BİLECİK’İN TARİHİ BERRAK HALE GELİYOR
Mücahid ERDAL: Hocam, hazırlamış olduğunuz “II. Meşrutiyet döneminde Bilecik” adlı eser hazırladığınızı öğrendik, Bilecik tarihini doktora düzeyinde ele alan ilk çalışma olması bakımından büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmanın hazırlanma sürecini ve nasıl ortaya çıktığını anlatabilir misiniz?
Dr. Halim DEMİRYÜREK: Bilecik, Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecinde önemli bir paya sahip olmasına rağmen akademik çalışmalarda hak ettiği yeri bulamamıştır. Osmanlı Devleti gibi yaklaşık altı yüzyıl dünya üzerinde hüküm süren bir devletin temellerinin atıldığı yer olan Bilecik, tarihsel gelişim sürecinde Bursa ve İstanbul gibi önemli merkezlerin fethedilmesiyle birlikte devlet nezdindeki önemini yitirmiş ve ihmal edilmiştir. Sultan II. Abdülhamid dönemine kadar uzun süre devam eden bu ihmal, bu dönemde nispeten telafi yoluna gidilse de, Cumhuriyet döneminde de devam etmiş ve Bilecik layık olduğu ilgiyi görmemiştir.
Çalışmamız bu akademik eksikliği gidermek amacıyla yapılmıştır. Bizim çalışmamızla birlikte, Dr. Vedat Turgut’un hazırlamış olduğu “Bilecik Bölgesi Örneğinde 16.yüzyılda Vakıflar ve Şehirleşme” ve Taner Bilgin’in yazmakta olduğu “Milli Mücadele Döneminde Bilecik” isimli çalışmalarla Bilecik’in tarihsel arka planı çok daha berrak hale gelecektir.
Eserin hazırlanmasında birçok kişinin teşvik ve desteği oldu. Burada özellikle dünya bilim camiasında müstesna bir yere sahip olan ve şu anda Bilecik Üniversitesi rektörlüğü vazifesini yürüten Sayın Prof. Dr. Azmi Özcan hocanın ismini zikretmeliyim. Çünkü bu eserin ortaya çıkmasında kendilerinin büyük katkıları oldu. Ayrıca Prof. Dr. Mehmet Alpargu, Prof. Dr. Haluk Selvi ve çalışmanın danışmanlığını yürüten Doç Dr. Arif Bilgin gibi hocalar da büyük destek sağladılar.
Bilecik’i geniş bir perspektiften ele alan çalışmamız, şehrin tarihinin bir dönemine ışık tutmaktadır. Çalışmada ele alınan II. Meşrutiyet dönemini, bütün Osmanlı tarihi ve coğrafyası açısından kayda değer gelişmelerin yaşandığı, değişimin gözle görülür bir şekilde izlendiği kendine has bir dönem olarak düşünürsek, bu dönemde Bilecik’in sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapısını irdelemek ve değerlendirmek yeni rejimin şehirler üzerindeki etkilerini açıkça ortaya koymak adına bir örnek teşkil etmiştir.
Şehir tarihçiliği açısından düşünüldüğünde, bu çalışma, o dönemdeki bir Osmanlı şehrine yansıyan projeksiyon görevi görmekte, böylece hem dönemin Bilecik’inin hem de Osmanlı kentlerinin genel yapısının anlaşılabilmesine ciddi katkılar sağlamaktadır. Ayrıca Osmanlı toplumunun genel yapısı göz önünde bulundurulduğunda tipik bir Anadolu kenti olan Bilecik’in ekonomik, kültürel ve sosyal durumunun bir dönem dahilinde ele alınması, Osmanlı toplumunun o dönemdeki durumuyla ilgili bir fikir sahibi olunmasına da yardımcı olmaktadır.
Çalışmanın hazırlanmasında kaynaklar üzerinde titizlikle durulmuştur. Ana kaynağımız Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgeleridir. Bunun yanında yerli yabancı eserler, mecmular, salnameler de kullanılmıştır.
