Tekerlek (Farsça, çark), medeniyetin gelişiminde dönüm noktası olmuş… Tekerlek, bir eksen etrafında dönen dairesel bir parça… Tekerlek; çanak çömlek yapımında döner tabla olarak kullanılmış… Taşıma araçlarında ve yük taşımacılığında kullanılmış… Kadim medeniyetimizde, sulama ve su temini için büyük su çarkları kullanılmış… Bu çarklar, nehirlerden ve kanallardan suyu yukarı çekerek tarım alanlarına veya yerleşim yerlerine ulaştırmada kritik bir rol oynamış… El-Cezeri gibi mühendisler, bu tür mekanik sistemlerin tasarımlarını ve işleyişini detaylı olarak yapmışlar… Rüzgâr ve su gücüyle çalışan değirmenlerde çarklar kullanılmış… Küreler vb. aletlerin yapımında dönen parçalar ve çark sistemleri, hassas gözlemlerde ve hesaplamalarda kullanılmış… Tekerlek; ulaşımda, tarımda, sanayide vb. birçok alanda çok önemli… Tekerlek; lastik, metal, plastik gibi farklı malzemelerle, çeşitli şekil ve boyutlarda üretilen, sürtünmeyi azaltarak ağır cisimlerin kolayca hareket ettirilmesini sağlayan, arabalar, trenler, uçaklar, makineler vb. alanlarda kullanılan, dişli sistemlerin temelini oluşturan en önemli icat… Tekerlek olmadan, teknolojiden bahsetmek zor… Günümüzde, teknolojinin gelişmesiyle, süspansiyon sistemleri ve akıllı tekerlekler; sadece kara taşıtlarında değil; valizlerden ofis sandalyelerine, endüstriyel makinelerden oyuncaklara kadar birçok yerde kullanılmakta…
Çark, bir eksenin döndürdüğü, çok çeşitleri bulunan, tekerlek biçiminde olan bir makine parçası; bileğitaşı… Çarkıfelek (feleğin çarkı); Türkçede, Farsça kökenli ‘çark’ (tekerlek) ve Arapça kökenli ‘felek’ (dünya) sözcüklerinin birleşimiyle oluşturulmuş… Çark-ı felek, kader ve evrenin dönüşünü açıklayan felsefî bir ifade… Çarkıfelek, insanın kaderine ve alın yazısına bağlı olarak elde edeceği kayıp ve kazançlar ile ödül ve cezaları temsil eden kavram… Çarkıfelek; sindirim sistemini düzenleyerek bağırsak sağlığını destekleyen, kabızlığa iyi gelen, C vitamini etkisiyle bağışıklığı güçlendiren, antioksidan zengini olan, kalp sağlığını güçlendiren, diyabetin kontrol edilmesini sağlayan, depresyon ve uykusuzluğa iyi gelen tropikal bir meyve… Çarkıfelek, ateşlenince kıvılcımlar saçarak dönen donanma fişeği… Çark, tekerlek, dönmeye başladığı andan itibaren zaman, mekân ve hareket kavramlarını yeniden tanımlamış… Hayatın döngüselliğini, değişmez dönüşümünü ve tekerrürün derinliğini simgelemiş… Zamanı doğrusal değil, döngüsel gören birçok kadim medeniyette, tekerlek kutsal bir simge olmuş… Hint felsefesinde samsara çarkı, ruhun doğum, ölüm ve yeniden doğuş döngüsünü temsil etmiş… Budizm'de sekiz kollu dharma çarkı, aydınlanmanın remzi olmuş… Tekerlek; ilerlemenin, içe dönmenin, anlamanın ve algılanmanın adı olsa gerek… Her dönüş bir tekrar, ancak her tekrar aynı değil… Tekerlek, hareket etmenin somut hâli… Kolları açık, bir eli göğe bir eli yere dönük olan semazenin dönüşü; tekerleğin derin anlamını yansıtır âdeta... Toplumların gelişimi, hep tekerlekle şekillenmiş… Taşımak, paylaşmak ve yaymak, tekerlekle mümkün hâle gelmiş… Tekerlek, hem fiziksel yolları hem düşünsel yolları açmış… Yazının, sanatın ve düşüncenin yayılması, tekerlek sayesinde olmuş… Önemli olan; bunun ilerlemeye evrilmesi; eskinin tekerrür etmesinden ibaret olmaması… Aynı hataları yeniden ve defalarca döndüren girdaba düşülmemesi… Aslında, insan da bir tekerlek misâli… Geçmiş, şimdi ve gelecek; tekerleğin üzerindeki noktalar gibi birbirine bağlı… Her dönüş, bir deneyimin, bir hatanın, bir öğrenmenin halkası… İnsan da döne döne, bazen çamura batar, bazen yol bulur devam eder… Dönmek, hareket etmek… Hayat, bir noktada biter; bıraktığı izler ise, bir başka tekerleğe rehber olur… Tekerlek, düşünce dünyasında yokuşları yatay hâline nasıl mı getirir? Cevabı, bir şiirde gizli… Tekerlek, öylesine tekerlene tekerlene doruk noktasına çıkmış, Necip Fazıl Kısakürek'in ‘Zindandan Mehmed'e Mektup’ şiirinde: “Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! Ölsek de sevinin, eve dönsek de! Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!”…
