"KADINA ŞİDDET, TOPLUMUN GENEL BİR PROBLEMİ"

"KADINA ŞİDDET, TOPLUMUN GENEL BİR PROBLEMİ"

Hukukta Kadın başlığı altında iki isim benim ilgimi çekti. İlki Baro Başkanı sayın Halime Aynur , kendi ifadesiyle de belirttiği gibi, bence de mesleğinin “zirve”sinde olan başarılı bir hukukçu. Mesleğinde kendini yetiştirmiş ve BARO'yu temsil noktasında ilerleyen bir hukukçu. Halime Hanım ile Hukuk ve Avukatlık mesleği üzerine  bir konuşma gerçekleşti. Hukukta Kadın başlığı altında “HUKUK” u anlamak bunun üzerinde öncelikle yapacağımız konuşma olmalıydı bu sebeple Baro Başkanı Sayın Halime Aynur ile bu konuyu gerçekleştirdik.

Diğer taraftan Emine Büyükkoçak ile  HUKUKTA KADIN başlığı altında farklı bir konuyu ele aldık. Emine hanım,  Avukat olabilmek  için eğitim görmüş, mesleğin kutsallığını hissetmiş ve mesleğini seven bir kadın.   Hukuk fakültesi kazanmış ve bitirmiş bir insanın avukatlık görevini yapamıyor olması “kadına şiddet”i konu edindiğimiz röportaj için Emine Hanım bu noktada benim için uygun bir isim oldu. 

Bu yüzden Emine hanım ile  hukuk alanında Şiddete uğramış kadınlar , mağdur kişiler üzerinde konuştuk. Umarım buradan şiddete uğrayanlar adına, şiddet oluşturan insanların  kendine bir ders çıkarabilmeleri temennisiyle röportajlarımıza devam edelim.  

-Öncelikle sizi tanıyalım?

Emine Büyükkoçak. 1968 doğumluyum. Evliyim Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Biri kız, biri erkek olan 2 çocuğum var. Oğlum üniversite öğrencisi, kızım lisede okuyor. 19 yıldır Bilecik'te yaşıyoruz, Bilecik'e alıştık. Ben aslen Niğdeliyim eşim Konyalı.

-Sohbetimize Şiddetin tanımı ile başlayabilir miyiz?

İsterse kamusal isterse özel yaşamlarında meydana gelsin, fiziksel cinsel veya psikolojik acı ve ızdırap veren ve verebilecek olan bu tür eylemlerde tehdit etme dahil, bunların tamamı şiddet konusunun içine giriyor. Yani en son fiziksel, pisikolojik dediğiniz zaman bu şekilde sınırları daha da genişliyor. Kadının fiziksel şiddetin yanında son yıllarda psikolojik şiddette giriyor. Ekonomik olarak eşi tarafından yapılan baskıda şiddet olarak değerlendiriliyor. Eşinin ihtiyaçlarını karşılamada bir üstünlük sağlamasını da şiddet olarak değerlendiriyor. Bu beni son derece etkiledi aslında.

Şiddeti hep fiziksel olarak değerlendiririz. Fakat psikolojik şiddette tabiki kadının hukuki, insani bütünlüğünü yaralayıcı olması.

-Hukuksal açıdan yenilikler, gelişmeler Avrupa’dan çıkıyor, Türkiye'de çalışmalar nasıl?

Birleşmiş Milletler Kadınlar komisyonu kurmuştur. Kadına şiddete yönelik, kadının şiddete karşı korunmasına yönelik haklarla ilgili bir bildiri yayınlandı. T.C. tarafından da kabul edilmiş durumda.

Aileden sorumlu bakanlığın yaptığı bir araştırma var. Orada şöyle bir değerlendirme yapılmış. Türkiye'deki tüm kadınlar % 25 fiziksel şiddete maruz bırakılmış. Şiddete uğrayanların % 75'i eşleri tarafından yine şiddete maruz. Acil yardım hattını arayan kadınların%57'si fiziksel şiddete maruz bırakıldığı açıklanıyor.

