SANATIN RUHU

Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

Değerli okurlarım son yazılarımızda toplumsal yaşamdaki hayati konuları ele almıştık. Bu hafta dilerseniz aynı şekilde toplumsal gelişim için önemli, biraz hoş, ruhumuzu okşayacak bir konuyu ele alalım: SANAT. Şüphesiz medeniyetleri birbirinden ayıran özelliklerin ilk sıralarında eriştikleri sanat düzeyi ve eserler bulunmaktadır. Başlangıçta belli alanlarda toplanan sanat eserleri zamanla çeşitlenmiş, topluma yayılmıştır. Özellikle ilk çağlardan itibaren ortaya çıkan sanat eserlerinin içerikleri yoğun maddeye dayalı olduğu için birçoğu günümüze ulaşmıştır. İlk çağlarda gündelik hayatın idamesi için üretilen kap kacaklar da bile dönemin estetiğini, ruhunu görmek mümkündür. Sadece yaşamak amacı taşımayan bu dönemin bireyleri bile son derece estetik eserler meydana getirmişlerdir. Dilerseniz çoğu zaman yaptığımız gibi konu hakkında neredeyse bilinmeyen kaynaklardan alıntılarla yazımıza devam edelim.

“Sanatların doğuşu felsefe ve bilimlerin doğuşundan daima önce olmuştur. Akıl çağından önce olan duygusal ve mistik gereksinimlerin evladı olan sanatlar, barbarlık dönemlerinde bile yeşerebildiler.” Girişte de ifade ettiğimiz gibi insanoğlu basit objelerini üretirken bile estetik duygusunu göz önüne almıştır. Günümüzde birçok sanatçıyı hayran bırakacak sembol ve dizaynları tarihin erken dönemlerine ait eserlerde görmek mümkündür.

“Sanatlar, özellikle müzik duygusallığın ve mistikliğin dilidir. Sözcükler ise aklın.” Bunun en güzel ilk örneğini yine kendi kültürümüzden verebiliriz. Yemen Türküsünü her dinlediğimizde geçen yüzyılda Anadolu insanının yaşadığı zorlukları, sevdaları, yokluğu en küçük hücremize kadar hissederiz. Hiçbir film, kitap bu duyguları bu güfte, beste kadar güzel ifade edemez. Yemen Türküsü başta olmak üzere dönemin eserlerini dinlediğimizde yoklular ile boğuşan anne, babaların, sevdalısına doyamadan onu uzak diyarlara uğurlayan genç kızların, eşlerin, babasız geçen hayatların neler hissettiğini biraz da olsa anlayabiliriz. Kahramanı uğurlayan biliyorlar ki o artık bir daha geri gelmeyecek. Yürekler yanık, tarlalar çöl, sofralar hep bir eksik olacak. Artık bayramda, özel günlerde ziyaret edilip başına çiçek bırakılacak, yanında dua okunacak bir mezar da yok. Ancak yaşayan bilir. Cümlenin de ifade ettiği gibi sözcükler ancak akla tesir eder. Yüreğe asla. Lütfen siz de bir akşam hayat el ayak çektiğinde, etrafta kimse yokken Erkan Oğur ve Djivan Gasparyan yorumuyla bu türkümüzü dinleyin. Ya da İzzet Altınmeşe’den “Sarıkamış Saza Benzer” türküsünü. Bakalım vücudunuzda buz tutmayan bir hücre kalacak mı? Allahuekber Dağları’nın tipisi, ayazı yazın bile üstünüze nasıl çökecek. Kanınız yavaş yavaş çekilecek, cephede çaresizlik içinde donmayı bekleyenlerden biri de siz olacaksınız. Benzer şekilde Vivaldi’nin dört mevsiminden baharı kışın pencerenin önünde dinleyin. Kısa süre sonra notalar ruhunuzun derinliklerinde yol aldıkça dışarıda buz tutan dallarda çiçekler açmaya başlayacak. Ya da dinlediğimiz bir mistik müzik parçası içimizde farklı inançların canlanmasına, harekete geçmesine neden olacaktır.

“Duygulardan çıkan sanat entelektüel yorumlamalara ancak teknik unsurlar bakımından açıktır.” Aslında bu ifade yukarı da açıklanan örneklerin bir diğer anlatımıdır. Beğenilen sanat bizde normal koşullarda hissedemediğimiz duyguları yaşattığı sürece beğeni kazanır. Sanatın teknik yorumu ancak bu konuda uzman kişilerin yapabileceği bir iştir. Buna karşın sanatın toplumsal kabul ve etkisi ise kitlede uyandırdığı duygular kadar etkili olur. Konuyu yine kaynaktan bir söz ile aktaralım. “Duymak, hissetmek yerine akıl yürüttüğü zaman sanatçı verimsizdir.”

“Sanat çevrenin ve ulusun öyle etkisi altındadır ki, akis bazı görüşlere rağmen tarihte, bir başka ulusun sanatlarını onları değişikliğe uğratmadan kendine uydurabilmiş tek bir ulus yoktur.” Tarihsel süreçte sanat eserlerine, türlerine ve bunlarda yaşanan değişimlere baktığımızda bu ilkeyi kolaylıkla okuyabiliriz. Bir medeniyet onlarca yıl tanrı krallarının öldükten sonra tekrar dirildiklerinde aynı vücuda sahip olabilmesi için büyük taş kitlelerinden oluşan yapılar inşa etmiştir. Sonraki dönemde benzeri inançlara sahip uluslar farklı tapınaklar inşa etmiştir. Yine orta çağda batı dünyası inançları duvarlar resim ile aktarırken doğu dünyası bunu yazı ve inanç metinleri olarak nakşetmiştir.

“Büyük bir sanat sentezi bilinç dışıdır. Bilinçli olsaydı kişisel olurdu. O zaman bir devrinkilerden çok sanatçının duygu ve düşüncelerinin bir ifadesi olurdu.” Kişisel bilinci ötesinde duygu ve eyleme sahip olan sanatçı kişiselliğin ve dönemin ötesine geçerek zamanın ve mekânın sınırlarını aşar. İşte o zaman eserleriyle birlikte o da ölümsüzleşir.

Bu hafta sizlere sanat konusunda birkaç küçük aktarımda bulunduk. Tabi ki sanat gibi son derece geniş bir konuyu birkaç satıra sığdırmak mümkün değildir. Yazımızı, ruh dünyanıza bir renk kattığını düşünerek burada sonlandırıyoruz. Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.