"OSMANLI DEVLETİNİN DOĞUŞUNDA MOĞOL İSTİLASININ ROLÜ BÜYÜKTÜR"

"OSMANLI DEVLETİNİN DOĞUŞUNDA MOĞOL İSTİLASININ ROLÜ BÜYÜKTÜR"

Kurulduğu günden itibaren faaliyetleri ile adından sıkça söz ettiren, ulusal ve uluslar arası alanda ses getiren programlara imza atan ve önde gelen yerli yabancı pek çok ilim adamını ilimizle buluşturan Bilecik Üniversitesi, önemli bir hizmete daha imza attı.

Üniversite, 730. Söğüt Ertuğrul Gazi’yi anma ve Yörük Şenlikleri dâhilinde, Söğüt’te bulunan Hamidiye Külliyesi’nde “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu” konulu panel düzenlendi. Seçkin izleyici kitlesinin ilgiyle takip ettiği paneli Prof.Dr. Mehmet Alpargu yönetirken, konuşmacı olarak da Prof. Dr. Yücel Öztürk ve Yrd. Doç.Dr. İlhami Yurdakul sunumlarını yaptı.

Prof. Dr. Öztürk panelde yaptığı konuşmada Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunda rol oynayan faktörlere değindi. "Bir devletin kuruluşu, siyasi, iktisadi, dini, kültürel nitelikte sayısız faktöre dayanır." diyen Öztürk konuşmasını şöyle sürdürdü; "Ayrıca, devletin kurulduğu coğrafyanın iç şartları ve bu coğrafyanın ilişki içinde olduğu milletlerarası güç merkezlerinin müsait olmaması halinde devletin ortaya çıkması imkansızdır. Devletin yıkılması da iç ve dış faktörlerin artık devletin yaşamasına imkan tanımayacak düzeyde değişmesinin bir sonucudur.

Osmanlı Devleti’nin doğuşunda, Moğol istilasının rolü büyüktür. Bu istila, Osmanlı öncesi temel siyasi yapısı olan Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırmış ve onun yerine yeni ve parçalanmış bir siyasi yapı ortaya çıkarmıştır. Anadolu, beyliklerin hükmettiği parçalı bir siyasi yapıya bürünmüştür. Bu parçalanmış siyasi yapı, Osmanlı Devleti’nin bir beylik olarak oluşmasına imkan tanıyacaktır. Osmanlılar, ikinci aşamada, beylikten devlete geçeceklerdir.

Osmanlıların ortaya çıkmasında batıdan gelen Latin istilasının rolü de büyüktür. Moğolların Türklere indirdiği darbenin bir benzerini, Latinliler, Doğu Roma’ya, yani Bizans’a indirmişlerdir. Müslümanlar üzerine gerçekleştirilen Haçlı Seferleri, Latinliler sayesinde Bizans üzerinde istilaya dönüşmüştür. Bizans’ın Latin sömürgesi haline gelişi, Balkanlar, Batı Anadolu, İstanbul ve Trakya sahasında muazzam bir boşluk yaratmıştır. Bu boşluk da feodal güçler tarafından doldurulmuş, ancak umumi bir memnuniyetsizlik yaratmıştır.

Latinliler, Astarhan – Azak; Tuna – Ren arasındaki ticaret ve ulaşım hattı; Kırım – İstanbul – Ege – Adariyatik deniz ticareti; Güney Asya’dan Doğu Akdeniz’e ulaşan bütün ticari yolları hakimiyetleri altına almışlar, İslam alemini ve doğu Hıristiyanlığı’nı meydana getiren toplulukları iktisadi olarak sömürgeleştirmiş idiler. Bu Latin iktisadi hegemonyası, Doğulu İslam, Hıristiyan, Budist toplumlarının sosyal ve iktisadi hayatını geriletmişti. Özellikle Anadolu’nun Akdeniz ve Ege sahillerinde yaşayan Müslüman toplulukları hem korsanlık, hem de iktisadi baskıdan iyice bunalmış idiler.

Ortodoks ahali üzerinde yoğun olarak yapılan Katolik baskısı bu toplulukları batı aleminden soğutarak Türklere yaklaştırıyordu. Türkler ve Ortodoks toplulukları Katolik batılı istila karşısında adeta yeni bir savunma ittifakı teşkil etmiş idiler. Marmara bölgesinde Rumlar ve Türkler, kendilerini koruyamayan Bizans karşısında alternatif teşkilatlanmalar içine girmiş bulunuyorlardı. Osmanlılar, uç bölgesinde, Bizans’ın müdahale edemeyeceği kadar zayıf oluşu, İlhanlıların ise yine müdahale edemeyecek kadar uzak oluşu nedeniyle beylikten devlete geçmek için gerekli şartlara sahip olabilmişlerdi.

Osmanlıların beylikten devlete geçişinde dayandığı sosyal güç Ahilik, askeri güç ise akıncılık idi. Ahiler, fakihler, gaziler ve dervişler, Moğol istilasından kaçan ve geçimlik sahalar arayan göçebe Türk kitlelerini gaza ideali etrafında birleştirerek sınırlara sevk etti. Bu suretle, Asya’nın köklü Alplik geleneği, uç bölgesinde alperenliğe dönüşecek, sağlam dini bir dayanağa sahip olacaktır.

Osmanlı Devleti’nin 600 yıl yaşayan büyük bir dünya gücü olabilmesini sağlayan kültürel unsuru da hatırlamak gerekir. Bu kültürel unsur, Osmanlıların kurulduğu döneme damgasını vuran yüksek hümanist anlayıştır. Mevlana Celaleddin – i Rûmî, Yunus Emre, Hacı Bektaş – ı Veli, Hacı Bayram – ı Veli gibi yüksek mutasavvıfların önderliğinde Anadolu insanı, cihanşümul bir hümanist anlayışa yükselmiştir. Bu yüksek, kuşatıcı, insan merkezli felsefe, Osmanlıları bulunduğu coğrafyada farklı kılan, onları diğerlerinden üstün kılan yegane fenomen olmuştur." dedi.

Program sonunda Bilecik Üniversitesi’nin ilim dünyasına hediyesi olan iki yayınının tanıtımı yapıldı. Bunlardan ilki, 12 Ekim 2009 tarihinde gerçekleştirilen “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş Meseleleri Sempozyumu” kitabıydı. Bu kitapta, “Osmanlı’nın ilk başkenti neresidir?” sorusuna cevap aranırken diğer taraftan kuruluş ve dönemin coğrafi, siyasi ve kültürel durumuna dair önemli tespitler yapıldı.

Tanıtımı yapılan diğer kitap ise “Uluslararası Karay Çalışmaları Sempozyumu” kitabı. Bilecik Üniversitesi tarafından organize edilen ve çoğunluğu yabancı konuklardan oluşan kalabalık bir akademik topluluğun ağırlandığı bu program 05-08 Nisan 2010 tarihinde Bilecik’te gerçekleştirilmişti. Bu çalışma ile Karay Türkleri ile alakalı olarak bugüne kadar Türkiye’de yapılan en kapsamlı çalışma vücuda getirilmiş oldu. Yapılan bu çalışmaların basımında T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kemal Yurtnaç Beyin büyük destek sağladı.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.