’’SORUN, ÜRETİCİLERDE DEĞİL, YÖNETİCİLERDE’’
Bugün, ÇİFTÇİ KADIN başlığı altında Gölpazarı, Kurşunlu Köyünde çiftçilik yapan Bedriye Engin ile kadınların köydeki yaşamlarını ve kendi mücadelesi üzerine konuştuk. Bedriye Hanım kitap okumayı çok seven ve bunu her işine yansıtan, sadece akşamları okumaktan ziyade kitap okuyabilmek için küçükbaş hayvan dahi edinen, pazarda, evde kitabıyla, gazetesiyle yaşamayı felsefe edinmiş bir üretici.
Bedriye Hanım, aynı zamanda köyü için projelerde üreten bir isim fakat gerçekleşebilmesi için imkan gerekiyor.
Bu noktada benim de söylemek istediğim bir şeyler var! Günümüz yenilikleri aslında hep kadınlara çıktı, “bu şansı nasıl kullanabiliriz”i iyi bilmek gerekiyor. Bedriye Hanımın dediği gibi ev hanımları eskiden Tarhana yoğurur, makarnalık hamur keser, kompostoları, salçaları hep kadın yapardı, şimdi satın alınıyor. (Halen de yapanlar var ama artık azaldı). Teknolojinin getirdiği yenilikler, kadınlara görevlerini unutturdu. Böylece kendi yaptığımız sağlıklı besinlerimizi, gıdalarımızı terk ederek ne olduğu belli olmayan yiyecekler satın almaya ve tüketmeye başladık. Teknoloji madem kolaylık getirdi onu kullanmamakta yanlış olur tabi. O halde değerlendirmesini bilmeliyiz. Kadınlarımızın altın günlerinin yanında yapacakları başka dönüşümleri de olmalı, kafa yormak, çalışmak gerekir....
Kadınların elleriyle yıkadıkları dağ gibi çamaşırlarına 1-2 gün zaman ayrılırken, günümüzde Çamaşır makineleri 1 saatte yıkıyor. Gelişimimiz için ne kadar çok zaman kalmış görüyoruz! Konumuzun en güzel örneği Bedriye Engin bakın neler yapıyor...
-Sizi tanıyalım, kendinizden bahsedin biraz?
17 yaşında evlendim, 3 çocuğum var. Kızım hemşire, oğullarım ise pazarcılık yapıyor bir taneside üniversiteye gidecek Allah nasip ederse hukuk okuyacak.
-Ben çocuklarınızın sizi örnek aldığını görüyorum.
Evet hepsi okuma alışkanlığı kazandı.
-Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen “Kadın Çiftçiler Yarışıyor” yarışmasında Gölpazarı'nı temsil ediyorsunuz bildiğim kadarıyla, yarışmada neler oluyor? Çiftçi kadınlarımız nasıl yarışıyor? Yarışmada Kaçıncısınız?
Yarışma güzel, keyifli, öğreticide olabiliyor fakat daha da öğretici olsun isteriz. Yarışmada ben bilgim ile yarışıyorum. Fakat genç kızlarımızda oluyor, lise okumuş, üniversite okumuş benimle yarıştırıyorlar, rakip ediliyor. Sorular YAYÇEP'in kitaplarından çıkıyor, hepsi formül, ezber gerekiyor, kızlarımız çalışıp, ezberleyip geliyor yarışmaya, onların bekar oluşu avantaj. Ders çalışabiliyorlar ben konulara çalışsam bile yaşımın gereği unutabiliyorum. Ben istiyorum ki yarışmada kategoriler olsun, benim gibi, benim statümde olmalı yarışmacılar. Benim karşıma üniversiteli kız konuluyor bende 3 veya 4. oluyorum o yüzden birinci olamıyorum.
-( Aslında istemeyerek te olsa haksızlık oluyor o halde!)
Tabi. Mesela ben günde 150 kg süt üretiyor, bal yetiştiriyorum, 14 baş büyük hayvanım var onlara kendim bakarım, küçük baş, kedi köpek hayvanlarımız var. ekşimik, tereyağ yaparım. Bu kategoride yapılsa daha kuralına uygun geçer.