Mücahid ERDAL: Sultan II. Abdülhamid zamanında Bilecik’e yeniden önem verilmeye başlandığını söylediniz. Bunu biraz açabilir misiniz?
Dr. Halim DEMİRYÜREK: Tabii ki. Sultan II. Abdülhamid’in, Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve kurucularına karşı göstermiş olduğu yoğun ilgi dikkat çekmektedir. Bu dönemde Osmanlı hanedanının mirası çerçevesinde bir Osmanlı kültürü oluşturuldu. Bu durumun genel sebebi, hanedanın meşrulaştırılması ya da meşruiyetin güçlendirilmesi isteğiydi. Sultan II. Abdülhamid döneminde, devletin ilk günlerine dönük bu büyük ilgi, 1402 Timur felaketinden sonra olduğu gibi büyük bunalım zamanlarında ortaya çıkan bir durumu işaret etmekteydi. Fetret Devri’nin en güçlü kişisi olan I. Mehmed, değerli kaynaklarının bir bölümünü Söğüt’te bir cami inşa ettirmek için kullanmıştı. I. Mehmed gibi II. Abdülhamid de “temellere” yönelmeye ihtiyaç duydu denilebilir.
Bu bağlamda Sultan II. Abdülhamid sarayının en civanmert teşkilatı olan Söğüt süvari bölüğünü, Bilecik ve Söğüt çevresine yerleşmiş olan Karakeçili aşiretinden oluşturdu. Sultan’ın iki yüz kişilik bu mızraklı maiyet bölüğüne büyük itimadı vardı. Bunların subayı olan Mehmed Efendi bu bölüğe mensup bir kişiyle II. Abdülhamid’in yatak odasının yanında yatardı. Sultan, canını bu kişilere emanet etmişti. II. Abdülhamid, Söğütlü Bölüğünden daima memnuniyet ve övgüyle bahsederdi. Onlarla görüştüğü zaman “öz hemşerilerim” diye hitap ederdi. Alman İmparatoru Wilhelm'’in ziyareti esnasında Söğütlü Maiyet Bölüğünü "akrabalarım" diye tanıtmıştı.
Sultan II. Abdülhamid’in emriyle 30 Ağustos 1885’te Osmanlı Devleti’nin kurulduğu yer olması ve Ertuğrul Gazi’nin burada medfun bulunması nedeniyle Bilecik’in mutasarrıflığa dönüştürülmesi ve Ertuğrul Gazi’nin adının verilmesi uygun görüldü. Bu durum II. Abdülhamid’in kuruluş topraklarına göstermiş olduğu yakın ilginin bir neticesiydi. Aynı zamanda Bilecik’e bir cami inşası, hayır binalarının tesis edilmesi istendi ve eski eserlerin resimlerini çekmek üzere bir fotoğrafçı gönderildi. Böylelikle 1885 yılında Bilecik sancak merkezi olmak üzere, Söğüt, İnegöl ve Yenişehir kazlarından oluşan “Ertuğrul Sancağı” teşkil edildi.
Sancağın teşkiliyle birlikte, imparatorluğun kökenlerinin ön plana çıkarılması isteğinin bir yansıması olarak Sultan II. Abdülhamid döneminde Bilecik ve Söğüt çevresinde birçok tarihi yapı onarıldı ve birçok yeni müessese oluşturuldu. Bununla birlikte Sultan II. Abdülhamid Karakeçili aşireti tarafından düzenlenen Ertuğrul Gazi’yi anma merasimlerine resmi bir hüviyet kazandırdı.
