Ya hu tam da mutsuz olmayı başaracağım anda, karşıma hemen bir engel çıkıyor.
Bu defa da elime Rıfat YÖRÜK kardeşimin kaleme aldığı kitap geçti elime yine başarısız oldum. Anlatacağım, hele bu günkü haleti ruhiyeme biraz değineyim.
Sabah bizim Harmankaya Doğa Sporları gurubumuza şöyle bir yorum yaptım.
“Sabahın ilk ışıklarından önce ufkun kızıllığından dünya ya sızan nurlar umut dolu aydınlık geleceğin habercisidir.
İşte bu vakitte Yüce Yaratıcımız tarafından ozon salınır. Bu ozon insanlık için faydalı ve ücretsizdir.”
Dün aile hekimime ilaç yazdırırken çitoles hapımı bırakıyorum dedim.
Doktorum niçin bırakıyorsunuz diye sorunca hap yutacağıma türkü söylerim dedim. Bana hak verdiler.
Dört sene önce evlenmek maksadıyla tanıştığım Dobrucalı Bedriye Tunalı’yı aradım. Konya’dan Antalya ya gidiyormuş, hal hatır sorduktan snra ona hayırlı yolculuklar diledim.
Şimdi de Kırklareli’inden Nail Süngü kardeşimim sağlık durumunu sordum.
Gelelim Rıfat Yörük kardeşimin “Akşam olur karanlığa kalırsın” isimli kitabına. Benim esas ilacım bu kitapta imiş.
Kitabın sunuş bölümünden birkaç pasaj alacağım.
BAKTIM BİR ŞARKI ALMIŞ GİDİYOR DUDAKLARIMI.
Hani Cemal Süreyya “Baktım bir şarkı almış gidiyor dudaklarımı” döktürmüş ya! Ben de dudaklarımı alıp giden, gönlümü de kanatlandırıp bir yerlere götüren eserleri yazmak istedim. Yani yüreğimde hatıralarla demlediğim şarkılar ve türküleri…
O şarkılarımız ve türkülerimiz ki, önemli şair ve yazarlarımızca üzerine yüzlerce kelam edilmiş, övgüler yağdırılmıştır. Meselâ Yahya Kemal “Bizim romanımız şarkılarımızdır” derken Ahmet Hamdi Tanpınar ise “Eğer romanımız veya hikayemiz aranacaksa türkülerde aranmalıdır. Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka türkülerden gitmelidirler. Çünkü türküler, hayatın sürekliliği içinde bir yığın değişmeye rağmen daima değişmeyen asli yanımızı ifade ederler” diye yazar.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun “ Türküler Dolusu” isimli şiirinde köy türkülerini ne kadar yücelttiğini ise hepimiz biliriz;
“ Şairim,
Zifir karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım.
Ne zaman bir köy türküsü duysam,
Şairliğimden utanırım”
“ Bozkırın Tezenesi” merhum Neşet Ertaş Usta “ Türkü çığıran bir insan gördüğünüzde varın duldasına oturun, ondan size zarar gelmez” yakıştırması yapar. Siyaset Nevzat Kösoğlu’nun türkülere yaklaşımı ise daha ilginçtir:
Türkü dinleyin, türkü söyleyin. Çünkü musikimizin kalbi türkülerimizdir. Ben kendi hesabıma beni yönetecek olanlara önce bir türkü söyletmekten yanayım. Lütfen öce bir türkü söyleyin.”
Gönül adamı Fethi Gemuhluoğlu da “Türkülerle de dualarla da hüznümüz Allah’adır bizim.” Der ve ekler:
“İnsanoğlu, türküsüz kaldığında gurbettedir diyeceğiz. Türküler bitip tükenirse hatırasız, sevdasız ve yalnız kalır diyeceğiz. Türküler ve şarkılar var. Türküler ve şarkılarda halk var. Millet var. İnsan var. Türküler ve şarkılarda şiir var, hikmet var, yaşama kuralları var. Türküler ve şarkılarda ahlâk var, töreler var, gelenekler var. Ve asıl en mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. Müşahhas olarak yürek, mücerret olarak gönül var.”
Türküler, kırk bin yıl su altında kalmış, yıkanmış, cilalanmış çakıl taşı gibidir diyen” diyen ve gençlik yıllarında Çukurova bölgesini dolaşarak ağıtlar derleyen Yaşar Kemal ise “Halkların türkülerini yapanlar kanun yapıcılarından daha güçlüdür” tespitinde bulunur.
Şair – Yazar Şerif Aydemir de “Gurbette türkü memleket gibidir. Ilgıt ılgıt sıla kokar.” Der.””
***
Bunca şair- mütefekkir’in sözünden sonra bunlara benim de bir şeyler eklemem lazım. İnşallah hadsizlik yapmış olmam.
Eskiden biz de dini nikah kıyarken eşlere otuz iki farz sorulurdu. Bir ara ben bu sorulardan sonra “ Üç türkü bilmeyenin nikahı kıyılmaz kuralını eklemek istedim.
“AKŞAM OLUR KARANLIĞA KALIRSIN” kitabını sizlere hararetle tavsiye ediyorum.
Gerçi insanların elektrik faturasını bile okumaya üşendikleri bir dönemde ne derece tesiri olur bilemem.
Selam, sevgi, saygı ve kalbi muhabbetlerimi sunarım.