-Gençler içinde kategoriler belirlenmeli, size karşı, siz yaşınızdaki yarışmacılar olmalı haklısınız!
Teşekkür ederim. Yayçep'in kitapları güzel, öğretici yarışma sorularının seçilmesi isabetli ama yarışanlar biraz karışık. Ben İngiliz Edebiyatında İngiltere'deki şatoların mahsenine, kilerlerine kadar öğrendim. Marlande şatosunu bilmek benim hiç işime yaramıyor, sadece sevdiğim için okuyorum, yaptığım işle orantılı bir şey değil. Mesela bazı kitaplardan çok etkileniyorum.
-Paylaşır mısınız bizimle?
Uçurtma Avcısı! Beni çok üzdü, uykularımı kaçırttı, insanlığımdan utandım. Çok etkilendiğim bir kitabı özet çıkarıp birisine anlatmayı çok severim.
Kimlere anlatırsınız? Şeklindeki sorum üzerine çok samimi bir cevap geldi, hiç beklemiyordum. Bakın Bedriye hanımın cevabına..
Kayınvalideme anlatıyorum. Kayınvalidem yaşlı, Kur'an okumayı seviyor, beni kırmamak adına beni dinler bende bunu bilirim.
-Köydeki komşularınızla paylaşmıyor musunuz?
Faydası olmayacaksa hiç paylaşmıyorum. Komşularımın işine yaramayacaksa paylaşmam, onlardan kopuk yaşamayı sevmiyorum. Hiçbir zaman için ayrı kalmak istemem, onlarla beraber bir bütün olarak yaşamak isterim. Onlar şalvar giyerse bende giyerim gibi...
-Komşularınıza okumak için çağrıda bulunuyor musunuz? Kitap okuma toplantıları oluyor mu kendi aranızda..
Oluyor ama bir insanın okumak istemesi lazım, ısrar edemezsin. Kitap okumak bana bunu da kazandırdı.İnsanlarla biraz sohbet ettiğimde kitap okuyup, okumadığını anlarım.
-Sizin kütüphaneniz var mı?
Maalesef benim kitapların çok sınırlı sayıda. Benim özendiğim bir kitabı alıp ta okuma lüksüm hiç olmadı. Başkalarının kitaplarını okudum. Çocuklarım bana anneler gününde kitap alırlar. Hatta seri alırlar, hediye kitaplarım var çok değerliler ama çok fazla değil. Fransız, Alman, Rus edebiyatından da kitaplar okudum kitap ayırt etmem her kitap beni sürükler, hiçbir kitap sıkmaz beni. Sabit değil benim kitaplarım Uğur Mumcu'dan da, Fettullah Gülen'in kitaplarından da okurum ama kütüphane yapacak kadar kitaplara sahip değilim, olanaklar kısıtlı araştırmak için bile bilgisayarım yok.
-Kitap okumayı seviyorsunuz peki yazmayı düşündünüz mü? Mesela arıcılıkla ilgilendiğinizi söylediniz arıcılık üzerine kitap yazmayı düşündünüz mü?
Evet düşündüm, kayınvalidem de arıcılık yapar bizlerde ondan öğrendik. Arıcılık üzerine ondan duyduğum bilgileri, yöntemleri topluyorum ama denemelerimde başarısız oldu, çok fazla ilerleyemedim.
Yardım alabilirsiniz vazgeçmeyin dedim ve düşündüm. Kitap yazmak isteyen bir kadın, birey, üretici istiyor fakat elinden de gelmiyor.
Hemen bu noktada sorumluluk almış kişi ve kurumlara yine görevler düşüyor, Bedriye hanım gibi istekli , azimli insanları araştırıp, bulmalı ve var olan donanımlarını geliştirme noktasında köylümüze, sokaktaki insana yardımcı olmak gerekiyor. Güç birlikteliği kurulmalı, yol gösterecek bir sistem oluşturulmalı. Mesela “bilgisayarım yok” dedi. Ne olur sanki bir alan kurulsa içinde bilgisayarı olan, kitapları olan.