Bilecik, Sultan II. Abdülhamid’ten sonra padişah olan Sultan Mehmed Reşat döneminde de sancak merkezi olma özelliğini korudu. II. Abdülhamid dönemindeki ilgiyi göremese de tamamen kayıtsız da kalınmadı. Sultan Reşat ilk seyahatini eski başkent Bursa’ya yaptı. Bu seyahat esnasında Bilecik ve Söğüt’ün ileri gelenleri padişahı şehirlerine davet ettiler. Bilecikliler “Osmanlı’nın beşiği olan Bilecik’i yad etmeleri”, Söğütlüler de “büyük atası olan Ertuğrul Gazi’yi ziyaret etmeleri ve buraları şereflendirmelerini” istediler. Bunun üzerine 12 Mayıs 1909’da Padişahın Bursa’dan sonra Bilecik bölgesini de ziyaret edeceği bildirilerek gerekli hazırlıkların yapılması istendi. Mülki ve askeri yöneticiler ile din adamları, bu seyahatin gerçekleşecek olmasına çok sevindiler. Ancak 24 Mayıs 1909’da Bilecik ve Söğüt’ten gelen davetlerin padişah nezdinde büyük sevinç uyandırdığı halde seyahati uzatmanın mümkün olmadığı gerekçesiyle bu ziyaretler gerçekleşmedi. Görüldüğü gibi Bilecik ve havalisinde Sultan’ın bölgeye yapacağı ziyaret memnuniyet ve heyecanla beklenirken son anda iptal edilmiş ve buluşma gerçekleşememiştir. Ancak Sultan’ın Ertuğrul Sancağı’nın heyetlerini kabulü ve davete icabet edeceğini belirtmesi, devletin doğduğu topraklara verilen öneme işaret etmektedir. Yine de Ertuğrul Sancağı, Sultan II. Abdülhamid dönemindeki “ayrıcalıklı” konumunu bir daha yakalayamamıştır.
Mücahid ERDAL: Çalışmanızın içeriği hakkında bilgi verebilir misiniz ?
Dr. Halim DEMİRYÜREK: Memnuniyetle. Çalışmamız, beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Bilecik isminin menşeinden başlanarak, Türk idaresine girene kadar şehre egemen olan siyasi güçlere değinildi. Ardından Bilecik’in Türk egemenliğine geçmesi ve Osmanlı dönemindeki durumu ele alındı. Akabinde klasik dönemden başlanarak Osmanlı idari yapısı içerisinde Bilecik’in (Ertuğrul Sancağı) yeri incelendi. Bu bölümde sancağa bağlı olan kaza, nahiye ve köylerin isimleri verildi. Diğer taraftan yerleşim birimlerindeki devlet kurumları ve buralarda görev yapan idarecilere ve diğer memurlara yer verildi.
İkinci bölümde; Meşrutiyetin ikinci defa ilanı ve yansımaları, 1908, 1912 ve 1914 seçimleri üzerinde durularak Ertuğrul Sancağı mebuslarının meclisteki faaliyetleri ortaya konmaya çalışıldı. Üçüncü bölümde, Ertuğrul Sancağı’ndaki emniyet ve asayiş problemleri, hapishaneler ve yoklama cetvelleri ele alındı. Aynı zamanda Bilecik Bölgesi’ne yapılan sürgünler üzerinde duruldu. Dördüncü bölümde, “Sosyal Hayat” başlığı altında 1831 sayımı, salnamelerdeki nüfus verileri, arşiv kayıtları ve basılı kaynaklar kullanılarak demografik yapı incelendi ve muhacir iskânına değinildi. Ayrıca Ertuğrul Sancağı’nda eğitim konusu ele alındı. Burada önce medreseler üzerinde duruldu. Ardından iptidailer, rüştiyeler ve idadiler incelendi. Devamında sancaktaki sağlık kurumları ve personelleri, haberleşme, ulaşım, gayrimüslimlerin dini hayatı ile sancaktaki tarihi yapılar ve vakıflar izah edildi.
Beşinci bölümde ekonomik gelişmelere bakıldı. Sancaktaki tarımsal faaliyetler, üretim miktarları ülke ortalamasıyla mukayese edilerek anlatıldı. Bununla birlikte sancaktaki ithalat-ihracat dengesi, emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, küçük ve büyükbaş hayvancılık ve ülke ortalamasındaki yeri irdelendi. Aynı bölümde sancaktaki sanayi kolları ve madenler de değerlendirildi diyebiliriz.
Mücahid ERDAL: Hocam II. Meşrutiyet döneminde Bilecik’te mülki yapı nasıldı?