- %50 gibi bir oran korkunç ve utanç verici....

Evet Dünyada bu oran daha da artıyor. Avrupa konseyi 16-44 yaş grubu kadınlarda ölüm ve sakatlanmalarının ana sebebi aile içi şiddet olarak tespit etmiş. 1999 da Amerika'da aile içi şiddet oranlarında % 85'i kadın. Çok çarpıcı rakamlar.

Toplumsal bilinçlenme gerekiyor. İnsan hakları evrensel beyannamesinde kadına şiddette yasaklanmış. Bizdeki hukuki düzenlemelerin hepsi de şiddet gördükten sonraki haklarını gösteriyor. Aileyi koruma kanunu var biliyorsunuz. Kanun çerçevesinde de kadının şiddete uğradıktan sonra haklarının korunması yaygın.

Biraz daha suça engel olabilmek için yani kanuni düzenlemelerde kadının şiddete maruz kaldıktan sonra yapacaklarıyla ilgiliydi. Şikayeti kolaylaştırıcı, eşi evden uzaklaştırıcı, hakimin ön göreceği tedbirleri almayı anlatan bir hukuki düzenleme.

Buna engel olacak aslında toplumun genel olarak eğitim düzeyinin yaygınlaştırılması. Yapılabilecek çok şey var belki! Kendi toplumumuz açısından değerlendirirsek kadının fiziksel gücünün erkeğe oranda daha az. Bu yüzden şiddetin sebepleri araştırılmalı, bu sebeplerin yok edilmesi için belki sosyal projeler geliştirilmeli, ekonomik anlamda düzeltmeler yapılmalı. Hedef kitle üzerinde özel yapılanmalar belki geliştirilmeli. Kadın Haklarını ön plana çıkarılarakta şiddeti engellemiş olmuyoruz.

-Sizden önce İl Baro Başkanı Halime hanım ile görüştüm. İlde de aktif olan bir Baro var, bu kapsamda Baroların kadınlara yönelik çalışmalarını da sormak istiyorum.

Bazı barolarda kadın hakları komisyonları kuruldu. Sivil toplum örgütlerinin baro içinde yapılanması gibi düşünün! Mağdur durumda olanların haklarını koruyacak, savunacak komisyonlar kuruldu. Şiddete uğramış hanımların baroya da başvurmaları da mümkün artık. Zaten adli yardım isteyenlerin yapabildiği çalışmalar vardı. Onun dışında sadece bayanların problemleriyle ilgilenen bazı baroların komisyonları var oda olumlu bir gelişme diye değerlendiriyorum ben. Bir kadını en iyi bir kadın anlar çünkü.

Şiddete uğramış kadının emniyet mensuplarına başvurması çok olumlu sonuç alması beklemek mümkün olmuyor. Yani sadece bunu yapmak, yeterli olmuyor.

- Resmi kurumlara mesela emniyete gitmeye kadın da çekinmede oluyor zaman zaman. Mağdur, kadın o üzülmüş, kırılmış olmasına rağmen hakkını savunması gerekir. Ama gizli tutmaya çalışıyor, böyle vakalarda var.

Aile mahremiyeti, kol kırılır yen içinde kalır düşünceye sahipler sanırım. Aslında Bakanlığın değişik öngörüleri var. ALO 183 hattına da şiddete uğramış kadınlar telefonla da başvurabiliyor kadın veya erkek. Kadın olarak değerlendirmeyelim şiddete uğrayan çocuklarda başvurabilir. Sosyal Hizmetler il müdürlüğüne başvurabiliyor, yine emniyet mensuplarına başvurabiliyorlar, sağlık raporu aldıklarında hastane personeli tarafından bu konuda yardım etmek için seminerleri var bildiğim kadarıyla. Hatta Bakanlık içinde yapılan bir araştırmada yaklaşımın nasıl olması gerektiğini sağlık personelinin bilinçlendirilmesi gerekiyor deniliyor. Yani sorduğunuz soruyla bile tedavi yöntemine gidilebilir. Kıracak, incitecek, güvenini sarsacak davranışta bulunmamak hatta bakışta bile bulunmamak gibi. Sağlık Bakanlığının kendi içinde araştırmaları, incelemeleri var. Aslında bunları konuşmak güzel değil, belki de toplumda en son konuşulması ve olması gereken bir şey ama Dünya'da da, Türkiye'de de bu bir gerçek.

