Yıllar önce yazılanlar tek tek başımıza geldi!

AHMET MEŞE

Geçtiğimiz hafta köşe yazımda "Sorun markette değil, tarlada!" başlığı ile tarımda yaşanan sorunlara ve buna bağlı olarak düşen tarımsal üretime dikkat çekmeye çalışmıştım. Aynı yazıda gazetemiz kurucu sahibi Şadi Erdal'ın tarımla ilgili yıllardır yazılar yazdığına ve yaptığı ısrarlı uyarılara temas etmiştim. Bugün ise Şadi Erdal'ın tam 12 yıl önce kaleme aldığı bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü o günlerde çalan tehlike çanlarının bugün nasıl tek tek başımıza geldiğini görmemiz mümkün. 

Şadi Erdal, bundan 12 yıl önce "Et ve süt fiyatları neden yükseliyor?" başlığı ile uygulanan tarım politikalarının ve tarımla ilgili alınan kararların sonunun kötüye gittiğini yazıyor. Hatta yazısının henüz başında hatalardan dönülmediği takdirde şeker, hububat, sebze ve meyvede yüksek fiyatlarla karşılacağımızı söylüyor. Ve aradan geçen 12 yılın ardından tarım enflasyonu tarihi zirvelere ulaşmış durumda.

Yazar Erdal, karar mekanizmalarınca hayata geçirilen uygulamaların zamanlamasının da önemli olduğuna vurgu yaparak, "Zamanında alınmayan bir kararın cezasını hem üretici hem tüketici çeker" diyor. Nitekim geldiğimiz noktada üretici girdi maliyetlerinin pahalılığından tüketici ise pazarın marketin pahalılığından şikayetçi. 

Şadi beye bu yazısını köşemde neşretmek istediğimi söyledikten sonra "12 yıl önce yazdıklarınız tek tek başımıza geliyor, ne düşünüyorsunuz?" diye sordum. Cevabı çok netti "Şaşırmadım" dedi. Neden şaşırsın ki, dağların hayvansız, köylerin insansız kaldığından bahsederek aile çiftçiliğinin yok olmaya başladığını bile dile getirmiş. Şimdilerde bırakın köyleri, beldeler ve ilçeler dahi boşaldı. Çocukluğumuzda her evin altında gördüğümüz büyük veya küçükbaş hayvanlar yok oldu. Tekelleşmeler artınca fiyatlar el yakmaya başladı. 

Şadi Erdal'ın bu ve buna benzer daha birçok tespiti ve önerisi var. Lafı çok uzatmadan yukarıda atıfta bulunduğum yazıyı sizlerin takdirine sunuyorum.

ET VE SÜT FİYATLARI NEDEN YÜKSELİYOR?

Şadi ERDAL-2010

Türkiye’de Tarım ve Hayvancılık politikaları uzun vadeli düşünülerek yapılmadığından bugün et ve sütte yaşanan yüksek fiyatlarla karşılaşıyoruz. Yarın şekerde, daha sonraları hububatta, sebzede ve meyvede yaşayacağız.

Tarım ve hayvancılıkla ilgili herhangi bir kararı alırken hükümetler, sanayide olduğu gibi tornadan çıkan malzemeyi yerine takılacak zannediyor. Tarımda elde edilen bir çok ürünü senede 1 sefer üretebiliyorsun. Sofrada gördüğün kırmızı eti 18 aydan tutunda, 30 aya kadar varan büyüklükteki hayvandan sağlıyorsun. Bir kuzuyu bile en az 6 ayda kesebilirsin. Şunu demek istiyorum, devlet tarım ve hayvancılığı ayakta tutabilmek için aldığı her önlemin neticesini bir sene sonra meyvesini görüyor üretici. Zamanında alınmayan bir kararın cezasını ise hem üretici hemde tüketici çekiyor. İşte bugün et ve süt fiyatlarında olduğu gibi. 

DAĞLAR HAYVANSIZ, KÖYLER İNSANSIZ BIRAKILDI

Bundan 5-6 sene önce “Dağlar hayvansız, Köyler insansız bırakıldı” başlıklı yazımda, bugün et ve süt fiyatlarında önlenemeyen yükselişlerin yaşanacağını söylemiştim. Devlet 40 yıldır köyde yaşayan tarımla uğraşan nüfusun yüksek olduğunu, tarıma az destek, düşük fiyat vererek üreticiyi toprağından soğuttu, köy nüfusunu düşürdü, şehre akın eden halk işsizlik oranını yükseltti. Şehirler büyüdü, önlenemeyen istekler karşısında devlet ne yapacağını şaşırdı. Halbuki bugün şehirlere yığılan insanlara doğdukları yerlerde ufak çapta sanayi kurulsaydı, tarımda üretilen mahsule göre tesisler gerçekleştirilseydi, hem insanlar sıla hasreti çekmez hemde yan gelir elde ederdi. 