Dr. Halim DEMİRYÜREK: Az önce söylediğimiz gibi Ertuğrul Sancağı’nın, merkez kazası Bilecik’ti. Söğüt, İnegöl ve Yenişehir de sancağın diğer kazalarıydı. Ayrıca sancağa bağlı birçok nahiye ve köy vardı. Sancağın en üst düzey yöneticisi olan mutasarrıf, merkez kaza olan Bilecik'te bulunurdu. Liva idare meclisinin başkanı da olan mutasarrıf; naib, müftü, muhasebeci, tahrirat müdürü ve seçilmiş dört üyeyle livanın eğitim, ticaret, ziraat ve bayındırlık gibi işlerini yürütürdü. Bununla birlikte sancak bürokrasisi içinde birçok birim ve personel çalışmaktaydı.
Mücahid ERDAL: II. Meşrutiyet’in ilanı Bilecik’te nasıl karşılandı, bu dönemde yapılan seçimlerde Bilecik’ten kaç milletvekili çıktı ve kimlerdi?
Dr. Halim DEMİRYÜREK: II. Meşrutiyetin ilanı sancakta olumlu karşılandı. Bu dönemde yapılan seçimlerde (1908–1912–1914) Bilecik (Ertuğrul Sancağı), nüfusu nispetinde, iki mebus çıkardı. 1908 seçimlerinde Mehmet Sadık Bey ve Mehmet Sıtkı Bey, 1912 seçimlerinde Mehmet Sadık ve Hakkı Baha (Pars), 1914 seçimlerinde ise yine Mehmet Sadık Bey ve Enver Bey Bilecik milletvekili olarak meclise gittiler. Ancak Enver Bey 1915 tarihinde vefat edince yerine Şemseddin Günaltay seçildi. Şemseddin Bey 1949 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin 14. Başbakanı olarak da görev yapmıştır.
Mücahid ERDAL: O dönem için Bilecik’in nüfusu ve etnik yapısı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Dr. Halim DEMİRYÜREK: Efendim 1915 tarihli nüfus kayıtlarına göre sancağın merkezi olan Bilecik Kazası’nın nüfusu 78.276’dır. Bunun 60.002’si Müslüman, 18.274’ü gayrimüslimdir. Gayrimüslim unsur içinde 9.976 nüfusla Rumlar başı çekmektedir. Rumları 7.649 nüfusla Ermeniler izlemektedir. Geri kalan nüfusun 465’i Katolik ve 184’ü de Protestan’dır.
Aynı dönemde Bilecik merkezinin nüfusu ise 6.391’dir. Bu sayının 2.852’si Müslüman, 3.538’i gayrimüslimdir. Merkezde gayrimüslimler Müslümanlardan fazladır. Gayrimüslim nüfus içinde 2.989 nüfusla çoğunluğu Ermeniler teşkil etmektedir. Ermenilerin dışında 443 Katolik, 75 Protestan, 31 Rum bulunmaktadır.
1915’te Bilecik’e doğrudan bağlı 26 köy vardır. Bu köylerde yaşayanların çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte gayrimüslimler de bulunmaktadır. Gayrimüslimler içinde en çok nüfus Rumlara aitti. Özellikle Rum nüfusunun yoğun olarak yaşadığı köyler Aşağı, Vezirhan ve Pelitözü’ydü.
Mücahid ERDAL: II. Meşrutiyet yıllarında Bilecik’te ulaşım, haberleşme, eğitim, sağlık ve emniyet nasıldı?
Dr. Halim DEMİRYÜREK: Ertuğrul Sancağı yani Bilecik, gerek haberleşme gerekse kara ve demiryolu ulaşımı bakımından coğrafi konumu nedeniyle iyi bir durumdaydı. Ertuğrul Sancağı’nda haberleşme Bilecik, Söğüt, Yenişehir, İnegöl, Lefke, Bozüyük ve Küplü’de bulunan posta ve telgraf şubeleriyle sağlanmaktaydı. Bu şubelerin hepsinde ülke içi havalename ve posta kabul edilmekteydi. Ülke dışına havalename ve posta kabul eden tek şube ise sancak merkezi olan Bilecik’ti.
