki örtülü ve gizli mânâ, dinî hayatın en yüksek seviyede yaşanarak ilâhî sırlara âşina olunması... İnsanın nefsini terbiye ederek, ahlâkını arındırarak, kalbini saflaştırarak Hakk’a yürüdüğü disiplin... Zahir, görünen yüz; hakikat, o görünüşün arkasındaki asıl mânâ... İmam Gazâlî’ye göre hakikat, taklitten kurtulmuş, kalpte yakîn hâline gelmiş bilgi... Her doğru, hakikat değil; doğru, ölçülebilir... Hakikat; yaşanır, hissedilir, bedel ödetir... Hakikat; rahatsız edebilir, yalnız bırakabilir, lâkin özgürleştirir...
Tarikat, hakikat odaklı olduğunda, değerli ve geçerli... Hakikati arayan varlık, insan... Hakikati aramanın ve hakikate ulaşmanın birçok tarikatı (yolları) var... Yeter ki, hedefimiz hakikat (gerçek), tarikimiz (yolumuz) doğru olsun... Hakikate ulaşmak; bilgiyle, acıyla, sıkıntıyla, zahmetle ve sabırla olur... Hakikat, aslında, tarikatın başlangıç ve bitiş noktaları... Tarik (yol) yürünmeden hakikate (menzile) varılamaz elbette... Hakikat, yolun sonunda elde edilen bir unvan değil; perdenin kalkması hâli... Hakikat, bilginin kalpte yakîne dönüşmesi (insanın artık yalnızca bilmesi değil, olması) demek... Zira hakikat makamında, gösteriş biter, söz yerine hâl devreye girer... Hakikatle hemhâl olan, kemâle erer... Bildiklerinin, bilgi kırıntılarından ibaret olduğunu anlar... Bilmediklerinin daha çok olduğunu fark eder... Bu, hakikat ehli olmanın ilk basamağıdır, tevazu sahibi olmaktır... Hakikati bilmek, cehaleti gidermez... Hakikatin içselleştirilip uygulanmasıdır, gerçek aydın (münevver, entelektüel) olabilmek... Şeytanın, hakikati bilmediğini söyleyebilir miyiz? Mesele, binbir delil bulma çabasından öte durum... Kayıtsız şartsız Hakk’a biat etmek... Hak ile hakikat nur olur, bilip de karşı duruş ile gerçek nâr olur... Tercih bizim, ya nur ya nâr... Her yol bizi hedefe ulaştırır mı? Ya da her yolda yürünür mü? Gerçeğe ulaşmada doğru yol üzerinde miyiz? Labirentin, bizi çıkmaza götüren yolları da var... Mesele, hakikati tarikata kurban etmemek olmalı... En büyük sapmalar, tarikatın hakikat yerine konulmasıyla ortaya çıkmış... Yol kutsallaştırıldığında ve amaç hâline geldiğinde, yol yol olmaktan çıkar... Şeyh hakikatin ölçüsü olur, usul özü örter, sembol mânâyı boğar, şirk olur... Fikir biter, küfür devreye girer... Rabıta ve biat; şirke kapı aralamaya varan bir davranışa dönüşmemeli… Gerçek tasavvuf ehlince yapıldığı gibi, mürşide olan sevgi ve bağlılığı pekiştiren noktada kalmalı… İlim-irfan-izan-idrak-ahlâk-edep-terbiye gereği, hadlerin ve hakların bilinmesi ve uygulanması, çok daha önemli… Tarikat; vasıta (araç), yol olmalı, amaç olmamalı... Tarikat, bizi kula kul yapmamalı; bizi fikirde-zikirde-şükürde Hakk’a, hakikate götürmeli... Bizi biz yapmalı, bizi Hakk’a bağlı kılmalı, özgürleştirmeli; birilerinin bağımlısı yapmamalı... Gerçek tarikat (yol), müridini (bağlısını) kendine bağımlı kılmaz; hakikate ulaştırır... Egoyu yok etmeden, insanı Allah’a yöneltir... Tarikat ve hakikat, bardak ve su misâli... Hakikatsiz tarikat, bizi şekilci yapar... “Tarikat, şeriata hizmet ettiği ölçüde kıymetlidir.” (İmam Rabbânî)... Biat etmek, sadece şahıslara veya gruplara teslim olmak ise, doğru değil… Biat, haklara ve normlara ve onu yürüten ehil ve yetkin otoriteye yapılır… Biat edilen her ne ise; hakikate uygun olmalı… Biat, kişiyi hak yolundan saptırmamalı… Biat; körü körüne itaat değil, meşru bir bağlılık olmalı… Rabıta da, hakka teslimiyet… Hakk'a ulaşmak için herhangi bir aracıya ihtiyaç duyulması doğru değil… Yaradan, bize şah damarımızdan daha yakın... Rabıta, Hakk’a olmalı, aracıya değil… Mesele, yol almada, yürümek ya da bir vasıtayla gitmek arasında bir tercih yapmaktan öteye gitmemeli… Mühim olan kalbî bağ, muhabbet ve terbiye-edep… Rabıtayı yapan kişinin, mürşidini ilah edinmesi veya ondan direkt olarak yardım dilemesi; kesinlikle yanlış ve şirk… Rabıta, bir tefekkür ve konsantrasyon (yoğunlaşma) şekli olmalıdır sadece… Ölümü düşünmek, ahireti düşünmek gibi… Hakk’ın huzurunda, her birimiz kendimizden, yaptıklarımızdan sorumluyuz… Tek kılavuz, tek önder, Hz peygamber…
