"BEN ARILARI OSMANLI’YA BENZETİRİM’’
(Dünkü ÇİFTÇİ KADIN başlığı altında yapılan, devamı olan röportaja bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz....)
-Baldaki tadı konuşalım, balın hikayesini, oluşumunu sizden dinleyebilir miyiz?
Ben bu arıya hiç akıl erdiremem, zavallı balı kendisi için yaptığını sanır. Bazen de onları kandırıyoruz diye üzülüyorum. Dehşet bir aile yapıları var dışarıda çalışanı ayrı, temizlikçileri ayrı ölüleri dışarı taşırlar, su taşıyıcıları ayrı ben arıları Osmanlı'ya benzetirim. Balı nasıl yaptığı hala muamma..her kovanda bir doktor bile varmış, sağlıkçıları bile var. En önemlileri kraliçe arı. Bir petekte 6-7 kraliçe var. İlk çıkan kız kardeşlerini zehirliyor?
-Sebepp? (şaşırdım)
Aynı padişahlık gibi, güçlü olmak için (gülüyoruz) Çok ilginç! Hiçbir şey yapmamış gibi gelir kovana tekrar.
Arıcılıkta emeğini alabiliyorsun ben kaliteyi bozmadıktan sonra müşteri sorunu yaşamayacağımı düşünüyorum. Karakovan satıyorum, hiçbir kimyasal kullanmam. En üzücü tarafı da ünlü bal markaların logosunu alıp etiketlerinden bastırılıp şekerli balları marka şeklinde satan kişiler. Böyle kişiler olunca kaliteli balım ucuz bala tercih ediliyor, kaliteli bal tanıtılmıyor sonra. Ancak müptelası anlıyor. Tercih ettikleri baldan şifa bulamıyorlar halbuki. Bunlarda denetlensin. Bir markam olsa, kalitemi ispat etmek isterim. Devlet gelsin benden örnek alsın. Sonra da versin bana markamı!
-Birde ben şunu bilirim bal arıları çok zekiler gerçekten. Bir şişeye tatlı su konulur, oraya sadece sarıcı arı türü girer ve çıkamaz ama bal arıları o şişeye asla girmez. Sizde bu yöntemi uyguluyor musunuz?
Evet bizde öyle tuzaklar uygularız.
-Gelenekler şehirlerde kayboluyor, köylerde korunuyor mu?
Geleneklerden başka başka değerlerimizi de kaybediyoruz. Herşeyimize sahip çıkalım. Tohumlarımız kayboluyor, dışarıdan aldığımız tohumlara öyle bir şey yapıyor ki üretim organını alıyor. Bir yıl ekebiliyorsun seneye tohum yapamıyorsun üretmiyor. Ekebilmek için yine alacaksın. Amerika'ya yine para ödeyeceksin. Eski tohumlarımızı tut ki buldun, ektin bunu alacak ne ofisi, ne pazarı var. Dayatılıyor o Amerika'nın tohumunu almaya!
-AB projesinde de isminiz var?
AB Projesini çok istedim, fırsatlar Avrupa pazarlarına açılacaktı. Oradaki ve bizim kültürümüzü yaşatma imkanı da olurdu belki ama en ufak yanlışta geri çevriliyor.
-Halen yapılamaz mı?
Tekrar deneyeceğim bu sene. Yanlış çizildi, onlarda en ufak hata kabul edilmiyor, geri çevriliyor.
-Yanlışlar olabilir doğrusunu bulmak gerekir yetkililerde yol göstermek için orda değiller mi? Yetkililerin görevleri köylünün var olan projesinde yol gösterip "böyle yaparsan alınır" demiyor mu? Biz yanlış mı biliyoruz?
Bakın Türkiye buraya çok para ödüyormuş. Bu paranın geri gelmesi lazım başka ülkelerde çiftçiye dönüyormuş, Türkiye de en ufak hatalarda geri çevriliyor Türkiye'nin parası kalmasın geri dönüşü üretimle sağlansın. Sonra Halk Eğitimlerimiz halkı eğitmede daha öğretici olmalı fayda alınamadığı kanaatindeyim. Fidan eğitimi ver, budama eğitimi ver, bilgisayarım yok ki kursu işime yarasın! Bizlere göre de kurslar açılsın.
Biz göçmeniz bizim köyde Bulgaristan dan taşıdığımız bir geleneğimiz var. Her evde mutlaka bir çiçek bahçesi var. Filizleri, kökleri ordan hala devam ediyorlar. Bunu geliştirmek istiyorum. Nasılsa kadınlarımız hoşlanıyor ya bu çiçekten. Ben bunu biraz büyüterekten kadınlarımıza gelir getirmek için uğraşırdım. Bilgisayarım olsa çok şey yaparım....
Bazı üniversitelerin gençleri gelip bazı projeleri beraberce yaptıklarını duydum. Mesela çiçek konusunda lale sümbül ne yetiştirmek istiyorsan o konuda yardım ettiklerini öğrendim eğe üniversitesiydi sanırım. Bu tür üniversitelerden yardım almayı düşünüyorum.
-Kurşunlu Köyünde yapmak istediğiniz neler var?
