"BÖLGEDE SAVAŞ OLMAMASI İÇİN TÜRKİYE’NİN ÖNDER ROLÜ OYNAMASI GEREKİYOR"
Erciyes Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahir Nakip, ''Hiçbir sosyal olay tek bir sebebe dayandırılmaz, birçok sebep aynı anda tecelli eder ve bir sonuç doğar'' dedi.
Prof. Dr. Nakip, Bilecik Üniversitesi (BÜ) Sürekli Eğitim Merkezi Salonu'nda düzenlenen ''Tarih ve Kültür Sohbetleri'' etkinliğinde verdiği ''Suriye ve Irak'taki Gelişmeler ve Türkmenler'' konulu konferansta, son 10-15 gün içinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gezdiği ülkelerde, Suriye ve Irak'ın konuşulduğunu kaydetti.
Türkiye'nin şu anda adeta dış politikasının temel direği, eskisi gibi çevresinde olup bitenlere duyarsız kalmadığını, aksi takdirde yapılan bir hatanın ciddi sonuçlara sebep olabileceğini anlatan Prof. Dr. Nakip, şöyle konuştu:
''Bunun en bariz örneği de Irak'ta cereyan eden hadiselerdir. Osmanlılar ve Selçuklular döneminde uzun yıllar Irak ve Suriye'de tarihimiz beraber geçti. Bu ülkelerle bizim ciddi ortaklıklarımız var. Aynı dini paylaşıyoruz ve her iki ülkede de milyonlarca soydaşımız bulunmaktadır. Hiçbir sosyal olay tek bir sebebe dayandırılmaz, dayandırılamaz. Birçok sebep aynı anda tecelli eder ve bir sonuç doğar. Dolayısıyla Osmanlılar zamanında halklar mozaik olan bugün ki Irak coğrafyası 3 ayrı vilayet şeklinde idare edilirdi. O vilayetler kendi içerisinde çok homojendi. Uzun yıllar o coğrafyada huzursuzluk, büyük bir isyan çıkmamıştır. Bu Osmanlı zayıflayana kadar ve petrol denilen siyasi ürünün dünya gündemine oturana kadar huzurlu yaşamaya devam etmişlerdir. 1958 yılında Irak'ta Cumhuriyet ilan ediliyor. Cumhuriyet yıllarına kadar aslında Irak'ın etnik yapısı arasında ve mezhepsel yapısı arasında bir çatışma söz konusu değildir. 1974 yılında Saddam Cumhurbaşkanı yardımcısı olduktan sonra özellikle Kürtlere karşı askeri harekat, Türkmenlere de Kerkük ve diğer bölgelerde asimilasyon faaliyetleri başlıyor.''
8 yıllık anlamsız Irak-İran savaşı
Yaklaşık 8 yıl süren anlamsız bir Irak-İran savaşını Saddam'ın kendisinin başlattığını savunan Prof. Dr. Nakip, Irak'ta mezhep çatışmasının başlangıcının bu savaşla başladığını belirtti.
Anlamsız şekilde başlayan savaşın 1988 yılında anlamsız bir şekilde bittiğini ve kimsenin savaşı kazanmadığını ifade eden Prof. Dr. Nakip, sözlerine şöyle devam etti:
''8 yıl savaştan, 13 yıl da ambargodan çekti Irak ve toplumda çok ciddi birtakım bozuşmalar meydana geldi. Bugünkü Irak hadisesini hazırlayan ortam 1991 yılında oldu. ABD'nin BM baskısıyla yapmış olduğu baskıyla bu bölgede bir yönetimin provası yapılıyor. Bir yönetim boşluğu Kuzey Irak'ta 1991 yılından 2003 yılına kadar devam etti. 2003 yılında müdahale olduğu zaman artık birçok şey kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Türkiye 2003 yılına kadar Irak konusunda çekimser bir politika izlemiştir. 1990 yıllara kadar olan çekimser davranması Türkiye'nin dış politikadaki olan genel çekingenliğinden kaynaklanıyor. Türkiye bütün komşularıyla iyi geçinen, hiçbir şekilde dışında cereyan eden olaylara bir müdahale etme, bir fikir beyan etmesi söz konusu değildi. Irak'ta ve Suriye'de Türkmenlere karşı yapılan baskıya herhangi bir tepki konulmamıştır. 2003 yılından sonra Türkiye'nin bölgedeki politikasında bir takım değişmeler görüldü.''