1960'lardan sonra kadın kuruluşlarının, sivil toplum hareketlerinin gündeme getirmesi de iyi oldu. Hükümetlerde buna daha çok öncelik veriyor, kadınların sosyal olması, erkeklerin algılarının değişmesi olarak değerlendirelim. İstatistiklerde eğitimli kadınların şiddet görenlerin sayısının az olmadığı biliniyor. Avrupa ülkelerinde kadın zaten sosyal hayatın içinde. Ona rağmen şiddete maruz kalabiliyor.

Belki sosyal içerikli projeler gerekli, yazılı ve görsel medyaya da görevler düşüyor, sizde medya mensubusunuz.Şiddet içerikli haberleri teşvik edici şekilde sunmamak lazım. Kadınları cinsel meta olarak değerlendirmemek lazım çünkü kadının kutsallığını koruması lazım ki, ona verilen değer şiddetle gösterilmesin. Birey olarak kadına değer verilmesi lazım. Şiddetin bir çözüm olmadığını, bunun bir çözüm getirmediğini, daha çok yaralar açtığını, problemler getirdiğini bilinç olarak yerleştirmek lazım. Kızdığımızda ilk akla gelen çocuğumuza bile vurmak oluyor. OLMAMALI!

Son yıllardaki şiddet olayları dizilerle, cinsel tacizlerle vs. bunlarla teşvik edilircesine sayıyı artırıyor. Cinsel suçların hergün hergün yayınlanması, üçüncü sayfa haberlerinin olması bunlar bunu normalleştiriyor zaten.

-Kadın Haklarıyla kanunlarımız kadınları koruma altına alıyor. Bu maddelere ve haklardan bahsedecek olursak ne ifade etmek istersiniz?

Uluslar arası hukukta da ifade edilmiş, Türkiye de anayasa hukukunda herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bana göre insan hak ve hürriyetlerinin temeli dediğimizde bu yani yaşamın maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına herkes sahiptir. Bedensel ve ruhsal hakkını da koruma herkes sahiptir. Anayasada, medeni kanunda ve Türk Ceza Kanununda ailenin korunmasına dair bir çok hüküm var. Kanunda belirtilen maddelerle bu haklar aslında korunmuş.

-Uygulama da mı eksiklik var ?

Uygulamada belki, yeni eklemelerle, düzenlemelerle de caydırıcılığı artırılarak veya bu takiplerin çok sık olması sağlanarak kadına şiddetin engellenmesi lazım. Engel olucu bazı yöntemler bulunmalı. Yani şiddete uğradıktan sonraki hukuki düzenlemeler dışında şiddete uğramadan önce neler yapılabilir geliştirilmesi üzerinde düşünülmesi gereken konular.

-Şiddete uğradıktan sonraki süreç şiddet görmüş birisi için kayop yaşanmış demektir zaten!

Şiddete uğrayan kadının mağduriyetinin artmaması için düzenlemeler yapılmalı, en azından hukuki yollara başvurması, yeni kanunda daha da kolaylaştırılmalı. Bu uygulamanın yaygınlaşması sağlanmalı, toplumsal bilinçlenme olmalı belki de. Kadınlara hakları anlatılmalı, haklarının yeterince bilinmediğini düşünüyorum. Hem yerel yönetimlerin hem okulların belki bu konularda şiddete uğrayanların neler yapabilecekleri konusunda bilinçlendirilmesi lazım. Haklarının farkına varmalı.