Dönmeyen ne var ki… Zerreden âlemlere… Bir tekerlek gerçeği bu… Tekerlek, doğru işletildiğinde bütün insanlığa yararlı… Tekerleğe çomak sokulduğunda ise zararlı… Tekerlek, dönsün ki, hareket olsun, bereket olsun… Tekerleğe çomak sokulmasın ki, bir plan, ilerleme ve başarı kasten baltalanmasın, iş süreci sekteye uğratılmasın… Maalesef, bir projenin bitirilmesine ramak kala, her daim, tekerleğe çomak sokan olur… Tekerleğin maksadına uygun dönmesi; bir bakıma bizim ne kadar dönebildiğimize, dönüşebildiğimize, gelişebildiğimize ve yenilenebildiğimize bağlı… Yoksa fırıldak olup dönenler, tekerleğe çomak sokmaya devam ederler… Elbette, kağnı veya at arabalarının tekerleklerine çomak sokularak, bazılarının doğru konumdan ayrılmalarına engel olmak bir yere kadar doğru… Yanlış olan, rakip de olsa, pişmiş aşa, tekerleğe çomak sokmak… Mâlum, “Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur.” (Atasözü)… Bir sorun yaşandıktan sonra herkes çözüm önerisi sunar, ancak önemli olan önceden tedbir almak… Aldığımız sorumlulukların farkında olup gereğini yerine getirmemiz mühim… Ön tekerlek nereye giderse arka tekerlek de oraya gider… İhtiyacımız olan; altın araba, gümüş tekerlek (Nisan yağmuru)… Yağmasa da gürleyenler değil… Bu arada, motorcuların dile getirdikleri “Dört tekerlek bedenini, iki tekerlek ruhunu hareketlendirir.” sözüne takılmak ne kadar doğru? Tekerlek böyle bir şey, bizi daldan dala döndürüp götürür… Tekerlek, sadece bir mekanik icat olmanın ötesinde bir olgu… Tekerlek; hayatın döngüsü, zamanın akışı, değişimi ve ilerlemesi… ‘Tekerlek’, hayatın yadsınamaz gerçeği… Hayat bir dönme dolap misâli, bir yukarıda bir aşağıda… Dönen bir tekerlek gibi… Kaderin çarkı... Döndüren, Yaradan… Zamanın tekerleği durmadan dönmekte, dün geçmiş, yarın meçhul, bugünü adam gibi yaşamak gerek… Tekerlek icat edildiğinden beri durmadı, dönüyor... Her dönüşü, yeni bir keşfe, yeni bir ufka açılan bir kapı olmaya devam ediyor… Durgun sular yosun tutar; hayatın tekerleği dönmeli ki, hep yenilikler yeşersin… Tekerlek dönsün ki, gelişim, değişim olsun… Tekerlek, çamura da saplanır, taşa da çarpar… Önemli olan, her şeye rağmen dönmeye devam etmektir… Durmak yok, tekerlek dönmeye devem edecek… Eski tekerlek gıcırdar, ancak gider... Her şeye, yıpranmışlığa rağmen işlevini yitirmemektir, asıl mesele… Her dönüş bir acı, her tekerlek bir sınav olabilir… Unutmayalım, tekerlek dönerse, yola çıkılır… Tercihimiz nasıl döndüğümüzle ilintili… İşin ucunda ve sonunda tekerlek olup, dolap beygiri ya da fırıldak gibi dönmek de var… Dolap beygiri, bahçe, bostan vb. yerleri sulamak için kuyudan su çekmede kullanılan, yuvarlak bir rotada, aynı yerde dönüp durarak çarklı düzeneği işleten beygir… Dolap beygiri; ilkel, ne rüzgâr ne su gücüyle çalışan yalnızca kas gücü kullanılan bir çeşit değirmenin dönmesi için oraya koşulmuş beygir… Dolap beygiri, aynı teraneyi terennüm eden dilli düdük... Dolap beygiri; Türklüğü Jön Türklükten ibaret zanneden, algı körlüğü illetine tutulmuş olan, kendi gibi düşünmeyenin her sözüne muhalif olan çokbilmiş ve her şeyin kendi etrafında dönmesini isteyen egoist...
Tekerlek, her bir aracın ayakları… Tekerlek, her bir şeyin dümeni… Tekerlek, iki ucu birleştiren düğme… Tekerleksiz bir dünyada hareket olmaz… Tekerlek olalım derken, dolap beygiri de olmamak lâzım… Çıkarlarına göre fırıldak gibi dönüp hareket edenlerin, birilerini dolap beygiri yapması ve onları kullanması çok zor değil… Zor olan, çevrilen dolapların farkına varabilmek… İyisi mi, önce kendi çapımızda dönmek… Çapsız olmanın getirisi, fırıldak olup dönmeye, birilerinin tekeri olmaya eş değer bir durum… Karar ve tercih bizim; ya birilerinin tekeri, ya da kendi direksiyonumuzun başında olacağız... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven