Modern Çağın Sessiz Misafiri: Kaygı
Kaygı nedir?
Kaygı, Türk Dil Kurumuna (TDK) göre "üzüntü, endişe duyulan düşünce, tasa" anlamına gelir. Psikolojik açıdan ise kaygı; kişinin gelecekte karşılaşabileceği olası bir tehlike, sorun veya belirsizlik karşısında hissettiği endişe, gerginlik ve huzursuzluk duygusu olarak tanımlanır.
Her iki anlamda da kaygı, günümüzde küçüğünden büyüğüne, gencinden yaşlısına kadar toplumun her kesimini etkileyen önemli bir duygu hâline gelmiştir. Peki, nasıl oldu da kaygı hayatımızın bu kadar merkezine yerleşti?
Teknoloji çağında yaşıyoruz. Günlük hayatımızı kolaylaştıran sayısız imkâna sahibiz. Birçok soruna kısa sürede çözüm bulabiliyor, bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Ancak tüm bu kolaylıklara rağmen neden kaygıyla baş etmekte zorlanıyoruz?
Acaba gerçekten kaygıyla başa çıkamıyor muyuz, yoksa onunla yüzleşmekten mi kaçıyoruz?
Hayatın güzellikleri olduğu kadar zorlukları da vardır. Karşılaştığımız sorunları ne kadar sağlıklı yönetebilirsek, kaygının hayatımız üzerindeki etkisini de o kadar azaltabiliriz. Çünkü kaygı çoğu zaman olaylardan çok, olaylara yüklediğimiz anlamlardan beslenir.
Günümüz tıbbı birçok hastalığın tedavisinde önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak buna rağmen her geçen gün yeni hastalıklarla karşılaşıyor, bazen adını ilk kez duyduğumuz rahatsızlıklara rastlıyoruz. Doğuştan veya genetik nedenlerle ortaya çıkan hastalıklar dışında, birçok sağlık sorununun temelinde yoğun stres, üzüntü ve kaygının bulunduğu bilinmektedir.
Bu nedenle sağlıklı bir yaşam sürmek yalnızca fiziksel değil, ruhsal iyilik hâlini de gerektirir. Stresten uzak, huzurlu ve mutlu bir yaşam alanı oluşturabilmek, hem beden hem de zihin sağlığı için büyük önem taşır. Hatta bazı araştırmalar, olumlu bir ruh hâlinin iyileşme sürecine önemli katkılar sağlayabildiğini göstermektedir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, kayıp ve belirsizlik korkusuyla zihni sürekli meşgul etmenin zararını şu sözleriyle ifade eder:
"Kötüye yormak, endişelenmek insanı hiçbir hastalığı yokken hasta eder."
Bu söz, kaygının yalnızca zihnimizi değil, bedenimizi de etkileyebileceğini açıkça göstermektedir.
Kısacası, kaygının tamamen olmadığı bir hayat mümkün değildir. Önemli olan, kaygının hayatımızı yönetmesine izin vermeden onu kontrol edebilmeyi öğrenmektir. Kaygıyı yönetebilen bireyler, karşılaştıkları zorluklarla daha sağlıklı mücadele edebilir ve hem ruhsal hem de fiziksel açıdan daha kaliteli bir yaşam sürdürebilirler.
Sevgiyle kalın...

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.