Sancağın ulaşım durumuna gelince, demiryolu ve karayolu ulaşımı açısından oldukça iyi bir konumdaydı. İmtiyazı Almanlara verilen Anadolu Demiryolu sancak sınırlarından geçmekteydi. Nitekim bu hattın kilometre garantisi için bazı sancaklarla birlikte Ertuğrul (Bilecik) Sancağı’nın aşar geliri de karşılık gösterildi. Hattın Ertuğrul Sancağı’ndan geçen kısmı 117 km’ydi. Bu hat boyunca sancak sınırları içinde birçok köprü, tünel ve 6 istasyon inşa edildi. Bu istasyonların sırasıyla resmi açılışları yapıldıktan sonra trenler işlemeye başladı.
Sancakta karayolu yapım faaliyetlerine mevcut imkânlar nispetinde aşamalı bir şekilde devam edildi. Kazalar, nahiyeler ve köyler arasında birçok yol yapılmak suretiyle ulaşım problemi giderilmeye çalışıldı. Bilecik’in (Ertuğrul Sancağı), çevresindeki sancaklara göre daha iyi bir seviyede olduğu anlaşılmaktaydı. Nitekim İzmit Mebusu Anastas Efendi, 7 Ağustos 1909’da mecliste Bilecik ile İzmit’i kıyaslayan konuşmasında, Bilecik’in İzmit’ten medeniyet, kültür, yapı ve imar faaliyetleri bakımından daha ileri düzeyde olduğunu, bu sancakta birçok mektep, medrese ve oldukça muntazam yollar bulunduğunu ancak İzmit’in bunlardan yoksun olduğunu ifade etmişti.
Bilecik (Ertuğrul Sancağı) ulaşım ve haberleşme avantajlarının yanı sıra güvenlik ve eğitim hizmeti veren kurumlarıyla da diğer pek çok şehre nispetle daha iyi bir konumdaydı. Sancakta emniyet ve asayişe bakıldığında, farklı suçların işlendiği görülmektedir. Suçluların cezalarını çekmeleri için merkez kaza olan Bilecik ile diğer kazalarda hapishaneler mevcuttu. Hapishanelerin en önemli problemleri ödenek ve personel sıkıntısıydı. Bu hapishanelerde zaman zaman bakım ve tamirat yapılarak hapishane koşulları iyileştirilmeye çalışıldı. Hapishanelerde mahkûm ve tutuklu sayıları genellikle yaz ve kış aylarında artmaktaydı. Hapishanelerde kadın mahkûm ve tutuklular da vardı, fakat erkekler ekseriyeti oluşturuyordu. Bilecik Hapishanesi diğer şehirlerdeki hapishanelere nazaran daha muntazam ve bakımlıydı.
Bilecik’te (Ertuğrul Sancağı) geleneksel ve çağdaş eğitim kurumlarından medrese, iptidai, rüştiye ve idadi gibi birçok okul vardı. Sancaktaki iptidai mektep sayısı ülke ortalamasının oldukça üzerindeydi. Nitekim ülkedeki iptidai mekteplerin kaza başına düşen ortalama sayısı 2.36’yken Ertuğrul Sancağı (Bilecik) 4.25 ortalamayla oldukça yüksek bir orana sahipti. Rüştiye mekteplerinde de ülke ortalaması 0.85 iken Ertuğrul Sancağı (Bilecik) 2.75 ile ortalamanın oldukça üzerindeydi. Bilecik ve Söğüt’te idadi mektepler de bulunuyordu. Bununla birlikte sancakta yaşayan gayrimüslimlerin de kendilerine ait birçok mektebi vardı.
Ancak halkın sağlık problemlerini çözebilmek için sınırlı sayıda doktor ve yardımcı personel hizmet vermekteydi. Ağır hastalıkların tedavisi burada mümkün olmadığı için hastalar başka merkezlere sevk ediliyordu. Sancakta salgın hastalıklardan özellikle yaygın olan frengi ve kolerayla mücadele edilmekteydi.