Şiddete uğrayan kim olursa olsun bence haklarının ve sorumluluklarının neler olduğunu bilmeli. Bu anlamda da barolarında özel zamanlarda aydınlatma çabaları olabilir.

-Hukuksal açıdan bu bilinçlenme sizde var. (bir bayan olarak) Zorluklar karşısında siz nasıl mücadele ediyor ve bir zorluğu nasıl aşabiliyorsunuz?

Hukuk eğitimi almış biri olarak, bir kere olaylara herkes gibi sıradan gözle bakmayabiliyorsunuz. Yani olayların arka yüzünü görmeye çalışıyorsunuz. Belki de eğitimin en çok kattığı artılarım. Bir olayı değerlendirirken size sunulduğu gibi değerlendirmemeyi öğreniyorsunuz. Gerek TV haberlerinde , gerek basında yer alan haberlerde siz o bilgileri öğrenirken arkasını yorumlamanızı ve değerlendirmenizi kendiniz ve bilgilerinizle birlikte yapıyorsunuz.

Avukat gözüyle bakacak olursak, hukukun işlenemeyişinin halkla yüz yüze olduğu ayak diyelim. Avukatların hukukun topluma en yakın ayağı olarak değerlendirebiliriz. Problemlerin, hukuktaki uygulamaların veya maruz kalınan durumların birebir yaşanılışına şahit olan avukatlık mesleki açıdan değerlendirecek olursak. Yani hakimin verdiği kararın sonucuna da siz katlanıyorsunuz. Ya da onu halka anlatmak durumda olanda yine avukat olarak sizsiniz. Onun için biraz daha sosyal olayların içinde olduğunu düşünüyorum meslek olarak. Sosyal, siyasi, hukuki olayların içinde çünkü halkın içinde , halkla beraber.

Mecliste şuan avukat çok fazla, ağırlık hukukçularda. Hem prosedürden haberdarlar hem gelişmeleri birebir takip ediyorlar, sosyal hayatın içindeler yani hukukçu olmanın dışında eğitimli olmanın da insanlara böyle bir değer kazandırdığını düşünüyorum. Hislerimize kapılıp ta birbirimizi incitmemek lazım. Birimizin özgürlüğünün bittiği yer, diğerinin özgürlüğünün başladığı yer. Yani Benim özgürlüğümün bitiş alanı, sizinkinin başladığı yerdir. Bu hukuki kuraldır, insan hayatında sınırsız özgürlük yoktur. Bunu da asla unutmamak lazım. Başkalarını incitmeden, rahatsız etmeden yaşamak.

Benim sınırsız özgürlükle yapabileceğim şey sizin özgürlük alanınıza girer. O yüzden herkes kendi özgürlük alanını bilmeli. Dünyevi şeyler için insanlar birbirini ıskalıyor, hayatı ıskalıyoruz. Değer verdiğimiz şeylerin ara ara sıralamasını yapmak lazım.

- Şiddet gören bir kişi neler yapmalı, nereye başvurmalı ve hakları nedir?

İnsanlarımız bir şiddete maruz kaldığında emniyete haber verebilirler kendisi ya da bir başkasının haber vermiş olması da yeterli. Sağlık kurumlarına başvurdukları zaman yine fiziki şiddete maruz kaldıkları yine belirlenirse sağlık personeli tarafından, emniyete başvurulursa emniyet mensupları tarafından dikkate alınarak işlem yapılabilmesi için Cumhuriyet Savcılığına sevk ediyorlar. Cumhuriyet Savcılığı da Sulh Hukuk mahkemesinde dava açıyor. Eşin korunması için 4203 sayılı kanunda bahsettiğimiz hükümleri uyguluyor, hepsini de alabilir hatta olayı çözecek başka hükümlerde alabilir hakimin değerlendirmesine göre işlemler gerçekleşecektir. Bununda uyulması tebliğ ediliyor. Bu tür davalarda üstelik harca tabi değil. Yani ailenin korunmasına dair kanunla ilgili davalarda ücret alınmıyor, maddi götürüsü de yok.