‘Tarikat’ yerine günümüzde daha çok kullandığımız sözcükler: Cemaat, manevî topluluk, spritüal hareket, inanç grubu, dini topluluk, manevî yol... Kelimelerin ne olduğu çok önemli değil... Kelimelere yüklenen anlamların ve işlevlerinin ne olduğu gerçeğine bakmak lâzım... Adına falanca tarikat ya da cemaat desek ne olur, demesek ne olur? Yapılanlara ve yapılmayanlara bakmak lâzım... ‘Tarikat’e benzer yapılanmalar, pek çok farklı disiplinlerin, örgütlerin ve etkinlik gruplarının fanatikleri için de söz konusu... Falanca kişiye körü körüne bağımlı olunması, ikon (simge, put) yapılması ve rol model alınması gibi... Maalesef, geçmişte ve günümüzde o kadar çok sapkın gruplar ve tarikatlar var olmuş... Geleneksel inanç sistemlerinden, toplumsal ve evrensel normlardan sapmış, kendi inanç ve uygulama sistemlerini geliştiren gruplar... Sömürü temelli dinî, siyasî ve ictimaî gruplar... Bu grupların ortak özellikleri neler mi? Sosyal motivasyonlarla hareket etmeleri... Marjinal veya aşırı (bağnaz, yobaz) görüşlere sahip olmaları... Kendi inanç sistemlerini, ritüellerini oluşturmaları... Dışlayıcı bir tutum sergilemeleri... Üyeleri üzerinde güçlü bir kontrole ve manipülasyona sahip olmaları... Kutsiyet ve dokunulmazlık izafe ettikleri bir lider etrafında toplanmaları... Dinî inançlarını farklı yorumlamaları... Üyeleri arasında sıkı bir dayanışma ve bağlılık olması... Liderin otoritesinin tartışmaya kapalı olması... Üyelerinin düşünce ve davranışlarının kontrol edilmesi... Dış dünyadan izole olma durumu, üyelerin diğer insanlarla olan ilişkilerinin yok denecek kadar az olması... İnançlarını savunmak için zaman zaman şiddete başvurmaları... Gerçekten, sapkın gruplar, tarikatlar vb. yapılanmalar; bireylerin ve toplumların psikolojik, sosyal ve ekonomik hayatlarında son derece etkililer... Esas sorun, sormanın ve sorgulamanın olmayışı... Farkındalık ve eleştirel düşünme (fikir) olmadan, zikir ve şükür ne derece geçerli olabilir ki? Hak buyruğu: “Siz insanlara iyilik yapmayı emredip kendinizi unutuyor musunuz? Hâlbuki ilâhî kitabı da okuyup duruyorsunuz. Hiç aklınızı çalıştırmıyor musunuz?” (Bakara, 44)... “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara faydalı şeyler taşıyarak denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de kendisiyle ölümünden sonra yeryüzünü dirilttiği ve üzerinde dolaşan her türlü canlıyı yaydığı yağmurda, gökle yer arasında emre hazır bekleyen rüzgârları ve bulutları farklı yönlerde evirip çevirmesinde aklını kullanan bir topluluk için elbette Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller vardır.” (Bakara, 164)... “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka değildir! Âhiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” (En'âm, 32)...
Hakikat ehli olmayan, tarikat ehli olamaz... “Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdırlar. İşte bunlar gafil olanların ta kendileridir.” (A’raf, 7/179)… Gafil olan, ayakta hayat süren leşler gibidir… “Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin benzeri, diri ile ölü gibidir.” (Hadis-i Şerif)… Gaflet, ataletin (devinimsizliğin, tembelliğin, çalışmadan oturmanın, gevşekliğin, uyuşukluğun; işsiz kalmanın, işsizliğin) beslendiği sapkınlık ortamı… “Allah'a duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki Allah, (bu inançla olmayan ve) gafletle (başka meşguliyetlerle) oyalanan kalbin duasını kabul etmez.” (Hadis-i Şerif)… “İnsanlardan çoğunun aldandığı (ve kıymetini takdir edemediği) iki nimet vardır: Vücut sıhhati, boş vakit.” (Hadis-i Şerif)… Gafletin ilacı, irade, basiret ve hakikat… Zaman, doğru yol (tarikat) üzerinde olup hakikat peşinde olma zamanı... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven