"SÜREÇTEN ÜMİTLİYİZ"

"SÜREÇTEN ÜMİTLİYİZ"

Türk Yerel Medyası AB Yolunda" projesi kapsamında Afyon'da düzenlenen bilgilendirme semineri başladı. Seminer, 14 Ocak Pazartesi günü saat 9.30'da başlarken seminere gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Mücahid Erdal ve gazetemiz muhabiri Sibel Can da katıldı. Seminerde konuşan AB Bakanlığı Müsteşarı M.Haluk Ilıcak, AB-Türkiye ilişkilerini anlatarak:" Süreçten ümitliyiz" dedi.

"AB Süreci Yerelde Başlar" anlayışı ile başlatılan ve yerel medya mensuplarının Avrupa Birliği konusunda bilgi düzeyini arttırmak amacıyla Türkiye çapında gerçekleştirilecek ‘"Türk Yerel Medyası AB Yolunda" projesi kapsamında, bölgesel bilgilendirme seminerlerinin birincisi Afyonkarahisar’da başladı. Seminer, Afyonkarahisar, Ankara, Bilecik, Eskişehir, Kırıkkale, Kütahya ve Uşak illerinde çalışan yerel medya mensuplarının katılımı ile 14 - 15 Ocak 2013 tarihlerinde Afyonkarahisar’da gerçekleştiriliyor.


Avrupa Birliği Bakanlığı’nın yanı sıra, Afyonkarahisar Valiliği, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği ve Afyonkarahisar Gazetecileri Dayanışma Derneği yönetici ve temsilcilerinin konuşmalarıda seminer programında yer alıyor. Türkiye çapında, gazete, televizyon, dergi, radyo, internet olmak üzere tüm yerel medya mensuplarına hitap eden projede, yerel medyanın, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecini daha yakından takip edebilmesi ve sürece dâhil olması amaçlanıyor.

"Elçiliğim, gurur duymaktadır"

Seminer, 14 Ocak Pazartesi günü saat 09.30'da açılış konuşmaları ile başladı. Seminerde ilk konuşmayı İngiltere Büyükelçiliği Müsteşarı ve Küresel İşler Daire Başkanı Peter Spoor gerçekleştirdi. Spoor, seminerde bulunma amaçlarını "Bugün burada çok önem verdiğimiz projelerimizden biri olan "Türk Yerel Medyası AB Yolunda" projemizin açılışını yapmak için toplandık" sözleriyle açıkladı.

"İngiltere, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne nihai üyeliğini güçlü bir şekilde desteklemektedir"

İngiltere Büyükelçiliği Müsteşarı ve Küresel İşler Daire Başkanı Peter Spoor konuşmasında şunları kaydetti: "Elçiliğim söz konusu projelerde AB Bakanlığı'ndaki meslektaşlarımızla birlikte çalışmaktan gurur duymaktadır. Öncelikle AB Bakanlığı'nın bizlerle kurdukları işbirliğinden ötürü içten teşekkürlerimizi sunmak istiyorum. İngiltere, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne nihai üyeliğini güçlü bir şekilde desteklemektedir. İngiltere de AB üyeliği yolunda zorluklarla karşılaşmıştır, tıpkı Türkiye gibi. Bizlerde sebat ettik ve sonunda birlik içerisindeki yerimizi kazandık. Dolayısıyla bu proje çok önemli bir projedir. Sırf sizlerin AB katılım sürecine desteğinizi kazanalım diye de değil ki bu desteğinizi tabiki kazanmak isteriz ama sizler okuyucularınıza AB hakkında önyargısız ve objektif bilgiler sunabilin, gelecekleri hakkında kendi kararlarını verebilmelerine yardımcı olabilin diye önemli.

"Türkiye için faydalı olacağını umuyorum"

Sizler Türk halkının kendi sesini bulmasına ve onlarca yıldır uğraş verdikleri AB üyeliği taleplerini devam ettirmesine yardımcı olabilirsiniz. Üyelik yolunda son derece emin adımlarla ilerleyen Türkiye'ye, İngiltere bu yolda destek olmaya devam edecektir. Aralık ayında Brüksel'de alınan kararlar 2013 için olumlu bir ortama işaret etmektedir. 2013 yılının ilk aylarından itibaren ilerleme kaydetmeyi ve yeni kapılar açmayı ümit ediyoruz. İrlanda dönem başkanlığının olumlu diyalektlerini memnuniyetle karşılıyor ve Türkiye'de dahil olmak üzere diğer aktörlerin hızlı ve gerçek ilerleme için ellerinden geleni yapmasını umuyoruz. Bu projenin Türkiye için faydalı olacağını umuyorum.

