"30 YILLIK TERÖRLE MÜCADELE SORGULANMALI"

"30 YILLIK TERÖRLE MÜCADELE SORGULANMALI"

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici gazetemizi ziyaretinde önemli açıklamalarda bulundu

“30 yıllık terörle mücadele sorgulanmalı”

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici Bilecik Belediyesi'nin Hürriyet mahallesindeki spor kompleksine “Muhsin Yazıcıoğlu spor kompleksi” adını vermesi üzerine açılış töreni için Bilecik'e geldi. Bilecik'teki Alperen Ocakları'nın açılış törenine katılan Genel Başkan Destici Bilecik Üniversitesi'ni ve gazetemizi ziyaret etti.

Gazetemiz Sahibi Şadi Erdal ile görüşen BBP Genel Başkanı Mustafa Destici Şadi Erdal'ın sorularını cevapladı. Erdal'ın “PKK ile yapılan anlaşmaları bazı yerlerde tasvip etmediğiniz belirtmiştiniz. PKK silahla beraber çekiliyor. Bunun sonuçlarının nasıl olacağını tahmin ediyorsunuz” sorusunu Destici “30 yıllık terörle mücadele sorgulanmalı” dedi.

Şadi ERDAL: Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu takdir ettiğimiz liderlerden biriydi. Genelde Cumhuriyet tarihi boyunca tek parti dönemini çıkartalım. Bilhassa Özal döneminden itibaren İslama daha yakın ekipler gelmiş, ve onların bıraktığı izler var. Yani Özal'ın bıraktığı bir iz var. Tekrar 1991 yılından sonra Refah-Yol döneminin izleri var. Yine 74'lü yıllarda Erbakan Hoca'nın koalisyonla da olsa iktidara geldiğinde OSB'ler olsun, ASELSAN olsun, TÜRMOBSAN olsun bıraktığı izler var. Yine Ak Parti dönemini de düşünecek olursak hep islama yakın olanların iktidarları döneminde bırakılan izler var. Şimdi SP var BBP var Ak Parti'ye karşı yani soldan bir altertanif çıkacağına SP, BBP islama daha yakın teşkilatlar Ak Parti'nin yanında birleşemez mi? Bu konuda ne düşünürsünüz.

BBP Genel Başkanı Mustafa DESTİCİ: BBP olarak hiçbir siyasi partinin Türkiye'deki antitezi, karşıtı veya alternatifi olarak kendimizi görmüyoruz. Biz sistemin alternatifi olarak görüyoruz kendimizi. Türkiye'nin temel probleminin sistemden kaynaklandığını düşünüyoruz. Sistemi ne oluşturuyor. Anayasa takibi başta. Ve 30 yıl olmuş bu anayasayı 12 Eylül darbesini yapanlar yapmış ama 2 sene sonra çekip gitmişler ve sivillere devretmişler ve 30 yıldır siviller yürütüyor.

Ama buna rağmen bu anayasadan vazgeçmiyorlar. Çünkü anayasadan besleniyorlar. Başta seçim kanunu ve siyasi partiler yasası olmak üzere buradan besleniyorlar. Vazgeçmiyorlar. Yeni anayasa konuşulduğu zaman da kimse siyasi partiler yasasının demokratikleşmesinden liderler cuntasından vazgeçmiyor. Milletvekillerinin tercihli sistemden seçilmesinden barajın kaldırılmasından, siyaset finansmanında adaletli bir şekilde dağıtılmasından, bunların hiçbirinden bahseden yok.

Bahsedilen konular tamamen milletin sinir uçları, milleti kamplaştıracak, kutuplaştıracak, bir takım partilerin vazgeçilmezi olarak baktığınız zaman işte kimisi laiklikten vazgeçmem diyor, kimisi anayasada Türk kelimesi olmasın, anayasada daha farklı bir kimliğin olmasını istiyor. Öbürü kendi önünü açacak bir başkanlık sistemine geçilsin istiyor. Yani her kesime baktığınız zaman kendi siyasi ömrünü uzatacak veya kendi iktidarını uzatacak bir yasa ana muhalefetse onu koruyacak, meclisteyse onu devam ettirebilecek bir yapı istiyor. 

Biz Büyük Birlik Partisi olarak bu güne kadar zaten halkın sevgisini, teveccühünü kazanmasının sebebi de bu. Hiçbir zaman kendi şahsi ikballerini, milletin, ülkenin faydasının önüne koymadık. Hep ülkenin menfaatlerini, milletin menfaatlerini ön plana koyduk. Sonra Muhsin Yazıcıoğlu'nun yanında durduk bedeli ne olursa olsun. Yanlışlık kimden gelirse gelsin onun karşısında durduk.

Bu vesile ile Büyük Birlik Partisi olarak eğer milletin muktedir iktidarını gerçekleştirecek bir siyasi hareketiz. Tabiki taviz vermeden, ilkelerimizden, fikrimizden, doğrularımızdan, siyasi ahlakın dışına çıkmadan siyasi hedefin ve siyasi nezaketin de dışına çıkmadan siyasetimizi sürdüreceğiz.