Mücahid ERDAL: Bilecik’in önemli bir ipek merkezi olduğu söylenir. Bu bağlamda ekonomik hayatı da değerlendirebilir misiniz?
Dr. Halim DEMİRYÜREK: Elbette. Bilecik, Osmanlı’da önemli bir ipek üretim merkeziydi. İpekçiliği ile şöhret kazanan bu bölge, Birinci Dünya Savaşına kadarki süreçte ortaya çıkardığı mamul bakımından Bursa’dan sonra ikinci sırada yer almaktaydı. Bilecik’te 11, Aşağıköy’de 3, Pelitözü Köyü’nde 2, Vezirhan Köyü’nde 1, Küplü Nahiyesi’nde 10, Lefke Nahiyesi’nde 3, Söğüt Kazası’nda 4 ve İnegöl’e bağlı Cerrah Köyü’nde ise 6 adet ipek fabrikası bulunuyordu. Sancak içinde ipek fabrikaları Bilecik merkez ile bağlı köy ve nahiyelerde yoğunlaşmıştı. Burada bulunan fabrikaların en büyükleri Bilecik’te Rupen Tilkiyan, Küplü’de Hacı Sava ve Komsa ile A.Surlas fabrikalarıydı. Bu fabrikaların ekseriyetinin gayrimüslimlere ait olması sektörün onların elinde olduğunun bir göstergesiydi. Savaşlar nedeniyle 1917 yılında Bilecik’te yalnızca 3 fabrika faaliyet gösterebildi. Bu fabrikaların çalışma süreleri de 15 gün ila 3 ay arasındaydı. Bilecik ve çevresindeki ipek fabrikaları savaşın getirdiği olumsuz koşullardan doğrudan etkilendi ve tedricen faaliyet gösteremez duruma geldi. Milli Mücadele döneminde bu bölgenin 3 defa Yunan işgaline maruz kalması neticesinde uğradığı ağır tahribat fabrikaları yok ettiği gibi, ipekçilik sektörünü de nerdeyse ortadan kaldırdı.
Ayrıca, Bilecik (Ertuğrul Sancağı) zirai ve sınai üretim bakımından da önemli bir merkezdi. Tarım ve sanayisine bakıldığında sancak tahıl ve meyve üretimi bakımından önemli bir merkezdi denilebilir. Nitekim Ertuğrul Sancağı’nda (Bilecik) iktisadi faaliyet bakımından tahıl üretimi önemli bir paya sahiptir. Özellikle buğday, arpa ve mısırda ülke ortalamasına göre daha yüksek verim ve üretim hacmi yakalanmıştı. Baklagil ve köklü bitki üretiminde soğan, sarımsak ve patatesin öne çıktığı görülmektedir.
Meyveler arasında üzümün sancak ekonomisi açısından çok önemli bir yeri vardı. Sancağın ülke üretimi içerisindeki payı açısından gül üretimi azımsanmayacak düzeylerdeydi. Hayvancılık ve hayvansal üretim itibariyle Bilecik genel olarak ülke verimliliği ve üretim hacminin gerisindeydi.
Mücahid ERDAL: Hocam bu zevkli söyleşi ve bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Bilecik tarihinin bir dönemini aydınlatan bu çalışmanız için de ayrıca teşekkür ederiz. Son olarak neler söylemek istersiniz.
Dr. Halim DEMİRYÜREK: İlginiz için çok teşekkür ediyorum. Bizler Bilecik Üniversitesi mensupları olarak yaşadığımız şehre elimizden geldiği ölçüde akademik katkı sağlamaya devam edeceğiz. Zaten üniversitenin kısa süre içinde birçok ulusal ve uluslar arası kongreye ev sahipliği yapması ve yapmaya hazırlanması akademik çevrelerce takdirle karşılanırken, “Bilecik” adının hem ülkemizde hem de dünyada duyulmasını sağlamıştır.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.