"TÜRKİYE’DE ANAYASACILIK VE YENİ ANAYASA"

"TÜRKİYE’DE ANAYASACILIK VE YENİ ANAYASA"

Sinan Önce

Bilecik Üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Tarih ve Kültür Sohbetlerinin’ bu haftaki konuğu, Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Sadoğlu oldu. Sadoğlu 1982 Anayasasıyla ilgili rahatsızlık duyulan, değiştirimesini istenen maddelerine değinerek : "1982 anayasası demokratik bir rejime yakışacak sivil bir anayasa değildir. Bu şekilde bir eleştiri var." dedi.

Vali Yardımcısı Süleyman Deniz, Cumhuriyet Savcısı Levent Taşkoparan, HAS Parti İl Başkanı Muharrem Tüfekçioğlu, öğretim üyeleri ve öğrencilerin katıldığı konferansta konuşan Sadoğlu,ülkemizdeki ve dünyadaki anayasa tarihlerini anlatarak kısa bilgiler verdi.

Sadoğlu anayasanın, bir devletin temel organlarının oluşumu, işleyişi ve karşılıklı ilişkilerini düzenleyen ve bu arada bireylerin sahip olduğu temel hak ve hürriyetleri devlete karşı koruyan hukuksal metinlere denildiğini ifade ederek: "Anayasayı düzenlemekle mükellef olduğu bir kurum kanunla da düzenlenebilir. Anayasa nitelikli bir kanun olarak görülebilir. Anayasanın üstünlüğü dünya literatürüne girdiğinden beri kanunların anayasaya uygun olmaz zaruritite benimsendi. Bireylerin hak ve hürriyetlerini güvence altına alan kurallar olmaz." dedi.

Dünyada anayasacılık tarihinin 18. yüzyılda başladığını ifade eden Sadoğlu: "Bireylerin sahip olduğu hak ve hürriyetleri devlet iktidarı karşısında güvence altına alan kurallar içinde temayüz etmiş. Anayasanın temel mantalitesi, devlet iktidarının birey lehine sınırlandırmak. Anayasa, dünyanın ilk yazılı anayasası 1787 tarihli ABD anayasasıdır. Türkiye’de ilk anayasa 1876 tarihli kanuni esasidir. Bizdeki 1876 anayasası ferman niteliğinde bir anayasadır. Bugün ki modern demokratik rejimlerde anayasalar kurucu meclisler yada kurucu referandumlar aracılığıyla yapılıyor." dedi.

Bir anayasayı tümden değiştirebilme iktidarına sahip olan güce yada yetkisine sahip olan iktidara asli kurucu iktidar dendiğini kaydeden Sadoğlu: "Bir anayasayı sil baştan hiçbir hukuk kuralına bağlı kalmadan değiştirebilme yeniden yapma sil baştan inşa etme iktidarına biz asli kurucu iktidar diyoruz. Bu tür iktidarlar her zaman karşılaştığımız iktidarlar değil. Genellikle hükümet darbesi, bağımsızlık savaşı yada toplumsal siyasal devrim neticesinde ortaya çıkan kendinden önceki hukuku yok sayan iktidarlardır. O iktidarlar bir anayasayı hiçbir kurala bağlı kalmadan diledikleri ölçüde yeniden yapma inisiyatifine sahiptir. Tarih kurucu iktidarların böyle bir şansı yok. Tarih kurucu iktidarlar hukuki iktidarlardır ve anayasayı mevcut olan anayasa kuralları çerçevesinde değiştirebilme yetkilerine haizdirler." dedi.