"Hedefimiz önyargıları önlemek"

İngiltere Büyükelçiliği Müsteşarı ve Küresel İşler Daire Başkanı Peter Spoor'un konuşmasının ardından kürsüye AB Bakanlığı Müsteşarı M.Haluk Ilıcak geldi. Ilıcak, katılımcılara Türkiye-AB ilişkileri hakkında bilgiler aktardı. AB Bakanı Egemen Bağış'ın ifadelerine yer vererek başladığı konuşmasında "Türkiye-AB ilişkilerindeki en önemli engel önyagılardır" dedi. Yargıları tek taraflı olarak algılamamak gerektiğini vurgulayan Ilıcak şöyle konuştu:" Türkiye'ye karşı bir ön yargı varken aynı şekilde AB'de de Türkiye'ye karşı bir önyargı var. Dolayısıyla bizim bu seminerlerde temel hedefimiz bu önyargıları en azından ülkemizde AB'ye karşı duyulan önyargıları önlemek. Yerel medya, ulusal medyaya göre kendi çevresinde çok daha iyi iletişim kurabilen, o yörenin insanıyla çok yakın temas edebilen bir grup. Dolayısıyla bizde yerel medyaya büyük önem veriyoruz. Halkımızın AB ile ilişkilerimizi anlayabilmesi ve AB'ye üyeliğin veya AB üyeliği sürecini tamamlayabilmenin Türkiye'ye getirilerini iyi anlaması gerekiyor.

"Sarkozy'nin gündeme getirdiği tartışmaların yeri yoktur"

Türkiye-AB ilişkilerine baktığımızda bizim ne kadar sabırlı, istikrarlı ve kararlı olduğumuzu anlamak mümkün. Çünkü Türkiye ile AB ilişkilerinin başlangıcı 1959 yılına dayanıyor. Avrupa Birliği'ne ilk müracatımız 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun kurulmasının hemen ardından yapmıştık. 1963'te ortaklık anlaşmasını imzaladık, 70'de Gümrük Birliği ile sonlanan katma protokolü imzaladık, 87 yılındada tam üyelik müracaatında bulunduk. Tam üyelik müracatımızı da her Avrupa ülkesi Avrupa Birliği'ne üye olabilir şeklindeki Roma Antlaşması'na dayandırdık. Bizim müracatımızı 1989 yılında cevaplandıran Avrupa Birliği, Türkiye'nin AB'ye girmeye ehil olduğunu ancak o günün koşulları çerçevesinde gerek Türkiye'nin ekonomik koşullarının gerekse AB'nin tek pazara geçiş sürecinde yaşadığı sorunlar nedeniyle tam üyelik müzakerelerinin hemen başlayamayacağını kararlaştırdı. Daha önceki dönemde Sarkozy'nin gündeme getirdiği Türkiye'nin Avrupa ülkesi olmadığı yönündeki tartışmaların hiçbir yeri, gerekçesi ve zemini yoktur. AB, 1989 kararıyla Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olduğunu tescil etmiştir. Geri kalan herşey ya tarih bilmemektir ya da önyargılardır.

"Biz bu dönemden ümitliyiz"

2004 yılında müzakerelerin başlama kararını aldık, 2005 yılındada başladık. Toplam 33 tane tamamlanması gereken fasıl var. 33 teknik fasıldan 13 tanesini açtık 1 tanesini kapadık. Geriye kalan 20 fasıldan 17'si siyasi nedenlerle bloke altında. Yani bunlardan 8 tanesi Kıbrıs'ta havaalanı ve limanlarımızı açmadığımız için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Konseyi tarafından bloke edildi. Buna ilaveten Rum yönetimi 6 faslı daha bloke etti. Fransa'da 5 faslı bloke etmiş vaziyette. Ama İngiltere Büyükelçiliği'nin değerli temsilcisininde söylediği gibi biz bu dönemden ümitliyiz. İnşallah Fransa'daki değişimden sonra Fransa hükümeti blokajını kaldıracak. Biz İrlanda dönem başkanlığında tekrar resmi müzakere sürecine dönebileceğiz.