Çünkü ilkelerden vazgeçtiğiniz zaman fikrinizden, misyonunuzdan sapma  gösterdiğiniz zaman mallesef o hedefimiz olan gerçekten milletin muktedir olduğu, milletin iktidarı diyebileceğimiz tam mukdedir olmuş bir iktidarı kurmanın zor olduğunu düşünüyorum. Ülkenin temel problemininin de bu olduğunu düşünüyorum. 

ERDAL: Peki bu son PKK ile yapılan anlaşmaları bazı yerlerde tasvip etmediğinizi belirtmiştiniz. PKK silahla beraber çekiliyor. Bunun sonuçlarının nasıl olacağını tahmin ediyorsunuz?

DESTİCİ: Bir kere biz PKK'nın muhatap alınmasını doğru bulmadığımızı söyledik.              Onun yerine bir muhatap heyeti önerdik. Bütün partilerin kürt milletvekillerinden, orada sivil toplum kuruluşları var, cemaatler var, manevi önderler var. Madem bunlardan bir heyet kurulsun. Tabi onların içinde BDP'li si de olsun. Ama sadece onlar muhatap alındığı zaman ne oluyor. Bu iki türlü meşrulaştırılmış oluyor.

Ben geçtiğimiz pazar günü Batman'daydım. Güneydoğu teşkilatlarımızda bölge toplantımız vardı. Orada da aynı hava oldu. Biz ne düşünüyorsak arkadaşlarımız da aynı şeyi düşünüyor. Sokağa çıktık, arkadaşlarla halka görüştük. Esnaflar odasını, ticaret odasını ziyaret ettik. Orada da gördük. Öyle bir havaya girmişler ki PKK ve onun siyasi uzantıları artık buranın sahibi biziz, muhatap biz alındık, dolayısıyla tavrını, duruşunu ona göre sergilesin diye ve 30 yıldır devletin yanında duranlarda bir tedirginlik var.

İkincisi Uluslar arası arenada biz PKK'yı terör örgütü kabul ettirene kadar göbeğimiz çatlamış, şimdi bu süreç başlayınca Uluslar arası bir yumuşama ve zararlara dönüşmüş. Vesilesiyle terör listesinden de çıkmak üzere. Dolayısıyla bunu doğru bulmadığımızı söyledik. Bu sürece katılmadığımızı söyledik. Tabiki barışın gelmesini, kanın durmasını, terörün bitmesini, herkesten çok istiyoruz. Çünkü herkes başka bir gündemden konuşurken biz terörün Türkiye'nin birinci gündem maddesi olduğunu, terör bitmeden Türkiye'nin hiçbir problemi çözülmez diye söyleyen siyasi bir partiyiz. Biz her basın toplantımızda son iki seneye bakacak olursak konuya böyle başlıyoruz. Ama şimdi baktığımızda ne hükümet tarafı ne de herhangi bir devlet yetkili ne de PKK tarafından silahlar bırakılacak PKK tasviye edilecek diye bir açıklama duymuyoruz.

Ne diyor silahlu unsurlar eşkiyanın tabiriyle Kuzey Kürdistan'a çekilecek diyor. Birisi de çıkıp demiyor ki Kuzey Kürdistan neresi kardeşim. Sen ne demek istiyorsun. Resmen bizim Güney Doğu Anadolumuzu Kuzey Kürdistan olarak söylüyor ve bunu yutuyor şu anda bunu söyleyenler.

Bu söylemi millete şirin göstermeye çalışıyorlar. Pazarlık yok, anlaşma yok demiyorlar. Birinci aşama çekilme, ikinci aşama yasaların çıkartılması, üçüncü aşama normalleşme. Ben de soruyorum bu yasalar büyük şehir belediye yasalarının da önüne geçecek yerel yönetimler yasası mı? Apo başta olmak üzere tüm PKK'lıların affedilmesi mi? Orada yerel bir meclis kurulması ve bir bayrağın çekilmesi, kürtçenin eğitim dili olması hangi yasalardan bahsediyorlar. Bunlar da net bir şekilde ortaya koymaları gerekir. Ben bunu iddia ediyorum, yoksa bunun böyle olmadığını çıkıp söylesinler.

Bu sürecin terörü bitireceğini, Türkiye'yi terör belasından kurtaracağını düşünmediğim için haklı olarak endişelerim sürüyor. 

Öbür taraftan bir karşıttaki grupta diyor ki bunlar vatanı bölüyor, ülkeyi satıyorlar. Bu nu da doğru bulmuyorum, bu da ayrıştırıcı, kamplaştırıcı bir dildir. Kavgacı bir durumdur. Millet arasına nifak sokuyor. İkisini de doğru bulmuyorum. Dolayısıyla herkes fikrini burada söylemeli. Görüşünü ortaya koymalı. Net bir şekilde teröre başvurmadan doğru neyse o bulunmalı ve ortaya çıkmalıdır diye düşünüyorum. Geriye dönüp 30 yıla baktığımızda terörle ilgili mücadeleyi bile konuşturmadılar. Bu süreci eleştirmemek te aynı onun gibi Bir şey.

