GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ERMENİ MESELESİ
Bozüyük Türk Ocağı'nın Cuma sohbetlerinin konuğu Bilecik Anadolu Ticaret Lisesi tarih öğretmeni Ali Yeke oldu. Yeke, Geçmişten Günümüze Ermeni Meselesi'ni anlattı.
Bozüyük Türk Ocağı 2013 yılı etkinlikleri çerçevesinde düzenlediği Cuma sohbetlerinin tarih bölümünde bu hafta, Bilecik Anadolu Ticaret Lisesi tarih öğretmeni Ali Yeke’yi konuk etti. Yeke, Ermeni meselesinin sebepleri ve sonuçlarını anlattı. Yeke, Ermeni meselesini anlatırken şunları kaydetti:" 1970'li yıllarda Türkiye Cumhuriyeti, köklerini aldığı Osmanlı İmparatorluğu zamanından kalmış ve eski bir takım olayların intikamını alıyormuş izlenimi veren bir Ermeni sorunu ile meşgul edilmiştir. Bu dönemde direkt olarak, Fransa, Kanada, Avusturya, ABD gibi dış ülkelerdeki üst düzey elçilik görevlilerimizi hedef alan ve büyük ölçüde başarılı olan vahşi bir terör kampanyası ile yüz yüze geldiğimiz henüz unutulmamıştır. Ermenilerin iddiası şudur: 1. Dünya savaşı yıllarında, Osmanlı İmparatorluğu, Orta ve Doğu Anadolu'da yerleşik Ermeni nüfusu, yaşadıkları yerden kopararak zorunlu göçe (tehcir) tabi tutmuş ve bir ırkın bilinçli olarak yok edilmesini hedeflemiştir. Yani, Ermeniler üzerinde soykırım uygulamıştır. Bugün Ermeni sorunu diye karşımıza çıkan olaylar zinciri; aslında asırlardır aynı toprakların üzerinde barış içinde yaşayan iki toplumun, bu topraklardan çıkar sağlamayı umanlar tarafından birbirine düşman edilmesidir. Aslında 1064 yılından 1915 yılına kadar Selçuklu ve Osmanlı içerisinde problemsiz yaşayan ve bazı bireyleri devletin üst kademelerine kadar yükselebilen bu toplum nasıl düşman haline gelmiştir? Soruyu şöyle sormak daha doğru olacaktır; Osmanlı Devleti tarafından “Millet-i Sadıka (sadık millet) olarak nitelenen bu toplum kimler tarafından kışkırtılmıştır?
Orta çağın bitmesinden sonra Reform ve Rönesans’ı yaşayan Avrupa ülkeleri önce coğrafi keşiflerle bilinen dünyanın sınırlarını çok genişlettiler sonra da gerçekleştirilen bilimsel keşifler sayesinde, zamanın tek hakim gücü olan Osmanlı'nın önüne geçtiler. Yazık ki Osmanlı Devleti bu bilimsel gelişmeleri takip edemeyerek hem ekonomik, hem de askeri alanda gerilemeye başladı. Zamanla Osmanlı'nın yenilebilir olduğu ortaya çıkmaya başladı. Sanayi devrimi ile güçlenmeye başlayan Avrupa ülkeleri, keşfettikleri yeni coğrafyalarda sömürgeciliği başlattılar. Almanya bu sömürgecilik işinde diğer devletlerden biraz geç kaldığı için, hem sömürgelerindeki yerel halka çok zalim, katı ve saldırgan davranmışlar, hem de bir süre sonra başkasının sömürgesine dokunmama kuralını çiğnemeye başlamışlardır. İşte 1. Dünya savaşının ve hatta 2. sinin temelinde yatan bu paylaşım kavgasıdır. Şimdi bu paylaşım kavgasında baş aktör olan ülkelere bakalım.
Almanya: Sömürgecilikte geri kaldığını anlayan Almanya, gözünü hem stratejik olarak çok iyi bir konumda olan, hem de zengin doğal kaynaklara sahip Anadolu'ya ve kısmen de Mezopotamya'ya çevirdi. Önce dostane yaklaşımlar sergileyerek Osmanlı ordusunun ve idari yapılanmanın modernizasyonunda görev aldılar. Sonra gerçek niyetlerini ortaya koyan Bağdat demiryolu işi gündeme geldi. Bağdat demiryolunun yapımı, işletilmesi yanında, geçiş güzergahını yapımcıların belirleyeceği bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmada döşenen demiryolunun her iki tarafındaki 20' şer km genişliğinde bir şerit içinde kalan bölgenin yer üstü ve yer altı zenginliklerinin kullanım imtiyazı da Almanlara bırakıldı.
İngiltere: Orta Doğu'daki petrol kaynaklarının tehlikeye düşmesi ve o dönem İngiliz hakimiyeti altında bulunan Hindistan ve Mısır'ın kontrolünün zorlaşması sebeplerinden dolayı Almanya’nın bu atakları İngiltere’nin işine gelmiyordu. Ekonomik gelişme için gerekli hammaddeleri, madenleri, yeraltı ve yer üstü zenginlikleri bulmak, üretilen malları yeni pazarlara sunabilmek için diğerlerinin olduğu gibi İngiltere'nin de İran, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu üzerinde planları olması kaçınılmazdır. Orta Doğu'yu Almanlara kaptırmak istemeyen İngiltere hem bu bölgeden hem de Karadeniz üzerinden hakimiyet sağlamak için yerel müttefiklere gereksinimi vardır. Ermenilerin yaşam alanlarının, bu bölgelerin transit yolları üzerinde olması, İngiltere’nin seçimini çok hızlı yapmasına neden olmuştur.