"Süreçten ümitliyiz"

Türkiye'nin AB ile ilişkileri sadece Türkiye açısından değil AB açısındanda önemli. Çünkü bugün ciddi bir krizden geçen AB üyeleri bu krizi ancak Türkiye ile aşabilecekler, bu net olarak gözüküyor. Çünkü AB'ye baktığımızda yaşlanan bir nüfus, eskiyen bir teknoloji ve ekonomi var. Türkiye'de ise bunun tam tersi genç, dinamik bir nüfus ve gittikçe gelişen bir ekonomi var. Dolayısıyla bu iki taraf birbirini tamamlayıcı bir rol üstlenmiş durumdalar. Ama bunu bütün Avrupa Birliği üyelerinin görmesi AB'nin başına ilerici, ileriyi görebilen liderlerin gelmesi önemli. Bu çerçeveden baktığımızda biz süreçten ümitliyiz. Her zaman söylediğimiz Türkiye'nin AB'ye üyeliği zamanı geldiğinde düşünülebilecek siyasi bir karar. Yani baktığımızda Norveç, AB ile müzekerelerini tamamladı ama üye olmamayı seçti. İki kere referandum yaptılar, Norveç halkı her ikisindede AB'ye üye olmamayı tercih etti. Bizim AB'ye söylediğimizde bu. Diyoruzki bırakın biz süreci devam ettirelim, süreci sonuçlandıralım, kapıların hepsini açalım kapatalım, ondan sonra karar verelim. Belki siz hayır diyeceksiniz, belki biz hayır diyeceğiz ama oraya kadar gitmemize imkan verin. AB'ye üyelikten çok sürecin başarılı bir şekilde tamamlanması önemli diyoruz. İnşallah bunuda başaracağız. Gördüğünüz gibi iyi yoldayız, iyi yönetiliyoruz. Bu şekliylede Türkiye AB için hem ekonomik, hem siyasi hemde sosyal açılardan vazgeçilmez bir ülke haline geliyor.

"Medeniyetler çatışmasını önlemek bakımından son derece önemli"

Türkiye'nin AB'ye üyeliği medeniyetler çatışmasını önlemek bakımındanda son derece önemli. Çünkü bugün AB kendi üyeleri dışında kendisini çevreleyen ülkeler bir hristiyan birliği olarak görülüyor. Bu yargıyı değiştirmenin en önemli birinci önceliği ise Türkiye'nin AB'ye üyeliği. Türkiye nüfusunun çok büyük çoğunluğu müslüman olan ama islamla demokrasiyi birleştirebilmiş, ikisini kaynaştırabilmiş bir ülke. Dolayısıyla Türkiye'nin AB'ye üye olması aynı zamanda bütün dünyaya hem AB'nin Hristiyan kulüp olmadığını tanıtacağız hemde tüm bu ülkelere demokrasi yolunda büyük bir teşvik sağlayacağız" dedi.

"Kamuoyunda değişik yargılar var"

AB Bakanlığı Müsteşarı M.Haluk Ilıca'nın ardından kürsüye gelen isim ise Afyonkarahisar Valisi Dr.Alaattin Büyükkaya oldu. Vali Büyükkaya, Türkiye'nin bir devlet geleneğine sahip olduğunu ancak bulunduğu stratejik konumdan ötürü sürekli sorunlarla karşılaştığını belirtti. Büyükkaya konuşmasında şu ifadelere yer verdi:" Türkiye Cumhuriyeti, bir Türk devleti, Türklerin oluşturduğu bir devlet. Bir devlet geleneğimiz var ancak bulunduğumuz bölge stratejik bir konuma sahip olduğu için sürekli sorunlarla, savaşlarla ömrümüz geçmiş. Dolayısıyla bir takım değer yargılarımız oluşmakla beraber zaman içerisinde evrensel değer yargıları bazı değişim süreçleri ve bunlara adaptasyon gereksinimleride kaçınılmaz bir hal almış. Şimdi AB maceramıza bakıldığı zaman kamuoyunda değişik algılar ve yargılar var. AB üyesi ülkelerin bizlere sürekli sorun çıkardığı yargısı çifte standart uyguladıkları yargısı kamuoyunda sık sık dile getiriliyor ve en azından belli bir kesimin AB sürecinden soğumasına yol açıyor. AB Hristiyan kulübüdür bize sürekli sorun çıkarır bizden daha kötü durumda olan ülkeleri sırf Hristiyan oldukları için kabul ettiler ancak bizi kapılarda bekletiyorlar yargısı oluşuyor. Fakat AB ile iletişimimiz ve ilişkimiz başladığı süreçten itibaren Türkiye'de neler değişti onuda görmek lazım. Örneğin yakın zamana kadar bizde aşırı ilaçlamadan dolayı kimyasal kalıtımı bulunan üzerinde kimsayal madde ve ilaç nedeniyle AB üyelerinin ithal etmediği bir takım gıda ürünleri geri çevrildiğinde iç piyasaya rahatlıkla sürülüyor ve bizler onları afiyetle yiyorduk. Gıda standartlarımız son derece düşük ve sağlığa aykırı şekilde imal ediliyordu. Hak arama hürriyeti, emniyet ve asayiş ile ilgili sorunlar, karakola düşenlerin çektiği sıkıntılar, tutukluluk, gözaltı süreleri gibi birçok AB'ye uygun olmayan standartlarımız ve uygulamalarımız vardı. Her türlü temizlik düzen, bakım, hastanelerin standartı Türkiye'nin genel standartı konusunda kanun önünde eşitlik ilkesine uymayan birtakım ayrıcalıklar olduğuda sürekli sıkıntı yaratan bir durumdu. Avrupa'da yaşayan birçok Türk vatandaşımız var. Onlar Türkiye'ye geldiklerinde sürekli yakınırlar, AB stndartlarının ne denli insan haklarına uygun olduğunu herkesin kanun önünde eşit olduğunu, temizlik ve düzenin çok daha uygun yürüdüğünü bize anlatırlardı.

