AÇILIM DERKEN, KAÇINAN OLUYORUZ
Mehmet ERDAL
Bu açılım, sarı öküzün hikayesine döndü. Nedir bu Sarı Öküz diyenlere kısaca hatırlatalım.
Öküz sürüsünün çokluğundan korkan kurtlar, saldırmaktan çekindikleri için kendi aralarında sinsi bir plan yapıp öküzlerle anlaşma yapmaya giderler.
Koca Öküze, biz hepinizden memnunuz. Fakat şu Sarı Öküz var ya, size saldırmamız için bizi tahrik ediyor. Onu bize verin, sizlere saldırmayalım, kardeşçe geçinelim derler.
Bilge Öküz harici diğer Öküzler bu anlaşmaya sıcak bakar. Bilge Öküz karşı çıksa da Sarı Öküzü kurtlara kendi elleriyle verirler.
Aradan zaman geçer, kurtlar bu seferde Kara Öküz için aynı söylemlerde bulunurlar. Öküzler Kara Öküzü de kendi elleriyle teslim ederler.
Diğer öküzleri de aynı taktikle alan kurtlar, amaçlarına ulaşmış ve öküz sürüsünün kendini müdafaa edemeyecek konuma getirmişler. Öküzler yaptıkları hatayı anlamışlar ama geç kalmışlar. Sarı Öküz gitmiş bir kere.
Ne yapacaklarını şaşıran öküzlerin bilgesi, biz Sarı Öküzü verdiğimiz zaman sürümüzü kaybettik der.
Bu kıssa-i hisseden sonra gelelim konumuza.
Habur'da ki karşılama, zihniyeti ortaya koymuştu
İktidar, açılım politikasını işin başında kaybetti. İyi niyetlerle çıkıldı yola, fakat karşı tarafın niyetini hesap edemedi. Habur'da kahramanlar (!) gibi karşılanan PKK'lılara yapılan hoşgörü, işin başında PKK'nın niyetini ortaya koymuştu.
Masa başında iyi niyet gösterileri icraata geldiği zaman tam tersini yaptıklarında hükümet gereken cevabı yeterince veremedi. Türkiye Cumhuriyeti dağda uğraştığı hainlerle bu sefer şehirde uğraşmaya başladı. Hükümetin açılıma gösterdiği hoşgörü hep kötüye kullanıldı. Provokatörlere de gün doğdu.
İktidar, yürütmeye çalıştığı açılım politikasına provokatif eylemlerin olacağını da hesaplamalı, ona göre hareket etmeliydi.
Açılım politikası demek, PKK ve sempatizanlarının her dediğine EVET demek mi? Bu politika tek tarafın istediği bir süreç mi? Kardeşliği benimseyen sadece tek taraf mı? Her iki tarafta aynı düşüncedeyse orta yolu bulmak kolay olur. Sadece Türkiye Cumhuriyetinin gayreti ile bu iş olmaz. Eğer samimilerse ortaya çıkan provokatörlere her iki kesiminde engel olması gerekir. Bu sorumluluk sadece Türkiye'nin olacaksa, buna da boyun eğilmemeli.
İktidarın yapmaya çalıştığı kardeşlik politikasına PKK ve sempatizanları ne derece uyuyor? Tablodaki küçük resme baktığınızda, dağdaki yaptıkları eylemleri, şimdi şehirlere indirmiş durumdalar. Tabloya uzaktan baktığınızda bu kardeşliği provoke etmek isteyenlerin olduğu ayan beyan ortada.
Provokatörlerin, yaptıklarına uymayacağız derken gelinen noktada şanlı bayrağımız göklerden iniyor. Hem de nereden. Mehmetçik'in karakolundan. Türkiye sınırları içinde karakolumuzda bayrağımızı koruyamaz hale gelmişiz. Bu zihniyet Türkiye'yi dünya aleme rezil ediyor, biz provokatörlere müsamaha göstermeye devam ediyoruz. Bu açılımı sabote etmek isteyenlere gerekli müdahale yapılıyor mu derseniz, yetersiz olduğu aşikar. İki haftaya yakındır Türkiye Cumhuriyeti'nin iki il yolu güvenlik güçlerimiz tarafından kontrol edilemiyor.
Uyarılar dikkate alınmadı, o zaman seyredelim mi?
Polisimiz, askerimiz İstanbul sokaklarında, Diyarbakır sokaklarında şamar oğlanına döndü. Devlet geleneklerine uymak sadece bizim insanımıza has bir uygulama mı?. Devlete hainlik yapanların hesabı ne zaman kesilecek. Kurallara uymak sadece bizim insanımıza has bir olgu mu?
Polisimize, askerimize taş atanlara ne yapılıyor? "Provoke ediliyor" demek yeterli mi? Provokatörlük yapanların yanlarına kâr mı kalacak bu hainlikler. Taş atanlar, molotof atanlar ele geçirilseydi, şimdi hepsi içeride olurdu. Dışarıda taş atan hain kalmazdı.
Görevi, şanlı bayrağımızı göklerde dalgalandırmak olan askerimizin karakolu basılıyor, bayrağımız indiriliyor. Gıkımız çıkmıyor. İktidarın bu politikasını yeniden gözden geçirmesi gerekir. Bir kesimi memnun edelim derken, çoğunluğun sabrı taşıyor.
Genel Kurmay Başkanlığı olay sonrası şöyle diyor; "Sözlü uyarıda bulunuldu, havaya iki el ateş edildi". Yeterli mi? Sözlü uyarı yapmak, havaya ateş etmenin manası nedir? Gittikçe sertleşen bir uyarının ilk aşamalarıdır değil mi bunlar? Bu uyarıları dikkate almadı, ben ne yapayım anlayışında olunacağına gereği yapılmalıydı. Biz bunları askerlik yaparken sizlerden öğrendik. Zamanında Kıbrıs'taki Rum gencin sonu nasıl olduysa, öyle yapılması gerekirdi.
Biz daha kırmızı çizgilerimizi çizememişiz
Suriye'den gelen top atışlarına yaptığımız misillemeleri, Diyarbakır'da da yapmalıydık. Açılım olacaksa tek taraflı değil, açılımı sabote etmek isteyenlere de iki tarafta gereken cevabı vermeli.
Ulu Batlı Hasan Bizans Surlarına şanlı bayrağımızı dikerken, Bizanslılar'da ne der, onları da kırmayalım diye mi düşündü? Çanakkale Savaşı'nda vurulan ecdadımız kendisi şehit olup yere düşerken bile, bayrağımızı yere düşürmeme derdindeydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan G20 zirve toplantılarında bayrağımıza basmayarak gösterdiği hassasiyeti, bayrağımızın indirilmesinde de göstermeli, gereken cevabı vermeli.
Kırmızı çizgilerimizi çizip, ona göre açılıma devam veya tamam noktasına gelmeliyiz.
PKK ve sempatizanlarına fazla açılmak, kendi öz evladına kırmak oluyor.
Açılım derken, kaçınan oluyoruz.
Vatanını, milletini, bayrağını sevenlere selam ve dua ile...
Hoşçakalın.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.