Rusya: Kuzey Asya ve Doğu Avrupa'nın soğuk toprakları üzerinde oturan Rusya'nın sıcak denizlere açılma isteği çok eskiden beri bilinmektedir. Afganistan, Hindistan ve Pakistan üzerinden Hint okyanusuna açılma girişimleri defalarca engellenen Rusya'nın bu isteğini en kolay gerçekleştireceği yol Anadolu' dur.
Fransa: O yıllarda sanayi devriminin patlama yaşadığı en büyük iş kolu tekstildir. Tekstilin beslenme kaynağı ise pamuk. Dünya pamuk alanlarının büyük bir kısmı Amerika ve İngiltere'nin elindedir (%92,4). Fransa bu bakımdan sıkışmıştır ve yeni pamuk ekimi yaptırabileceği verimli topraklara gereksinim duymaktadır. Böyle bir gereksinimi karşılamak için, Çukurova, Harran ovası ve Mezopotamya’dan daha elverişli bir yer düşünülemez. Fransa'nın, kapitülasyonlarla birkaç yüzyıl boyunca Osmanlı'dan koparmış olduğu ayrıcalıklara rağmen, onlar istiyor diye Osmanlı bu toprakları verecek değildir. Bu nedenle içerden birilerini zamanı geldiğinde bu işleri kolaylaştırmak için hazırlamak gerekir. Bu duruma en uygun olanlar da kuşkusuz Ermenilerdir. Çünkü ticaretle uğraşarak batı ile temas kurmuş, yabancı dil bilen bireyleri vardır.
Amerika: Bugün olduğu gibi, o günde dünyanın her yerinde gözü olan bu emperyalist güç, yoğun enerji rezervleri ve zengin maden yatakları dolayısıyla Hazar bölgesini ve Orta Doğu'yu yakından izlemektedir.
1-İşlenmemiş yeraltı, yerüstü zenginlikleri, madenleri, zengin doğal kaynakları ile dünya fosil enerji kaynaklarının büyük bir kısmını içeren, jeopolitik cazibe merkezi olan ve üç kıtanın birleşim yerini merkezinde barındıran stratejik bir Osmanlı toprağı.
2-Bunu paylaşmak için sabırsızlanan İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Amerika. 3-İçerden işbirlikçiler; Batıda Bulgarlar ve diğerleri, güneyde Araplar, kuzeyde,
doğuda ve içimizde Ermeniler.
Amerika'nın planları daha uzun vadelidir ve günümüze dayanmakta hatta aşmaktadır. Yağmacılara daha sonra İtalya ve Yunanistan eklenmiştir ama onlar yardımcı rollerdedir. Bu emperyalist yayılım ve Anadolu'nun sömürge yapılması planlarında Ermenilere taşeron rolü verilmiştir. Günlük yaşantısını barış içinde komşu olduğu insanlarla sürdüren Ermeni toplumu, başlangıçta bu olayda rol almazken, çeşitli misyoner okullarında veya yurt dışında eğitilmiş Ermeni militanlar, çeteler kurarak Türklere saldırmışlar, kendi insanlarını da destek vermeye zorlamışlardır. Yer değiştirme kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan emirler çerçevesinde; Ermenilerin bir kısmı Musul'un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; bir kısmı ise Suriye'nin doğu kısmı ile Halep'in doğu ve güneydoğusuna nakledilmişlerdir.
Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında, ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret göstermiş, bu gayret, yabancı diplomatlarca da tespit edilmiştir. Tehcir sırasında meydana gelen ölümlerin önemli bir bölümü eşkıya gruplarının saldırısı sonucu gerçekleşmiştir. Ayrıca, tifo dizanteri gibi hastalıklar ve iklim şartlarının elverişsizliği nedeni ile soğuktan donarak ölenler de olmuştur. Osmanlı ordusu tarafından öldürülen bir tek Ermeni yoktur. Tehcir sırasındaki ölümlerden hiçbiri "BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ”de belirtilen “Soykırım” tanımı kapsamında değerlendirilemez. Bugün karşımıza çıkarılan olaylar, aslında birbiri ile barış içinde iyi komşuluk ilişkileri ile yaşayan iki milletin, başlangıçta Rusya, daha sonra da Fransa, Amerika ve kısmen de İngiltere ile Almanya'nın karışması neticesinde birbirine düşman edilişidir. Her iki milletin masum insanları bundan çok zarar görmüştür.
Bugün parlamentolarından, ( gerçekte olmayan ve aslında kendilerinin yaratmış olduğu acıları soykırım gibi gösteren iddialara verdikleri isim olan ) Ermeni soykırımının kabul edilmesi yönünde yasalar geçiren devletlerin hiç biri ne Ermenileri ne de Türkleri düşündüklerinden bunu yapmaktadırlar. Tek düşünceleri, Sevr'i yeniden ortaya çıkarmak ve Anadolu'yu parçalamaktır. 1974' ten 1985' e kadar bizi oyalayan Ermeni terörü, bu tarihten sonra yerini başka bir taşerona bırakmıştır.
Sunumun ardından Ali Yeke, çay ikramı eşliğinde misafirlerin sorularını cevaplandırdı. Program sonunda Bozüyük Türk Ocağı denetim kurulu başkanı Adem Avcu, Ali Yeke’ye günün anısına bir belge takdim etti.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.