"AB'ye girmek bizler için önemli"

Vali Büyükkaya konuşmasının devamında AB Bakanlığı Müsteşarı M.Haluk Ilıca'nın fasıllarla ilgili aktardıklarına değinerek şunları kaydetti:" Mesela İçişleri Bakanlığı ile bir fasıl açılacak, emniyet ve asayiş ile ilgili. Mevzuatın tamamı taranıyor. Kanunlarımız acaba dünya standartlarına, insan haklarına, AB standartlarına uymayan hükümler neler. Bunlar tek tek elimine ediliyor. Uygulamalar düzeltilip AB normlarına uyduruluyor. Artık hiçkimse karakola giderken acaba başıma bir şey mi gelir, dayakmı yerim diye düşünmüyor. İşte bunlar hep bize AB'nin sunmuş olduğu nimetler. Açıkçası AB'ye girmek en fazla bizler için önemli. Yaşam standartımızın yükselmesi ve insan onuruna yakışır bir ülkede bulunmak anlamına geliyor. Başkalarının veya başka devlet liderlerinin ne dedikleri önemli değil. Bizim acaba AB'ye girmemiz vatandaşlarımız için, bizler için faydalı mı değil mi? En azından demokrasi dışı müdahalelerden kurtulma sürecinde yani insanlar kamu adına bir güç kullanıyorsa seçimle gelmesi lazım mesela. Bazıları seçilmeden gelip sizin tepenize oturmak istiyorlar. İşte bunlar AB yakınlaşması ve AB ülkeleri ile sıkı ilişkilerimiz sayesinde belli bir yerlere geldi. Bu bile bizim için büyük bir nimet değil mi? Dolayısıyla birçok açıdan böyle değerlendirmek lazım, yerel medyanında bu açıdan önemi çok büyük. Yani AB'yi, sırf AB'nin bazı üyeleri veya devlet başkanlarının çifte standartlarını, yanlış beyanlarını veya olumsuz açıklamalarını ön plana çıkararak halkı AB sürecinden ve serüveninden soğutmak yerine iyi yönlerinide göstermek lazım. Eğer Türkiye şu anda belli bir yere gelmişse saygın bir konum kazanmışsa, pasaportumuz ve paramız daha değerliyse, vatandaşımız çok daha iyi koşullarda yaşıyorsa bunda AB'nin payı çok büyük. En düşük memur maaşı bile bin doların üzerinde bir zamanlar biz bile alamazdık bunu, şükretmek lazım. Bunlarda AB'nin rolü çok büyük bulunduğunuz yerlerde AB ile ilgili bir kamuoyu oluşturmak gündeme geldiğinde birazda olumlu ve iyi yönlerini almak lazım.

Afyonkarahisar Valisi Alaattin Büyükkaya'nın konuşmasının ardından açılış konuşmaları sona erdi. Seminerin devamında Avrupa Birliği Bakanlığı'nın Çalışmaları ve Proje hakkında bilgilendirme konuşmaları gerçekleşti. AB Bakanlığı Sivil Toplum, İletişim ve Kültür Başkanlığı Koordinatörü Zelal Şen sunumunu gerçekleştirdi. Programın devamında Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, AB Bakanlığı Sosyal, Bölgesel ve Yenilikçi Politikalar Başkanlığı, AB Bakanlığı AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı ile Afyonkarahisar Valiliği AB Birimi sunumlarını gerçekleştirdi.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.