''Kerkük her zaman herkesin iştihanı kabarttı''
ABD'nin bölgeye müdahale edeceğinin kesinlik kazandığını ve birinci hedefin tehlike olarak görülen Saddam'ı ortadan kaldırmak, ikinci hedefin de petrol olduğunu anlatan Prof. Dr. Nakip, ABD'nin Irak çıkarmasında veya işgalinde ciddi bir hüsranla çıktığını ve istemediği bir sonuçla ayrıldığını söyledi.
Türkiye'nin 1 Mart tezkeresiyle Türkmenleri zor durumda bıraktığının altını çizen Prof. Dr. Nakip, şöyle konuştu:
''Türkmenler ve Sünni Araplar Irak siyasetinden dışlandı. Türkiye'nin başarılı dış politikasıyla Sünni Araplar Irak siyası hayatına döndürüldü ve 2003 yılından başlayıp 2008 yılına kadar devam eden Türkiye'nin itibar kazanma, tekrar Irak sahasında varlık gösterme politikası büyük ölçüde netice verdi. 2008 yılına kadar Türkiye'nin politikası merkezi hükümeti kabul etme, Türkmenler ve Sünni Arapları siyasi arenaya kazandırma çabalarıydı ve bu konuda da başarılı oldu. Türkiye 2008 yılından sonra Irak'a karşı siyasetini değiştirerek Kuzey Irak bölgesinde en azından ekonomik yönden kendisine bağlı, kendisiyle birlikte hareket eden bir coğrafya olmasını sağlamaya çalıştı ve bugün Kuzey Irak'ta faaliyet gösteren Türk firmalarının sayısı 370'in üzerindedir.''
Irak'ın ciddi sorunları var
Irak'ın içinden çıkılmaz bir yumak haline geldiğini ve huzur ve huzursuzluk yönünden ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Nakip, Kuzey Irak'ın huzurun, yatırımın, ekonominin ve can güvenliği olan bölge olduğunun, onun dışındaki bölgelerin adeta yangın yerine döndüğünü kaydetti.
Irak'ın temel sorunlarının anayasa, ihtilaflı bölgeler, petrol paylaşımı, etnik ve mezhep çatışması, yolsuzluk ve sosyal bozulma olduğunu anlatan Prof. Dr. Nakip, sözlerini şöyle tamamladı:
''Irak'ın geleceği Türkiye için çok önemlidir. Irak'ın geleceği aslında Iraklıları fazla ilgilendirmiyor. Türkiye Irak'ı bir bütün olarak görmektedir. Irak'ın bölünmezi Türkmenlerin aleyhine olan bir durumdur. Dolayısıyla Irak ne olursa olsun bir arada kalmalı, aksi takdirde bölgedeki olan çatışma büyüyecek. Bu bölgede mutlaka iki güç olan Ortadoğu'da Türkiye ile İran çok iyi bir diplomasiyle kavga ederek değil, barışarak akıllı bir şekilde davranarak sorunu çözmesi lazım. Suriye'nin geleceği mutlak suretle Irak'taki işlenen hatalara girmeksizin Suriye topraklarının bütünlüğü içerisinde federatif bir sistem olmaksızın bir şekilde yer alması gerekmektedir. Suriye bölünme yaşarsa işte o zaman ister istemez Türkiye'de hem Türkmen soydaşlarını hem de Sünni kesimi korumak zorunda kalmak durumunda kalacaktır. Bölgede çok ciddi olaylar meydana gelmektedir. Ortadoğu üç dilin indiği bir bölgedir. Dolayısıyla ister istemez dinler arası çatışma var. Birde 'petrol' denen bir bela burada çıkmaktadır. Kerkük mutlaka Irak'ın bütününe ait olması gerekir. Türkiye'nin bu tezi kalmalı ve devam ettirmelidir. Şartlar ne kadar değişirse değişsin, sınırlar değişmemelidir. Sınır değişikliği demek mutlaka sancıyla, savaşla olur. Bosna Hersek'te yaşadık, tekrar bu bölgelerde bunlar yaşanmaması gerekiyor. Mutlaka Türkiye'nin önder rolü oynaması gerekiyor. Toprak bütünlüğü koruma görevi Türkiye'ye düşmektedir.''
Konuşmanın ardından İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Ertan Yıldız, üzerinde üniversite ambleminin bulunduğu tabağı Prof. Dr. Nakip'e hediye etti.
Etkinliğe, Rektör Prof. Dr. Azmi Özcan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdullahik Bakır, BÜ Genel Sekreteri Rüştü Mumcu, öğretim üyeleri, Polis Meslek Eğitim Merkezi ve üniversite öğrencileri ile vatandaşlar katıldı.(aa)
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.