Önlemlerden bahsedecek olursak, birlikte yaşadıkları evden uzaklaştırma söz konusu olabiliyor. Üstelik o evin ihtiyaçlarını kadın tek başına (elektrik, su, doğalgaz) gideremeyecekse eş ayrı olduğu halde onlarında ödenmesine yargıç hükmedebiliyor.

-Bu gelişmeleri olumlu buldum. Bu kanunlar ne zamandan beri yürürlükte?

1998'den beri yürürlükte. Fakat uygulamasında şöyle bir sıkıntı var. Koruma 6 aylık bir koruma! Alkollü olarak yaklaşması, uyuşturucu kullanması birlikte yaşadıkları eve gelmesi yasaklanabiliyor. Fakat bunun takibi biraz zor. Ya kadın yeniden şikayet etmiş olacak ki o aşamaya gelinceye kadar kişi yine rahatsız etmiş oluyor. Ya da devletin görevlendirdiği kolluk görevlileri, zabıta, emniyet gibi görevlilerle ara ara kontrollerini yapmakta. Bu ziyaretlerde eşi ev etrafında tespit ederse tekrar görevlilerin savcılığa bildirmesiyle bu durum netleşip ceza alması sağlanabilir. Tespit edilemediği anda kadının rahatsız edilişi devam ediyor. Tespit anında 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası da verilebiliyor.

Caydırıcılığı nedir?

Olaya göre değerlendirirsek caydırıcılığı olmuyor. Mesela alkol bağımlısı bir insan bütün hukuki düzenlemeleri yok sayarak yasalara karşı gelebiliyor.

- O halde başka bir koruma altına da girmeli, başka kadın kendini ne şekilde koruyabilir ?

Belki sığınma evleri dediğimiz yerler, devlet konuk evleri diyoruz şiddete maruz kalanların devlet tarafından himaye edildiği yerler var. Belki belediyelerin daha güvenli olduğunu düşündüğümüzde belediyeler olabilir. Bir husus daha var! Sivil Toplum Kuruluşları bir tarafına sahip çıkarken, normal haklara bile sahip çıkmak istemeyen bir grupta olabiliyor. Herkes bunu özümsemiyor, sahiplenmiyor. Aslında Kadına şiddet, toplumun genel bir problemi!

- Bu da garip, bu kısımda da bir düzensizlik, güvensizlik görülüyor.

Güvenli ortamlarda kadının muhafaza edilmesi, bir şekilde istihdam edilmesi gerekecek belki de! Herşeyi göze almış insanı da bir şekilde durdurmak mümkün olmuyor.

- Şiddete uğramış kadın "beni koruma altına alın" şeklinde talebi oluyor ve bir süre sonra cinayet haberini alıyoruz. Bu konuştuğumuz konular, bu noktada yeterli gelmiyor sanırım. Bu vakalar neden sonlanmıyor?

Hukuki boşluk var onun caydırıcılığı bir şekilde sağlanmalı. Belki koruma sayısı artırılmalı, herkese koruma nasıl verilecek oda farklı bir istihdam konusu ama daha duyarlı davranmak lazım diye düşünüyorum. Yani kadının mağduriyetini anlayabilmeli! Anlamazsa hüküm verirken de ona göre hassas davranamayabilir. İçimizi karartan bir konu...

-Evet ama yaşanan bir gerçek. Konuşmaya katlanamıyoruz ama yaşanıyor...

İnsanın bedensel gücünü kullanmaktan ziyade başka alanlarda da kendini ifade edebileceğini öğrenmesi lazım. Yani konuşarak başka güzelliklerle kendini ifade edebileceğini herkesin öğrenmesi lazım.

