"ERTUĞRUL SANCAĞININ MERKEZİ BİLECİK’TİR"

"ERTUĞRUL SANCAĞININ MERKEZİ BİLECİK’TİR"

 

Bilecik Üniversitesi tarafından düzenlenen "Tarih ve Kültür Sohbetleri"nin bu haftaki konuğu Bilecik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda gazetemiz yazarı Yrd.Doç.Dr.Halim Demiryürek'di. Demiryürek, Bilecik Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezinde 11 Ocak Çarşamba günü saat:20:00'da gerçekleşen konuşmasında Bilecik'in tarihinden kesitler anlattı.

Bilecik'in Osmanlı devletinin kuruluşuna ev sahipliği yaptığını fakat Osmanlı devletinin sınırlarını genişletmesiyle birlikte kuruluştaki önemini kaybettiğini anlatan Demiryürek, Sultan ikinci Hamit ile birlikte Bilecik’in adeta yıldızının parlamaya başladığını söyledi. 1885 yılına geldiğimizde Bilecik için çok önemli, tarihi bir dönüm noktası olarak kabul edildiğini ifade eden Demiryürek; "Çünkü Bilecik o dönemde bir sancak merkezi statüsüne haiz olacaktı ve buna kavuşacaktı." dedi.

30 Ağustos 1885 yılında padişah sultan ikinci Abdulhamit'in Bilecik’in Osmanlı Devletinin kuruluşuna ev sahipliği yapmış olması ve burasının tarihi açıdan çok büyük bir ehemmiyet arz etmesi nedeniyle; Bilecik merkezi Ertuğrul sancağına dönüştürülmesini irade buyurduğunu ve Bilecik'in sancak haline geldiğini ifade eden Demiryürek; "Ertuğrul sancağının merkezi Bilecik’tir" dedi.

Vali Yardımcısı Süleyman Deniz, Cumhuriyet Savcısı Levent Taşkoparan, Sakarya Gazetesi Sahibi Şadi Erdal, İl Genel Meclis Başkanı Hasan Hüseyin Çelik, üniversite öğretim görevlileri ve çok sayıda öğrencinin katıldığı "Tarih ve Kültür Sohbetleri" programında konuşan Yrd.Doç.Dr.Halim Demiryürek şunları dile getirdi;

"Bilecik Osmanlı devletinin kuruluşuna ev sahipliği yaptı ama Osmanlı devletinin sınırlarını genişletmesiyle birlikte kuruluştaki önemini kaybetti. Fakat Sultan ikinci Hamit ile birlikte Bilecik’in adeta yıldızı parlamaya başladı. 1885 yılına geldiğimizde bu Bilecik için çok önemli tarihi bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Çünkü Bilecik o dönemde bir sancak merkezi statüsünün haiz olacaktı ve buna kavuşacaktı.

"İnegöl, Yenişehir ve Söğüt Bilecik’e bağlı"

25 Ağustos 1885 yılında sultan ikinci Hamit’e bir arz sunuldu. Bu arz da Bilecik, İnegöl, Yenişehir ve Söğüt’ün Bursa’dan ayrılarak Bilecik merkezli bir sancağa dönüştürülmesi arz edildi.

30 Ağustos 1885 yılında padişah sultan ikinci Abdulhamit, Bilecik’in Osmanlı Devletinin kuruluşuna ev sahipliği yapmış olması ve burasının tarihi açıdan çok büyük bir ehemmiyet arz etmesi nedeniyle Bilecik merkezli Ertuğrul sancağına dönüştürülmesini irade buyurdu ve burası böylelikle sancak haline geldi. Bununla da yetinmedi o iradesinde Bilecik’te bir cami yaptırılmasını isteyecekti. Birçok hayır binalarının tesis edilmesini isteyecekti. Aynı zamanda Bilecik’e bir fotoğrafçı gönderilmesini ve bu fotoğrafçı marifetiyle buradaki tarihi binaların fotoğraflarının çekilmesini isteyecekti. Böylelikle Bilecik sancak merkezi olmuş olacaktı. Tabi sancak merkezi Bilecik ile birlikte İnegöl, Yenişehir ve Söğüt Bilecik’e bağlı yerler oldu. İdare taksimat noktasında gördüğünüz gibi birçok köy ve nahiyeleri de vardı.

"Ertuğrul sancağının merkezi Bilecik’tir."

Sultan Abdulhamit’in Bilecik’in hakikaten çok büyük ehemmiyet arz ettiğini ve yakinen ilgilendiğini görmekteyiz. Bunun sebebi Hanedanın meşrulaştırılması veya meşrutiyet yüklenmesi şeklinde algılanmalıdır. Bilecik’in sancak olması Abdulhamit döneminde bu statüsünü devam ettirdi ama bazı sıkıntılarda ortaya çıkabilmekteydi. Özellikle Eskişehir’in, Bilecik’in sancak merkezi olmasını rahatsızlık duyduğunu görmekteyiz. Ertuğrul ismi padişah için adeta kutsal bir anlam taşımaktaydı.