Halk Eğitimler var diyeceksiniz, prosedür olmasın diyeceğim!
Bilecik'in bilgi ve gözlem evlerine ihtiyacı olduğu şu noktada hissediliyor. İnsanlarımızın faydalanabileceği bilgi edinebileceği ve isteklerini hayata dönüştürebileceği BİLGİ VE GÖZLEM EVLERİNE...! Köydeki insanımız kalkıp Halk Eğitime kursa nasıl kayıt yaptırmaya gelsin, sürekliliği nasıl sağlasın. Köyde taşımalı eğitim gören çocuklara ne demeli? Onları niye mahrum ediyoruz eğitim haklarından, zaten dar bir alanda okula gitmek için çabalıyorlar. Çocuklar gidip Bedriye teyzesinden kitap istiyorlarmış, kendi adıma çok utandım. Göstermelik değil, gerçek manada işleyen bir sistem kurulmalı... (Kaldığımız yerden devam ediyoruz)
Dönemin Valisi Musa Çolak ile tanışmanız nasıl oldu?
Ben halk kütüphanesinden kitap okurum. En çok kitap okuyan yetişkinlere ve çocuğa her yıl vali bey kütüphaneler haftasında ödül veriyormuş. Sayıyorlar, ismim çıkıyor o vesile ile tanıştık.
Kendimi Bildim bileli hayvan bakarım ben. Küçükbaş hayvanlarımı sırf kitap okumak için edindim ben. Koyunu gütmek ister, evden uzaklaşıp kitap okuma isteği vardı. O zamanlar kitap okuma yoktu, hep saklı okurdum, ama okurdum, hep okudum. Şimdi ise saklı gizli yaptığım şeyden ödül alıyorum ya şaşırıyorum doğrusu...
-Pazartesi günü sergi açıyorsunuz kapalı pazarda aynı zamanda esnafsınız da, biraz da bu yönünüze değinelim mi? Pazarcılığa nasıl başladınız?
Çok güzel bir ortam var. Ben yıllardır hayvancılık yapıyorum mesela yem fiyatları çok pahalı çok zor hayvancılık yapıyoruz. Siraj yetiştirmesem ve gütmesem hayvanım kalmaz. Köyde bütün 150-200 hayvanlık ahırlar boş. Yem fiyatları hayvancılığı götürdü. O yüzden birşeyler daha yapmak gerekiyordu ve pazarcılığa başladık. Pazardan para kazanmak bize destek oluyor.
Bir gün ben tereyağ yapmıştım. Buz dolabından devrildi bir arkadaşımızda sen pazarda bu yaptıklarını sat deyince nereden başlayacağımı ilk anda bilemedim fakat arkadaşım bir lokantaya veririz deyince serüven böyle başladı. Ve ben burdan para kazanıyorum. Akşama kadar hayvancılıktan 1 TL kazanamıyordum şimdi Allah'a Şükür.
Müşterilerimle çok iyi anlaşıyoruz beni kitap okurken gördüklerinde “bende kitap okuyorum” deyip bana kitap getiriyorlar. Müşterilerim okuma alışkanlığı kazandıramayan çocuklarını benim tezgahıma getirirler. “Bak sütçü teyze, balcı teyze de kitap okuyor” diyerek beni gösterirler. “Biz alışveriş için değil, sohbet için geldik” diyen müşterilerimiz oluyor. Bunlar hoşuma gidiyor.
-Kapalı pazardan memnunmu sunuz? Belediyeden bir talebiniz var mı?
Evet memnunuz biraz bakım yapılmalı, tezgahların sabit olması lazım, geliyoruz yerimizde tahta bulamıyoruz herkes almış oluyor. Bazen ihtiyacından fazla alabiliyor arkadaşlarımız. Sabit olması daha iyi olur.
-Köyde yaşam nasıl? Köydeki insanımız bir günü nasıl geçirir? Güne nasıl başlar, nasıl bitirir?
