’’TARİHİN SIFIR NOKTASINDAYIZ’’

’’TARİHİN SIFIR NOKTASINDAYIZ’’

Mücahid ERDAL

Bilecik Üniversitesi bilimsel toplantılarına tüm hızıyla devam ediyor. 30 Nisan Cumartesi günü Saat 10:00'da Bilecik Üniversitesi, İslam Tarihçileri Derneği ile birlikte hazırlanan Türk-İslam tarihinde ve Batı'da Hz. Muhammed Algısı konulu bilimsel toplantı başladı.

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun Bilecik'e gelmesi üzerine bazı protokol üyeleri toplantıya katılamadı. Toplantının açış konuşmasında Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Burada Bilecik'te tarihin sıfır noktasındayız. Biz kendimizi bir anlamda tarihin türbedarı olarak niteliyoruz. Bu emaneti korumakta bizim sorumluluğumuz diyoruz. Bizim yapabileceğimiz bu anlamda imkan ve zemin hazırlamak dedi.

Rektör konuşmasının bir bölümünde teknoloji çağının insanlığa kuş gibi uçmayı, balık gibi yüzmeyi öğrettiğini, ama ne yazık ki insan gibi yaşamayı öğretemediğini söyledi.

Prof. Dr. Özcan şöyle konuştu: Bilecik Üniversitesi kurulduğu günden beri mütevazi anlamda pek çok akademik faaliyetler içinde bulundu. Benim hakikate çok önem verdiğim ve sonuçlardı itibariyle inşallah çok büyük katkıları olacak bir sempozyumu islam tarihçileri derneği ile başlatıyoruz

Heyecanlıyım çünkü misfirlerimiz arasında benim ders almaktan iftihar ettiğim hocalarım ve uzun yıllardır tanıştığım meslektaşlarım var. Son 200 yıldır adına modernizm denilen bilim çağı denilen, bilgi çağı denilen bir zamanın içinde debeleniyoruz. Bu modernizm ve bilgi çağı, bu teknoloji çağı bize insan hayalinin bile zorlanacağı pek çok kolaylıkları getirdi. Yaygın deyişle kuş gibi uçmayı, balık gibi yüzmeyi öğretti ama ne yazık ki insan gibi yaşamayı öğretemedi. Sadece kendi adımıza değil, bütün insanlık adına, bütün tarih adına bizim yeniden insanlığa insan gibi yaşamayı takdim etme sorumluluğumuz var ve bu sorumluluğa da elbeddeki kaynağından itibaren yeniden insanlığın takdirine arz etmekle yerine getirebiliriz.

Bir gün tarih de kaydı olmayan küçük bir yerleşim biriminde 40 yaşlarında biraza yorgun biraz endişeli bir adam çıka geldi. Tanıyanları ona sordular. Bu halin nedir? Öyle bir hikaye anlattı ki bunu anlatan insan herhalde kendisinde değil, benliğini bimalum kaybetmiş dersiniz. Dün gece yalnız başıma düşünüyordum. Kendisine cebrail diyen bir melek geldi. Ve bana Allah'tan bir mesaj getirdiğini söyledi. Onun için böyle yorgun, bitkin ve üzgünüm dedi. Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir insan topluluğunda böyle bir manzara yaşansa herhalde böyle bir insana hasta olmuş derler. Ama ona inandılar. Ve bütün tardih inandı. Bütün insanlık inandı. Ve bunu O söylüyorsa mutlaka doğrudur dediler. Demek ki burada bir sır var.

İşte insanlığın başlayacağı sır burası. Çünkü O insan kendisinden önceki hayatında emin olma vasfıyla tanınıyor. Ve iman ondan sonra gelir. İşte bizim unuttuğumuz da bu vasıf. Emin olma vasfı. Dilimizden ve dinimizden ama genel anlamda bütün benliğimizden başkalarının emin olabileceği bir tablo ortaya koyamadık. Çünkü kirlik musluktan temiz su içilmiyor. Ve maalesef hepimiz kirliyiz. Hepimiz kirli olduğumuzu takdir edeceğiz ki temizliğe başlayalım.

Önümüze yeni tanrılar koyduk, yeni ilahlar koyduk, yeni idealler koyduk. Bunu çocuklarımıza anlatamadık, ailelerimize anlatamadık, topluma anlatamadık. Kendimize anlatamadık. Ve biz bu insana inandığımız için Kur'an-ı Kerim'e inandık. Önce O'na inandık. Sonra onun getirdiği mesaja, O'nun getirdiği mesajın Allah kelamı olduğuna inandık. Ve aklımıza o kadar çok güvendik ki, kendimizden o kadar çok emin olduk ki onu sorgulamaya başladık. Ve önümüzde yeni bir referans olarak zamanı modernizmi bilimi teknolojiyi aldık, ve herşeyimizle birlikte onun da zamanı onu da bilime onu da teknolojiye, onu da modernizme uydurmaya çalıştık.

Şöyle bir düşünün 19. yy. İslam ve modernizm, İslam ve libarizm, İslam ve demokrasi, İslam ve bilim, İslam ve yenilik, aklınıza ne gelirse. Ve bu gayretlerin hemen hemen tamamında referans ikincilerdir. Birincisini ikincisine uydurma çabalarıdır. Sanki uydurduğumuz zaman dünyayı yeniden kuracakmışız gibi. Ne oldu. Olan tablo ortada. Bir on saniyelik tefekkür. Yeryüzünde kan, gözyaşı, zulüm, karışıklık, olan şehir ne kadar şehir varsa hepsi bizim şehrimiz. Ve işin kolay tarafı batılılar bunu yapıyor deyip sıyrılıyoruz.

Eğer sizin beşiğiniz, eğer sizin toprağınız, eğer sizin zemininiz, buna müsait olmasa bunu yapabilirler mi? Burada Bilecik'te tarihin sıfır noktasındayız. Biz kendimizi bir anlamda tarihin türbedarı olarak niteliyoruz. Bu emaneti korumakta bizim sorumluluğumuz diyoruz. Bizim yapabileceğimiz bu anlamda imkan ve zemin hazırlamak. Değerli hocalarımız bütün sıkışık programlarına rağmen konunun ve bu bölgenin önemine binaen, böyle güzide bir programı kısa zamanda bir araya getiridiler ve bizlere takdim ettiler. Hayırlı bir vesileyle de buluştuk.

Yarın kısmetse üniversitemizin Ulu Çınar camii temeli atılacak. Programın hemen sonunda ve ümit ediyorum sorumluluk vaktinde bize düşen her ne varsa, bir nebze katkıda bulunabileceğiz dedi.

Ardından kürsüye Bilecik İl Müftüsü Necati Tayyar Taş davet edildi. Müftü Tay Gaye insan Ufuk Peygamber Efendimizi anlamak, yaşamak hususunda duygu ve düşüncelerimizi akademik persperktifte bir kez daha depreştirme amacına matuf olmak diyerek başladığı konuşmasının sonunda programı hazırlayanlara teşekkür etti. Ardından 1. oturumlar başladı.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.