-Evet bu nokta önemli iletişim bozukluğu yüzünden yanlış ifadeler tartışmaya götürebiliyor.

Kesinlikle İletişimi öğrenmemiz lazım. İfade gücünü kullanmayı bilmek. Kendine özgüveni olan insanlar olmak lazım. Ben bunu hem anne olarak hem kadın olarak söylüyorum. Kültürel anlamda kendi değerlerimizden uzaklaşmamız diye değerlendirebiliriz. Ruhun Anadolu, yaşantı modern bir hayata dönüşmüş, arada kalmış kültürün insanlarında, şiddet daha fazla yaşanıyor diye düşünüyorum. Yani hem kadının özgürlüğünü söyleyeceksiniz, namus kavramı burada farklılaşacak burdada şiddetin etkili olduğunu düşünüyorum. Kültürel olarak farklı düşünen insan, farklı yaşamaya çalışması arasındaki çatışmanın da şiddete sebep olduğunu düşünüyorum.

-Kadınların şiddet karşısında "katlanma" yolunu seçtikleri iddia ediliyor. Hukuki boyutu, süreci çok meşakkatli mi de " katlanma " duygusuyla hareket ediyor?

Bir kere de deşifre olmak var. Şiddete uğrayan herkeste mağdur durumunun deşifre edilmesini insanlar istemiyor. Aile mahremiyetinin korunmasını istiyor, belki çözüme ulaşabileceğini düşünüyor. Böyle bilinçlenildiği için "sadece benim başımda değil ya" diyor. Anne babanın yeterince desteğinin olmayışını bilmesiyle aileye sığınma, gitme ihtimali yok. Kendi başına ayaklarının üzerinde durabilecek ekonomik gücü yoksa, hayat standardını koruyabilmek adına en azından katlanıyor.

Çocuklarını tek başına büyütme sorumluluğunu yüklenmeme açısından katlanıyor. Çünkü katlanma duygusuyla da yetiştiriliyor. Çözüm katlanmak diye öğrenerek geliyor. Aktif sabır göstermek yani çözüm için bir şeyler yapma bilinci çok fazla yok. Toplumsal hayatta da kadınların bile bunu desteklemediğini düşünüyorum ben. Yani şiddete uğramış bir kadını dinleyen kadınlarında, onun yanında yer alma gibi destekçiliği bulunmuyor. Onu yargılamayı tercih ediyor. Ekonomik anlamda bağımlı bir kere. Belki de aile bütünlüğünün korunması gerektiği düşüncesi de var. "Kol kırılsın yen içinde kalsın" düşüncesi...

- Tekrar İnsan Haklarına dönecek olursak, birey olarak İnsan Haklarında temel neyi alırsınız?

Bütün insanların ruh ve beden bütünlüğünü koruması gerektiğini düşünüyorum. Yani insanın ruhuyla ve bedeniyle bir bütün olduğunu ve bunun her türlü alanda (kamusal-özel) korunması gerektiğini düşünüyorum. Benim için "insan" birinci öncelik. İnsani değerler, bedensel ve ruhsal bütünlüğünün ve sağlığının korunması bana göre. Hukukun da, Anayasa Hukukunun da belki insanlığının da temel olarak görüyorum, vazgeçilmez diye değerlendiriyorum.

- Buraya kadar Kadının şiddete maruz kalışının süreçlerini ele aldık. Bu sürecin ne kadar caydırıcı etkisinin nispi oranda olduğunu gördük. Bunun gibi alanlardan bir tane daha olan başörtüsü konusuna değindik. Üniversitede okuyan başörtülü kızların eğitim süreçlerinde yaşadıklarını ele alarak , hukuksal haklarını sordum. Emine Hanım hassas bir konu olduğunu belirterek açıklamada bulundu.