Onun için biz burada daha sağ duyulu bir sesiz. Ne iktidarı düşünüyorum ben ne Türkiye'deki muhalefeti düşünüyorum. Ben millet ne diyorsa sokaktlarda ben her gün sokaklardayım geziyorum. Millet ne diyorsa onu söylüyorum. Milletten aldığımız güçle siyaset yapıyoruz.

ERDAL: Biz şimdi PKK meselesini mi düzeltmeye çalışıyoruz, kürt meselesini mi?

DESTİCİ: Kürt meselesi yok. Ben bu söylemi Kürtlere de bir hakaret olarak görüyorum. Kürt meselesi diye bir problem yok. Onlar bizim kardeşimiz. Bir terör örgütü var. Bunlardan da Türkiye'nin biran önce kurtulması lazım. Bu yolun bizi terör belasından kurtarmayacağını düşünüyorum. Biz beş ayaklı bir plan hazırlamıştık. Bunu verdik, hem meclis başkanına, hem genel kurmay başkanlığına, hem cumhurbaşkanlığına. Sadece güvenlik alanında değil, hem özgürlükler alanında, hukuk, finans, eğitm ve Uluslar arası desteğinin kesilmesi için bir rapor sunmuştuk. Türkiye terör belasından kurtulurdu.

ERDAL: Sn. Başkan terör başıyla görüşmenin doğru olmadığını söylediniz. Bundan bir müddet evvel bir gazeteci arkadaş köşesinde yazmıştı. Biz 80'li yıllarda haber yapmak için MİT'e gittiğimizde orada bıyıklı şişman birinin çay dağıttığını görüyorduk. Daha sonraki zamanlarda 80'li dönemden sonra Apocular çıktıktan sonra MİT'e gittim. Lider olarak görülen Apo burada çay dağıtan adam değil mi diye sordum. Evet o dediler. Yani buradan da anlaşılıyor ki devletin bu adamın çıkışından haberi vardı. 

DESTİCİ: O zaman bunu devlet kurdurmuş. 12 Eylül iktidarı döneminde sağ sol bütün örgütler kapatılıyor ama ne hikmetse sadece bu bırakılıyor. 30 yıllık sürece de baktığınız zaman hep derin ilişkiler devam etmiş. Biz çözüm önerirken iki taraflı çözüm öneriyoruz. 30 yıllık terörle mücadelede hukuk dışı uygulamalar da irdelenmesini, sorgulanmasını öneriyoruz. Yargılanmasını istiyoruz. 

ERDAL: Biz terörist başıyla görüşmeyi uygun görmüyorsak madem bu terörist başını, veya bu terörü başımıza bela edenlerden niye hesap sorulmuyor. Önce onlardan hesap sorulması gerekir.

DESTİCİ: Evet ben de onu söylüyorum. 30 yılın hesabı sorulması lazım.  5000 şehidin kanında, kimin vebali varsa, bu ülkenin 500 milyar dolar geliri heba edilmiş bunda kimin vebali varsa, mutlaka bunun hesabının sorulması lazım diyorum.

ERDAL: Sizin vaktiniz kısıtlı biliyorum ama son olarak ekonomiyle ilgili bir soru daha sormak istiyorum. Türkiye'nin eski dönemlerine bakacak olursak bu kadar cari açıktan sonra bir develiasyon oluyordu. Şu anda ise cari açık devam ediyor ama develiasyon olmuyor. Bunu siz nasıl karşılıyorsunuz. Biz bu açığı nasıl kapatıyoruz.

DESTİCİ: Türkiye'de tabi kayıt dışı ekonomi çok fazla. Sıcak para, kara para çok giriyor. Siyasi iktidarın olmasından dolayı çevre ülkelerin özellikle ortadoğu Rusya ve orta asyadan inanılmaz bir şekilde sıcak para giriyor. Türkiye'yi güvenli liman olarak görüyor. Avrupa'dan da yüksek faizden dolayı dolar tl endeksinden dolayı öyle bir para giriyor. Türkiye Borsası AB'nin en sığ borsası. 1 milyonun üzerinde iştirakçi var. Bunun çoğu yabancı. Yine diğer ekonomik rakamlara baktığınız zaman dün de vardı enflasyon düştü diye, enflasyon bu kadar düşmüş ise neden bu millet 54 milyon kredi kartı kullanıcısı kredi kartına yıllık %40 faiz ödüyor. 

Birisinin bunun hesabını vermesi lazım. Çiftçilerin tarlaları, traktörleri hepsi ipotekli. Mutlaka Bilecik'te de vardır. İhracat arttı deniyor. Peki ithalatta öyle. İthalatta da 50 milyar dolardan 350 milyar dolar düzeyine gelmişiz. Dış ticaret açığı yüz milyar dolara gelmiş. Burada rakamlar iyi değil ama sizin dediğiniz gibi nasıl böyle iyi gözüküyor, saadet zinciri gibi sıcak para girişi var. Tamamen siyasi istikrara bağlı. Yarın siyasi istikrar bozulduğu anda ekonominin nasıl tepetaklak olduğunu herkes görür. Ben de uyarıyorum. 

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.