Değerli okuyucular son yazımızda da bahsettiğimiz gibi eğitim ve öğretim ve kelimeleri sıklıkla kullananların bile aşina olamadıkları bir olgudur. Zaten onların sürekli önerdikleri çözümler başarı getirseydi konunun tekrarlanmasına gerek kalmazdı. Geleceğin teminatı olan genç dimağları hayata hazırlayamayan uluslar bu konuda başarılı ulusların tahakkümünden kurtulamaz. Sürekli sistem arayışında olmak sistemin ve gerçeklerin farkında olmamanın bir göstergesidir. Eğitim sistemini değiştirmeden önce eğitimcilerin, ardından ebeveynlerin, son olarak da öğrencilerin benliğinin ve algılarının değiştirilmesi gerekmektedir.
Klasik eğitim sistemi sınav ve anlık ezbere yöneliktir. Eğitim tamamen sınav sorularına yönelik, bilimsellikten son derece uzak, yalnızca hafızayı çalıştırıyor. Örneğin bu sistemde bir teknik üniversite öğrencisi sadece dersini öğrenmekle yükümlü olduğundan ve kendisinden en ufak bir bireysel çalışma beklenmediğinden, gerçek bilgi ve becerilerini yaptıklarıyla ortaya koyarak diğerleri arasında kendini göstermesi söz konusu bile değil; hafızası en güçlü olanlar, zekâları pek keskin olmasa dahi derslerinde en yüksek notları bile alabiliyorlar.
Klasik eğitim, ilkokuldan yükseköğretimin sonuna kadar verilen eğitimin ve alınan bilgiyi ölçmede kullanılan yarışma ve sınavların tek işlevinin hafızanın gücünü göstermektir. Bu sistemde sürekli müfredat arayışı ve değişikliği söz konusudur. Ağırlaştırılan sonrasında da tekrar eskiye dönüşe yönelen çözümler peşinde koşmak durumu asırlar öncesinin sonuçlarına götürmekten öteye gidemez. Nesiller boyunca her türlü yeteneği geliştirip uygulamaları içselleştirmek yerine bu sistemde öğrenciler, yaşam boyu sürecek yarış atlarına dönüşmektedirler.
Bu sistemde öğretmenler, anne babalar ve öğrenciler sınav sorusu olmayacak her türlü bilgiyi yok sayıyorlar. Okulların ve öğrencileri başarısı sadece birkaç saatlik sınavlarda aldıkları puanlar ile ölçülmektedir. Bu sistemde öğrencinin sınav günü karşılaşmayacağı bilgilere ait kitaplar ve uygulamalarda geçirilen zaman kayıp olarak düşünülmektedir.
Klasik eğitim sisteminin tersine günümüz eğitim sistemi uygulamaya dayalı eğitim sistemidir. Bu kapsamda doğru sistemin öne çıkan en iyi uygulama şeklinden birisi askeri eğitimdir. Özellikle askeri mesleklerde, yargıyı düşünceyi, daima gözlem yapmayı, istekle çalışmayı ve kendi kendini yönetebilme becerisini güçlendiren eğitim yöntemlerinin faydası tartışılamaz.
Bu özelliklerle donanmak ve bunları otomatik davranışlar haline getirecek şekilde içselleştirmeyi başarmak eğitim sanatının özünü teşkil etmektedir. Bir Fransız sosyoloğun dediği gibi “Subaylar, akademisyenlerin bir türlü algılayamadığı bu gerçeği mükemmel bir şekilde anlamayı başardılar.” Benim de hücrelerime kadar işleyen bu sistem, hayatımda genlerimden sonra sahip olduğum en büyük şanstı. Şükür ki genç yaşta sistemden kaynaklanan, fark etmeden kazandığım yetenekler sayesinde bugünlere gelebildik. Askeri eğitim sisteminde; yetenek ve ilke birliği, özel bir eğitimle içgüdüsel hale getirilmektedir. Sonuçta, “Eğitim bilinci gayri şuura dayalı dönüştürme sanatıdır.”
Deneysel yöntemin, mantığın, sabrın, mutlak doğru arayışının, bakış açısını zenginleştirme kabiliyetinin ve hayal gücünün en değerli becerilerinin istikrarlı gelişimi sağladığı yadsınamaz bir gerçektir. Başarılı ulusların uygulamalarına baktığımızda karşımıza çıkan bu uygulamalardır. Geçmişin gölgesinde yaşamak zorunda olmayan Japonlar, Almanlar yöntemleri kendi sistemlerine entegre edebildiklerinden sadece 40 yılda ulaştıkları bilimsel, sınai, askeri üstünlükler herkes tarafında kabul görmektedir. Bu uluslar kısa sürede kazandıkları bu yetenekler ile hala tarihe yön vermektedirler.
Yine son sözü Fransız sosyoloğa bırakalım. “Eğitim, en genel anlamıyla ahlaki yetenekler ile entelektüel yetenekleri kapsayan kültürdür. Üniversite ahlaki yetenekler ile ilgilenmiyor. Entelektüel yetenekler içinde sadece birisi olan hafızayı geliştiriyor. Düşünme, sorgulama, yargıya varma, gözlem yapma, yöntem geliştirme vb. sınavlarla ölçülüp değerlendirilebilecek konular olmadığından bunlar tamamen göz ardı etmekte sakınca görmüyorlar.”
Yazımıza son vermeden önce her iki sistemde de yaşamış, yaşamakta birisi olarak tarihe bir not düşmek istiyoruz. Hayatın gerçeklerine dayalı olan askeri eğitim sistemini klasik eğitim sistemine dönüştürmeyi amaçlayan uluslar, kısa bir süre sonra ordularının özünü, geleceklerini tehlikeye atarak açık ve kolay hedef haline gelirler. Bu uygulamaların bedelini de çocukları mutlaka öder. Şimdilik konuya bir virgül koyalım. Görüşmek dileğiyle…..