Başörtülü birisi olarak diyebilirim ki, 18 yaşını geçmiş, ruh sağlığı, fiziksel gelişimini tamamlamış insanın örtüsü veya kıyafeti ile, kişiyi değerlendirmesi, dini inancından ötürü örttüğünü söyleyen bir insanın arkasında ard niyetler taşımadığını  iddia etmesiyle birlikte başörtüsünün yasaklanmasını ben hiç anlamadım. Zaman zaman hukukla ilgili değerlendirmeler yapıyorum. Başörtüsüyle ilgili mağduriyetleri ya da başka alanlardaki mağduriyetleri koruyabilmek adına araştırırken, ben kendi "başörtü" mağduriyeti mi koruyamıyorum! Bu benim kişiliğim, kimliğim! Kimliğinden ve kişiliğinden uzaklaştırılmış bir insanın neler düşünebileceği ve nasıl bir şiddete maruz kaldığını belki ifade etmek zor ancak bunu yaşayanlar anlayabilir.

İnsan Hakları deyince şöyle değerlendiriyorum. "Buna inanmıyor olabilirim ama senin yaptığının arkasındayım ve sen bu hakkını korumalısın" diyebilmeli herkes. Yani başörtüsü konusunda değil başka konularda da böyle olmalı.  Temel İnsan Hak ve Hürriyetlerinden hiç birisi vazgeçilemez bence. Her biri korunmaya, yüceltilmeye değer şeylerdir. İnanç hürriyeti insanın en değerli özellikleri, insanı insan yapan kimliğini kazandıran özelliklerinden bir tanesi. Bunun üzerinden konuşuluyor olması, polemik olması, siyaset yapılması üzücü. Ve bunu kadınlar sosyal hayatın içine, eğitim hayatının içine çekilmeye çalışılan bir toplumda kadınlar üzerinde oynanıyor olması beni son derece rahatsız ediyor. Üniversite de okumak isteyen kızlar bu noktada kendilerini kötü hissediyor.

Dünya Kadın Hakları gününde ben buruk oluyorum. Çünkü Dünya Kadınlar Gününde Kadın Haklarını konuşan insanların en son konuşacakları hatta hiç değinmedikleri bir konudur. Çünkü onu kadın hakkı olarak bile görmüyorlar. Kadına ait bir örtünün eğitimine, iş yaşamına, sosyal hayatına engel oluşunu anlayamayacak kadar kör olabiliyor insan.

Ben bu anlamda İnsan Hak ve Özgürlüklerini birinci plan da tuttuğumu ifade ediyorum. Bana göre insanın inancı, kimliği, kişiliği müdahalesi mümkün olmayan bir alan. Yani kamusal alan gerekçesiyle dahi olsa inancı dolayısıyla kadının örtünmesinin engellenmesi hele ki eğitim alma hakkının engellenmesi bence hukuki hiçbir şeyle açıklanamaz. Bu benim içimdeki yaradır!

Görevimi yapamıyor olmamı ben anlatamam size! Çok daha verimli, prezentabl çalışabileceğim alanlara giremediğim bir konu. Bırakın oraya girmeyi, eleştirmeyi kendimi engellediğim alanlarım var! Bu konuda bir tek bana değil, benim gibi mağdurlara zarar gelmesi anlamında bir köşe yazısı vardı onu hiç unutmuyorum, siyasilerin eşleriyle ilgili, "bugün acaba ne gibi zarar vereceğim" düşüncesi başörtülü bir kadının endişesi! Kadının üzerindeki şiddetten bahsediyoruz buda bir şiddettir diye değerlendiriyorum. Hem psikolojik bir şiddet, hem üniversite kapılarında örtülerin çekilmesiyle ilgili olaylar. Eğitim almak isteyen insanın eğitiminin engellenmesi olarak yaşanıyor bu süreç. Çalışma hakkım, öğrenim hakkım sekteye uğratılmaya çalışıldığı haklar. Bana göre insan hakları ihlalidir!

Not: Gazetemizde basılan röportajda kelime hatalarıyla bazı kısımlarda anlam değişiklikleri olmuştur. Okuyucularımızdan özür dileriz.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.