Kadınlarımız bu çiçekleri çok seviyorlar ama bende istiyorum ki onlarda bu sevdikleri çiçeklerden para kazansınlar. Birde bu yerlerde sürünen eriklere bir çare bulmak lazım. Dağlarımızda erik çok yetişir, yerlerde hepsi. Ama nakliyatını, ama stoğunu, ama şoklamasını bir şekilde yapalım istiyorum. Ihlamur dağlarda bunu toplayanda ekmek yer, şoklayan, paketleyende ekmek yer. Yerlere yayılan meyvalara şoklama gibi kadınlara küçük bir şey düşünüyorum. Bir yerlere başvurmam için resmiyet gerekiyor bunun için muhtar olmak istiyorum..
Köyüm için yapmak istediklerim bunlar, kendim için ise arıcılığı istiyordum Tekirdağ'da arıcılıkla uğraşan arıcı kadınlarımız varmış. Bilgisayarım olsa en basitinden arıcılar birliğinden, bu işi yapan başka kadınlarla iletişime geçerdim. Mesela ben propolis yetiştiriyorum. İlaç için istiyorlar, yöntemini bilsem, kursları olsa arı sütü yaparım, propolis üretirim.
-Aday oldunuz mu?
Olmadım çünkü bu işi çok iyi yapan bir muhtarımız zaten var. İşini iyi yapanın önüne geçmek istemem. Olursam da ben bunları yapmak isterim. Köyümde sevilen biri olduğumu da hissediyorum, hissettiriyorlar, kazanamam diye bir korkum yok. Yeter ki ben güvenip girişeyim.
-Yani muhtarınız adaylıktan çekilince mi adaylığı düşünüyorsunuz, beraber yürütemez misiniz?
Evet, beraber yaparız dedi muhtarımız. Bizim Köyümüzün Koruma ve Güzelleştirme Derneğimiz var orada beraber çalışıyoruz.
-Köydeki geleneklerimizden bir tanesini paylaşır mısınız? Hatırlatmak için..
(Engin, konuşmasında o kadar olağan ilerliyor ki bir yerden bir konuyu bağlayıp çok farklı bir sohbet açabildiğini gördüm. Geleneklerden sonra terör olaylarına da yorum getirdi hem de ne yorum!)
Adetlerimiz olarak bir düğünde komşular toplanır herkese görevler verilir ben pilav yaparım, sen ayran, bir başkası masa yerleştirir gibi yardımlaşmayla cemiyet sahibine destek olunur, kolaç deriz biz daveti bu hamur işiyle yaparız. Kına gecesi başlar.
Göçmen gelenekleri bunlar. Bulgaristan da evlerini bırakıp gelmişler dedelerimiz göç etmişler bir gün yemişlerse bir gün aç kalmış böyle yardımlaşa yardımlaşa destek olmuşlar, çile çekmişler bunları duyunca ben bu terörü anlamıyorum. Sıkıntı çektik diye dağlara çıkıp eşkıya olmak neyin nesi? Bizim dedelerimizde çok sıkıntı çekmişler ama hiçte dağa çıkmamışlar, bunun için dağa mı çıkmak gerekir. Tamam sıkıntılar var ise vatanına milletine niye sende sıkıntı yaşatıyorsun çözüm bulunur elbet.
-Kitap okumak size ne katkı sağlıyor?
Aslında yaptığım işe katkısı olmuyor ama vaktimi değerlendiriyorum. Mesela Osmanlı Tarihi hakkında kendi kendime mastır yapıyorum(gülüyoruz). Tarihimi öğrenmiş oluyorum. Padişahların yaşamları çok dikkatimi çekiyor, Şimdi Yavuz Sultan Selim’deyim. Mesela bütün padişahlar hakkında Osmanlı tarihi hakkında kütüphaneden kitap alıyorum. Vakitlerini değerlendirmek isteyen kitap okumalı bence.
Ev hanımları zamanlarını günlere giderek harcamasınlar . Eskiden ev hanımlığı şu demekti şimdi değişti.
Mesela reçelini satın almaz kendisi yapardı, tarhanasını, yoğurdunu, ekmeğini kendi yapardı. Evine temizlikçi alıp bütün ihtiyaçları dışarıdan almak olursa Türkiye hiçbir yere varamaz. Bu kesimde, ev hanımları da üretken olmalı.
-Gazetemiz aracılığıyla kadınlara yönelik söylemek istediğiniz bir konu var mı?
Kadına şiddetten çok rahatsız oluyorum. Ben hayvan bakıyorum yıllardır, hayvanlarıma hiç sopa kullanmadım. Sattığım zaman kamyona bindirirken sopa kullanmak istiyorlar ben hemen kamyona çıkarım ve hayvanlarımı kendime doğru çağırırım. Onlar da gelir! Kaldı ki insana dayağı hiç kabul edemiyorum. İnsanlar şiddet kullanmasın burdan bunu söylemek istiyorum.
Birde kadın programları ile ilgili bir şey söyleyebilirim. Yayınlanan programlar kadınlarla ilgili hiçbir şey doğru değil. Çok çok saçma, kadınlar orada küçük düşüyor, geleneklerimize ters düşecek şeyler yapılıyor. Programlara çıkan kişiler ayıplarını normalmiş gibi 70 milyona anlatabiliyorlar. Bir Anadolu Kadını bunu yapmaz , Anadolu insanı dayak yemez, tecavüze uğramaz, taciz edilemez burada başka şeyler var gibi geliyor bana. İzlemiyorum, izleyen oluyor mu merakta ediyorum!
(Yarın SANAYİDE KADIN başlığı altında gerçekleştirdiğim yeni bir röportaj ile devam edeceğiz)
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.