Köyde yaşam çok doğal samimi entrikalı ilişkiler yok. Ben Türkiye'nin geleceğini köylerde görüyorum. Şuanda ben dama 13 hayvanıma bakmaya giriyorum. Hayvanlar beni strese sokacak bir şey yapmıyor. Oraya girdiğimde genel müdürü, asistanı benim beni strese sokacak hiçbir şey yok. Sadece bir bünye yorgunluğu ama ruhen rahatız.
Sabah ezanı için kalkılır, hayvanları doyurup, sulamadan bizler rahat edemeyiz. Daha sonra kahvaltı yaparız.
-İnsanlar rahatlıklarının farkında değiller....
Bunları düşünsünler, bizler için lüks.12 günlük bebeklerimizi bırakıp pancar sökmeye gittiğimizi biliriz. Köylü kadınların çoğu kilolu, “aaaa köylü insan iyi besleniyor ondan” deniliyor. Hiç alakası yok!
Dengesiz beslenme, hamur işi, buğdaya yönelik beslendiklerinden. Bir ev hanımının akşama kadar yaptığı temizliği ben akşam saatlerinde yapabiliyorum ev temizliğim için geç yatmak zorundayım.
Çalışkan, üretken bir köylümüz var, değer verilmeli, desteğin en büyüğünü sanırım çiftçilerimiz hak ediyor. Tarım ülkesi olmaktan çıkmayalım. Hayvanları dışarıdan getiriyoruz bu çiftçinin hatası değil, hayvanlarımız olsun ben bakarım yani çitçiler.
Tarım İl Müdürlüğü, ziraat odalarından ne kadar faydalanabiliyor sunuz? Hayvancılığın sıkıntılarını konuşalım.
Çiftçi memnun değil. Sadece aidat alınıyor, ne bilgilendirmede, ne pazarlamada bana faydası oluyor, halka inmesi lazım yani ziraat mühendislerinin hepsi masa başında çalışıyor. Mühendislerin masa başındaki işini lise mezunu da yapabilir. Ziraat mühendisi çiftçiye gitsin “bu toprak bu mahsulü neden yapmıyor?” beraber araştıralım. Ziraat mühendisinin görevi bu olması lazım, eskiden öyleymiş ama evrak başından kalkmıyorlar. Ben akşama kadar tepetaklak duruyorum, neden masa başı işler kolay kazanılsın. Herkes çalışsın, köylüye de yardım edilsin, sende çalış, kolay kazanmanın yolundan gitme.
Birliklerin bir faydası olması lazım sadece aidat ödememiz lazım, bana dönüşü olmalı.
Bazı düzensizliklerde var. Sirajı aynı yere koymuşuz destekleme alamadık. Düve yardımı yapılacak geç kayıt yapılmış, evrak eksik geri çevriliyor köylünün o prosedürleri yapacak zamanı bile yok .
Şimdi yetkililer diyorlar ki “siz bilinçsiz yapıyorsunuz, düzgün yapmıyorsunuz o yüzden kazanamıyorsunuz” Çalışmıyorlar desek ellerimdeki nasırlar neden oldu? , Çalışmaktan nasır olur, bilinç konusunda ben yayçep'in kitaplarından çalışıyorum. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının kitapları bunlar! Bu işi bilinçli, orantılı yapıyorum bunu da çürütürüm. Neden kazanamıyorum? Sıkıntılar bunlar.
Çalışıyorum, bilinçli yapıyorum ama kazanılmıyor. O zaman bende yani üreticilerde değil, yöneticilerde sorun! Önceden biz bu işten para kazanıyorduk.
*Neler oldu?
Yıllarca süt fiyatı 0,430 krş yem fiyatları 12 TL' ydi. 34 TL uçurum fiyat. Diyor ki “teşvik veriyoruz” senin verdiğin teşvik bu uçurumda eriyor. Tarımda da aynı bana mazot desteği veriyorsun ama buğday aynı fiyat, gübrelerde öyle. Bana yardım etme mahsulümün değerini ver.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.