1876 kanuni esasisinin dünyanın ilk 10 anayasasından biri olduğunu anlatan Yrd. Doç. Dr. Sadoğlu, Dünya anayasacılık tarihinde Osmanlı'nın diğer alanları aksine geri kalmış olmadığını ifade ederek: "Bu anayasa hem ilk olması hem de içerik olarak diğer anayasalarla paralellik taşıması itibariyle de önemli özellikler taşımaktadır. 1876 anayasası gerek temel hak ve özgürlüklere tanımak istediği güvence gerek devlet organlarının düzenlenmesi gerek anayasaya yüklenen anlam itibariyle ileri sayılabilecek bir anayasalardan bir tanesidir. 1876 anayasası kendi dönemi içerisinde haklar ve özgürlükler konusunda taşıdığı iddia dolayısıyla ileri bir aşama olarak kabul edilmekle beraber padişahın mutlak otoritesinin yine de önemli ölçüde sınırlandırdığı söylenemez. 1921 yılında teşkilatı esasiye kanunu adıyla bilinen kısa bir anayasamız var. 1876 anayasasına ilave bir anayasa yapma zaruretide ortaya çıkmış. 1921 teşkilatı esasiye kanunu tek başına bir anayasa değil. 23 maddelik bir anayasadır. 1924 anayasası da nihai kesinleşmiş bir anayasa olarak karşımıza çıkmıyor. 1876 anayasası yargı bağımsızlığını kabul ediyor oysa 1924’de yargı bağımsızlığına ilişkin hiçbir hüküm yok. Olmadığı içindir ki çok tartışılan istiklal mahkemeleri olayın vuku bulmasından sonra kurulan ve meclisin içerisinden üye seçimi öngören özel mahkemeler olarak işlev görüyor." dedi.

27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra anayasanın anlamını daha yakından kavramış bir kadro tarafından yeni anayasa hazırlandığını ifade eden Sadoğlu: "27 Mayıs'tan sonra yeni bir anayasa yapılması konusunda milli birlik komitesi önce akademik kurula talimat verdi. 1961 anayasasının Türkiye’nin şimdiye kadar gördüğü en demokratik anayasalardan biri olduğu yolunda yaygın bir kanaat var. 1961 anayasası 1924’de yer alan ve darbenin gerekçesini oluşturan egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin temsilcisi sıfatıyla bu yetkiyi kullanır ifadesinden hareketle mecliste oluşan çoğunluğu bir bakıma bürokratik kurumlarla sınırlamak istemiş. Bugün çok tartışılan vesayetçi sistem büyük ölçüde 1961 anayasası tarafından temelleri atılan bir kurum, bir mekanizma. Bu anayasa 1971 ile 1973 yılları arasında önemli değişiklikler geçiriyor." dedi.

Halen yürürlükte olan 1982 Anayasasında 17 değişiklikle yaklaşık 100 maddenin değiştiğini ifade eden Sadoğlu: "1982’den itibaren biz genel hatlarıyla zaman içerisinde değişikliğe uğramış olsa da halen yürürlükte olan anayasa 1982 anayasasıdır. 1982’den 2012 yılına kadar 17 değişiklik yapılmış anayasada ve 17 değişiklikle 100 madde değişmiş. Fakat hale bu anayasanın toptan tümden değişmesi yolunda bir kanaat var." dedi.

1982 Anayasasının rahatsızlık duyulan, değiştirimesini istenen maddelerine değinerek anlatımını sürdüren Sadoğlu: "1982 anayasası demokratik bir rejime yakışacak sivil bir anayasa değildir. Bu şekilde bir eleştiri var.

İkincisi bu anayasa içerisinde zamanla yapılan değişiklikler temel felsefeyle uyum oluşturmuyor, çelişki oluşturuyor. Neredeyse yamalı bir bohçaya döndü anayasa bu anlamda. Toptan bütünlüklü bir şekilde ve de demokratik ilkeler göz önünde bulundurulmak kaydıyla kapsamlı bir değişiklik yapılması bu açıdan da son derece gerek.

Anayasayı dört dörtlük hiçbir şüphenin, yanlış anlamanın elvermesine imkan vermeden düzenlense de yarın siyasal sistemin sonuçsuz işlemeyeceğinin garantisini veremeyiz bu ülkede. Bu demokratik bir kültür meselesidir, o kültür yerleşmeden, geniş kitleler tarafından kabul edilmeden işlenmeden tecrübe edinmeden tek başına anayasayla mevcut siyasal sorunların çözülmesinin mümkün olmadığı gayet açık." dedi.

İngiltere'nin yazılı bir anayasasının olmadığına da dikkat çeken Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Sadoğlu, yazılı anayasa olmayan İngiltere'de sistemin sorunsuz işlediğini fakat Türkiye'de yazılı hükümlerin bile tartışma konusu olduğunu söyleyerek, 2007 yılında ülkemizde gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini örnek gösterdi.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.