"KURULU DÜZENİM BOZULDU"
Bilecik Devlet Hastanesi Acil Polikliniğinde inanılmaz bir sağlık skandalı yaşandığı iddia ediliyor. İddiaya göre; kalp krizi geçirdiği anlaşılan 52 yaşındaki Ali Bayram isimli vatandaşın gittiği Bilecik Devlet Hastanesi acil servis polikliniğinde 45 dakika oksijensiz kaldığı, bu yüzden de bütün hücrelerinin öldüğü ve şuan da şuurunun kapalı şekilde yaklaşık bir aydır Eskişehir Tıp Fakültesinde Anestezi yoğun bakımında yattığı iddia ediliyor.
17 Temmuz Pazar akşamı Çınar Market üstünde bulunan kahvede rahatsızlanan eşinin arkadaşları tarafından ticari taksiyle Bilecik Devlet Hastanesi Aciline götürüldüğünü anlatan eşi Sultan Bayram, eşinin yürüyerek girdiği acilde kalp krizi geçirdiğini, kalp masajı yapılırken oksijensiz kaldığını, bu sebepten şu an sadece kalbi çalışıp bitkisel hayata girdiğini iddia ediyor.
Sultan Bayram, ayrıca rahatsızlanan eşinin yanında 2 bin TL'ye yakın da para olduğunu ancak ne parayı ne de eşinin üzerinde bulunan bazı eşyaları bulamadıklarını da iddia ediyor. Bayram; “Benim kurulu düzenim bozuldu. Ben hakkımı arıyorum” derken eşinin bitkisel hayatta olmasından kimsenin umrunda olmadığını, olayla ilgili görüşmek istediği Bilecik Devlet Hastanesi Acil Servisindeki ilgililerin kendisiyle görüşmek istemediklerini ve “Git nereye başvurursan vur” dediklerini de iddia etti.
Konuyla ilgili olarak görüşlerini aldığımız Bilecik Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Hakan Yıldız ise Ali Bayram'la ilgili olarak kendilerine ulaşan herhangi bir şikayetin olmadığını söyledi. Gazetemizin iddialarla ilgili sorularına Başhekim Yıldız kendisine, hasta haklarına, SABİM'e, BİMER'e herhangi bir müracaatın olmadığını, olduğu takdirde derhal araştırılacağını söyledi.
Hastaların hastaneye girişinden çıkışına kadar kimin ne müdahele yaptığının kayıt altında olduğunu, yapılan inceleme sonucunda gerçeklerin ortaya çıkacağını söyledi. Yıldız, "ambulansta tüpümüz bitti" iddiasıyla ilgili her ambulansta yedek oksijen tüpünün bulunduğunu vurgularken diğer iddiaların varsayımlar üzerine yapıldığını belirtti.
Osmangazi Tıp Fakültesinde bitkisel hayatta makinelere bağlı olarak hayatını sürdüren Ali Bayram'ın eşi Sultan Bayram ise yaşananları şöyle anlatıyor: Benim eşim 17 Temmuz Pazar akşamı Çınar Market'in üstündeki kahveye gidiyor. Orada arkadaşları ile otururken bir sıkıntı geliyor terliyor. Terledikten sonra yanında bulunan Hasan bey diyor ki eşime "Ali terliyorsun hasta mısın yoksa?" Eşimde hastayım taksi çağırın diyor. Taksiyle Ahmet bey eşimi hastaneye götürüyor. Bilecik Devlet Hastanesi Aciline giriş yapıyorlar. Acile eşim kendi ayaklarıyla giriyor. Ondan sonra röntgen çekiliyor. Röntgenin ardından geliyor müşahede odasına alınırken eşimin kalp krizi geçirdiğini anlıyorlar. Kalp krizi müdahalesini de 45 dakika elle masaj yaptıkları için eşim oksijensiz kalıyor. Oksijensiz kaldığı zaman bir oksijen tüpü takılmıyor. Bunları bana anlatan röntgen çalışanı Mustafa bey. Buraya 8'i çeyrek geçe eşim giriş yapıyor ben 11'i çeyrek geçe aranıyorum. Uzak bir yerde oturmuyorum Soğuksu'da oturuyorum. Eşimi ambulans ile kim çıkardıysa, kim imza attıysa hepsinin açıklanmasını istiyorum. Eşimi buradan çıkarıyorlar daha sonra Eskişehir Özel Sakarya Hastanesine yoğun bakımına bırakıyorlar. Benimle hiç kimse görüşmedi. Bizim gittiğimizde eşime stent takılmış. Eşim orada 17'sinden 21'ine kadar uyutuldu. Kalbi çalıştırıldı. Şuan da zaten bir tek kalbi çalışıyor. Oradan eşimi Eskişehir Tıp Fakültesi'e götürdük. Eşim şuanda Anestezi yoğun bakımında yatıyor. Ciğerleri 45 dakika oksijensiz kaldığı için eşimin şuanda bütün hücreleri ölü. Ayrıca eşimin şuanda beyini yok, şuur kapalı, bilinç kapalıi, hepsi kapalı.