Sultan ikinci Abdulhamit’in tahttan indirilmesinde sonra Sultan Mehmet Reşat Osmanlı devletinin yeni padişahı olacaktı. Sultan Mehmet Reşat döneminde de Bilecik önemliydi ama eskisi kadar önemli değildi.

Ertuğrul sancağının merkezi Bilecik’tir. Bilecik’te en üst yönetici de mutasarrıftı. 1885 yılında Bilecik Ertuğrul mutasarrıflığına terfi edilince ilk mutasarrıf Mudanya Kaymakamı olan Fuat bey olacaktı. 1885 yılından 1893 yılına kadar mutasarrıflık vazifesini ifa edecekti ve bu süre dolayısıyla en uzun süre mutasarrıflık vazifesini yürüten kişi unvanını da alacaktı.

"1908 yılında Bilecik’in 2 milletvekili vardı"

Meşrutiyetin ilan edilmesiyle halk bunu sınırsız bir özgürlük olarak terakki etmekteydi. İnsanların her bir şeyi yapabilecek şekilde kabul edilmekteydi. Onun için anarşit bir ortamın doğuştuğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla hem sevinç var hem anarşit bir ortam var aynı zamanda meşrutiyete özellikle ittihat ve terakkiye birçok muhalif unsurda faaliyet göstermekteydi Bilecik’te. Bilecik’te anarşinin olması, emniyetsizlik ve asayişsizliğin olmasının en önemli sebebi de mutasarrıf Hikmet beyin denilmektedir. Meşrutiyet aleyhtarı propagandaların yapılmasına müsaade ettiğini özellikle ahalinin meşrutiyet aleyhinde kışkırtıldığını özellikle Hıristiyan ahalinin bile bu cemiyetlere üye yapılır hale geldiğini Bilecik’teki Ermenilerin bu cemiyete üye yapıldığını ve silah talimine tabi tutulduğu ifade edilmekteydi. Bunun sorumlu olaraktan da fedakaran millet cemiyet üyesi olduğu düşünülen mutasarrıf Hikmet bey gösterilmekteydi.

31 Mart vakasından sonra da Bilecik’te muhalif unsurların olduğunu görebilmekteyiz. Bilecik’in meşrutiyete muafık hareket ettiğini söyleyebiliriz. Bileciklilerin meşrutiyeti benimsedi diyebiliriz. 1908 yılında Bilecik’in nüfusa göre 2 milletvekili vardı. Mehmet Sadık ve Mehmet Sıtkı ilk Bilecik mebusuydu.

"En çok suç İnegöl’de, en az suç Bilecik merkezde işlenmiş"

1878 yılından itibaren devlet her kazadaki vukuat cetvellerini talep etti. Bu vukuat cetvelleri kazalarda toplanır divan merkezine gönderilir divan merkezinden sonra sancağa ulaştırılır, sancak daha sonra da İstanbul’a gönderilirdi. Devlet suçlardan haberdar olurdu. Bilecik için tespit edilen suçlar, birçok suç görülmekteydi. 1913 yılında Ertuğrul sancağı içerisinde en çok suç İnegöl’de işlenmiştir. En az suç ise Bilecik merkezde işlenmiş. Bunun sebebi zaptiye taburunun ve mutasarrıfın Bilecik’te olmasından kaynaklanıyor. Bilecik’te Müslüman Hıristiyan çatışmaları da yaşanmaktaydı. Bu dönemde Bilecik’te tütün kaçakçılığının çok olduğunu görmekteyiz. İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan güzergah üzerinde olması münasebetiyle çok suçun olması da son derece doğal olarak karşılanabilir. Burası Ermenilerin yoğun yaşadığı bir bölge. Medreseler Osmanlı devletinin en geleneksel okullarıydı.

"Bilecik, Bursa’dan sonra kozacılık ikinci şehirdi"

Osmanlı devletinin kurulduğu topraklar olduğu gibi Bilecik aynı zamanda gayri Müslimler için takip edebilecek siyasetinde belirlengeşdiği yerde diyebiliriz Bilecik için. Osmanlı devletinin sınırları genişledikçe birçok gayri Müslim Osmanlı devleti sınırları içerisinde yaşamaya başladılar. Bilecik’te birçok gayri Müslim vardı. Bilecik, Bursa’dan sonra kozacılık ikinci şehirdi. Bunun nedeni de dutluk alanlarının bu bölgede çokça bulunuyor olmasıdır." dedi.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.