Devlet son zamanlarda bilhassa hayvancılıkla ilgili büyük tesis kuranlara destek vermeyi tercih ediyor. 100-200-300-400 baş hayvancılık yapmak isteyenlere önem veriyor ve teşvikte ediyor. Bunun faydalı tarafı olduğu gibi, bunların üç beşi bir araya gelerek bir müddet hayvan kesimi yaptırmazsa ette fiyatlar yükselmeye başlıyor. Bir nevi tekelci üreticilerin eline geçiyor.

Bugün et fiyatlarında yükseliş bundan kaynaklandığı gibi, küçük çapta hayvancılık yapan üreticiye zamanında destek vermemekten de kaynaklanıyor. 

Geçen sene 65 liraya kadar çıkan süt fiyatları birden 40 liraya kadar düştü. Hükümet bazı destekleri kaldırdı, damızlık ve süt birliklerini hiçe saydı. Bu durum 1 yıla yakın sürdü. Zarar eden üretici süt veren üretici ineğini, henüz kesim aşamasına gelmemiş danasını kestirdi. Bir inek 9 ayda doğum yapar, doğumdan 2 ay sonra tekrar gebe olacak hale gelir. Yani 1.5 sene içerisinde 1 inek yavrularıyla 3 tane olur. Zarar ediyorum diye 1 inek kestirmiyor üretici, geriden gelecekleri de kestiriyor . Bu şekilde binlercesini düşündüğümüzde bugünkü et ve süt fiyatlarının nasıl bu hale geldiğini görüyoruz. 

Çok hayvancılık yapanları teşvik etmenin faydaları olduğu gibi, birden başlayarak üç, beş, onbeş baş hayvancılık yapanları ortadan kaldırmamalı. Onlarda daha çok desteklenmeli. Böyle hayvancılık yapanlar aile boyu yapıyorlar. Bu şekilde hayvancılık yapanlar günde 1 hayvan kesimhanelere hayvan verseler hergün binlerce hayvan kesilir. Böylece tekelcilerin beli kırılır. Şu anda etin kilosunu 50 liranın üstünde yemiyorsak bu sayede olduğunu unutmayalım.

Veterinerler, Ziraat mühendisleri işsiz dolaşıyorlar. Köyler ziraat mühendislerine ve veterinerlere muhtaç. Bir an evvel bunları birbirlerine kavuşturmak lazım. 

Dağlar hayvansız kaldı. Yazın dört ayı dağdaki otlardan istifade etmek lazım. Nasıl arının yaptığı bal, çeşitli çiçek ve bitkilerden elde edildiği için yarayışlı ise, dağda beslenen hayvanlarında eti ve sütü kaliteli olur. Yazın meralardan istifade edilmesi için teşvik edilmeli, teşvik kapsamına alınmalı.

Sosyal Yardımlardan fakir aileler faydalanıyor. Bence 1 ineğe, birkaç koyuna bakabilecek durumda olanlara karşılıksız verilmeli, hem gücünden , hemde üretiminden istifade edilir. “Damlaya damlaya göl olur” sözü unutulmamalı.

Mısır, yonca, korunga gibi bitkileri ekenlere verilen destek 5,10 dönüm ile sınırlandırma kaldırılmalı. Tapu şartı aranmamalı. Çiftçi ile kayıt sisteminde nasıl sözleşme yapılıyorsa burada da aynı sözleşme geçerli olmalı. Tapu ölmüş babaya aitse, oğul hissesine düşen kadar yerden destek alabilmeli.

Verilen destekleri üretici her ay alabilmeli. Üreticinin 1 yıldır alamadığı destekler var.

Üretici Ziraat Bankası kapılarında bekletilmemeli. Bir iki memurla, hiç arazi görmemiş, üreticinin halini bilmeyenlerle değil, ehil, çiftçinin zamanın kıymetini bilen elemanlar seçilmeli. Tarım İl Müdürlüğü ile Ziraat Bankası koordineli çalışmalı, hakiki üretici tespit edilmeli.

Tarım Kredi Kooperatifleri desteklenmeli, Ziraat Bankası ile rekabet edebilir hale getirilmeli. Böylece birbirine alternatif hale getirerek üretici kapıdan kovulmaktan çok “bizden al” durumuna getirilmeli.

Geçen hafta “Köy arazi yolları mazot parası alınmadan bakımı yapılmalı” demiştim. Bilecik Ziraat Odası hariç, Osmaneli, Gölpazarı, Pazaryeri ve Yenipazar ziraat odalarından destek gelmişti. Bakalım bu yazıma ne diyecekler.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.