Sakarya Hastanesinde verdikleri torbanın içinde sadece ayakkabısı pantolonu sigarası takma dişleri bıraktıkları eldiven hepsi içinde. Fakat burada ilk müdahale yapıldığı zaman gömleği çakmağı uzak gözlüğü yok eşimin. Bu eşyalarını yok ettiler. Yani bunun araştırılmasını istiyorum. Valiye de gittim Sağlık Müdürü Ali beye gittim görüştüm. Fakat ben bir sonuç alamadım. Olcay Eren bey Nazlı Özcan hanım benimle görüşmekten kaçındılar ve hergün gittiğimde nöbet değiştirdiler. Bana hiçbir açıklama yapılmadığı için ben savcıya da müracaatımı yaptım, suç duyurusunda buundum. Şuan da iki çocuğumla birlikte ben Bilecik'te mağdurum. En son da gazetenize geldim. Yapacağım başka birşeyim kalmadı.
Eşim Cuma günü Denizbank'tan kredi çekiyor. 3 milyar müracaat ediyor. 2 milyar 880'miydi? Onlarla iligli belgeleri de getiririm size. Eşim sadece bizim faturalarımızı ödüyor, çocuğumun dershane paralarını ödüyor 480 TL. Yani bir milyarı bulmuyor ödediği fatura. Geri kalan para yanındaymış, oda yok. Hiçbir açıklama yok. Bana diyorlar ki biz eşinizin gömleğini görmedik. Siz müdahale yaparken açmadınız mı? Kamera kaydını neden hiçbirşeyini bilemiyorum acilde olan şeyleri. Uyuyamıyorum. Benim kurulu düzenim bozuldu. Ben hakkını aramak zorndayım. İki çocuğumun sağlığı için bunların ortaya çıkmasını istiyorum.
Ben bu memlekette yaşıyorum, oy kullanıyorum. Burada bu hastanenin çok eğitimli insanlarla çalışmasını istiyorum. Benim eşime bir müdahale yapamadılar. Hastanenin içinde benim eşim düştü. Hastanenin içinde böyle olduğu için üzülüyorum. Yetkililerden tek istediğim burayı gelip denetlesinler. Makinalar var çalıştıran yok. Düşünün. Bütün halk Eskişehir'e doğumlar anjular Eskişehir'e gidiyor. Bizim yol paramız varmı? Ben eşimin maaşını aldım. Düşünün o gün kartını şifresini söylemeseydi o maaşıda alamayacaktım. Paran varmı yokmu diye sormuyorlar. Herkesi Eskişehir'e yolluyorlar. Eskişehir insan kaynıyor hasta kaynıyor. Koca bir ilde yaşıyoruz. Biz kasabada yaşamıyoruz. Daha dün gittim eşimin yanına. Çekin görün halini kalp yaşıyor ama...
Sonuna kadar eşimin hakkını arıyorum. Hiç kimse benim yanımda değil. Akrabalarım bile kapımı açmıyor. Kardeşim bile kapımı açmıyor.
Burada bir oksijen tüpü takılmamış, Eskişehir Sakarya'ya götürürken beni aramadılar. Düşünün oraya bırakıp kaçıyorlar. Öldü diye götürüyorlar. Çünkü orada bütün kardiyaloji uzmanları orada. Orayı neden seçtiler. Birisi onlara dedi oraya bırakın. Bu çıksın ortaya. Eşime acilde hangi doktor imza atıp çıkarttıysa onu da istiyorum. Çünkü birisi imza atmadan acilde asla personel çıkaramaz. Çünkü hepsi stajer hepsi pratisyen hekimler. Onlar benim eşimi yollayamazlar. Buda bir suç. Eğer yoksa o gün bir hekim, onu beklediler, imza atmasını beklettiler. Eşim ölmüş kalmış umurlarında değil. Oraya gittiğimde benimle alay eder gibi "Git nereye başvuruyorsan vur" dediler bana.
Eskişehir'de acile girerken oksijen tüpümüz bitti demişler. Bahaneleri bu. Kalp krizi geçirdiğini bildiklerini için eşimin, zaten kalp krizi geçirdikten sonra 3 dakikada ölüyor. 3 dakika içinde müdahale etmek zorundalar. Edemediler burada, hiçbirşey yapmadılar. Eşimin ne halde olduğunu gidin görün.
Eskişehir'deki doktorlar eşimin ölüsünün geldiğini söylediler. Eşinize şok verdik, kalbini çalıştırdık. Şuan da kalp yaşıyor. Stent takıldı. Beyin uyutuldu. Ondan sonra Tıp Fakültesine nakil oldu. Anestezi yoğun bakımda. Bilinç kapalı, şuur kapalı, ciğerleri solunum destek cihazında. Şuan da çok zor durumda. Vatandaş olarak bir tek bunların açıklanmasını istiyorum. Kimse birşey sormadı. Hastane bile bir bilgi vermedi.
İki de bir nöbet değiştiriyorlar. İsimleri de Nazlı Özcan, Olcay Eren ve Mustafa Toprak. Eşime müdahale eden kişiler bunlar. Sadece bu isimler. Bir tek Mustafa bey benimle konuştu. Diğerleri kaçıyor benden. Nöbet değiştiriyor. Yüzünü değiştirse gelicek karşıma. Eşimin hakkını sonuna kadar arayacağım. Ne olursa olsun. Aptal biri değilim. Çocuklarımın geleceği için bu işin sonuna kadar gideceğim. Hiçbirinden de korkmuyorum. Çünkü bu sağlık.
Hastanenin içinde olduğu için ben çok üzülüyorum. Sokakta düşseydi ölseydi derdim ki nasibi bu kadar öldü benim eşim. Siz 45 dakika burada niçin bekletiyorsunuz? 45 dakikalık yola gidiyorsunuz ve nasıl ambulansta tüpümüz bitti dersiniz? Yani orada söylediler bana eşin geldiğinde şişmişti diye. 17 Temmuz'da Pazar akşamı oraya götürüyorlar. Sonra biz iki gün sonra gittik ölü gibiydi. Sadece kalp çalışmış o kadar. Sekizi çeyrek geçe benim eşim buraya giriş yapıyor, onbiri çeyrek geçe benim evim aranıyor. Düşünün 3 saat sonra ben aranıyorum. Ben Soğuksu'da oturuyorum. Ambulans benim kapımın önünden geçiyor. Beni alıp bindirselerdi ambulansa gönderselerdi. Göreydim ben eşimi. Haksızmıyım? Bize bildirilmedi. Sadece onbirbuçukta arandığım saati cd'ye çekmişler orayı bana dinletiyorlar. Başka birşey yok. Burada ne yaptıklarını bana asla söylemiyorlar. Ben burada bir bir herkesi şikayet etmeyeceğim.
Benim eşim buralı. İstasyonlu. Ailesi herşeyi burada. İstasyonda biri öldü diye bırakıyorlar. Ondan sonra yetkili insanı bekliyorlar imza atıyor. Hangi doktor imza attı onu da söylemiyorlar. Neden Sakarya Hastanesi? Ümit Hastanesi'ni geçiyor, Yunus Emre'yi geçiyor, Acıbadem'i geçiyorlar ve garajlara yakın Sakarya Hastanesine eşimi bırakıyorlar. Neden? Bütün kardeoloji orada. Nasıl olsa şok verirler kalbi çalıştırırlar.
Eşime orada müdahale ediliyor, koca bu hastanede edilmiyor. Burada sadece elle kalp masajı yapılıp bırakılıyor. Elle masaj ettiler ona da razıyım. Vatandaş bile biliyor solunum yolundan nefes vermeyi. Evde olsaydı ben bu solunumu yapardım. Ama bunu bile yapsalardı beynine oksijen giderdi, yapmamışlar. Hiçbirşey yok. Oksijensiz kaldığı için böyle oldu.
Ben o süreçte kimseyi bulamadım, ulaşamadım. Zaten şuan da 25 gün oldu. 18 Ağustos'ta bir aydır yoğun bakımda olmuş olacak. Ama sonuç yok. Keşke iyileşcek diyebilseler. Keşke azıcık ümit verebilseler. İki çocuğum ile bu işin peşini bırakmayacağım. Herkese gittim ama bu haldeyim hala sonuç yok. İçi boşaltılmış bir hastane burası. Herkes şikayetçi ama kimse şikayette bulunmuyor. Bir damarı bulacağım diye o stajer çocuklar insanın bütün damalarını patlatıyorlar. Bütün hastalar Eskişehir Bursa yolunda yazık değil mi? Yollara dökülen paralarla bir hastane kurulur. " dedi.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.