Gayri hukuki dinleme bundan sonra olamayacak

Başbakan Erdoğan, "Artık Ağır cezanın oy birliğiyle karar verdiği takdirde o dinlemeler yapılacak. Gayri hukuki dinleme bundan sonra Türkiye’de olamayacak" dedi.
...
ANKARA
Başbakan Erdoğan, Kanal 24 televizyonunun "Başbakan Erdoğan ile Özel" başlıklı canlı yayınında Star Medya Grubu Başkanı Mustafa Karaalioğlu’nun gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Erdoğan’ın Siirt ve Mardin’deki mitinglerin ardından Ankara’ya gelerek programa katıldığını anımsatılması ve mitinglere ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine Erdoğan, "Siirt, bizim için farklı, damadıyız. Oradan da artık büyükşehir olan Mardin’e geçtik. Siirt’te bugüne kadar olanın fevkinde bir katılım vardı, coşku gayet iyiydi. Mardin’i de ben bugüne kadar hiç böyle görmedim. Gecikmeli gittim, yaklaşık 2 saati buldu gecikme. Zaman zaman hava da yağışlıymış ama buna rağmen sağolsun hiç dağılmamışlar" diye konuştu.
Gezi Parkı olaylarından sonra miting katılımlarında belirgin bir artış gözlemlendiğinin, yerel seçimlerde bu kadar çok heyecan beklenmediğinin belirtilmesi ve nedenine ilişkin soruya Başbakan Erdoğan, "Gezi Parkı olaylarıyla şu anda yaptığımız mitingleri bağlantılı hale getirmek doğru değil" yanıtını verdi.
Gezi Parkı olaylarından sonra yapılan mitingleri anımsatan Erdoğan, Ankara’da yüz binler, İstanbul’da bir buçuk milyona yakın vatandaşın katıldığı mitingler düzenlendiğini ifade etti. "Orada çünkü milli iradeye karşı çok ciddi bir saldırı vardı. Milli iradeye karşı bu saldırı halkı ciddi manada rahatsız etmişti. Çünkü bu bir milli irade hırsızlığıydı. Buna tabii halk, çok ciddi bir cevap verdi" diyen Başbakan Erdoğan, Fas, Cezayir ve Tunus’a yaptığı ziyaretlerden dönüşünde Atatürk Havalimanı’nda yapılan karşılamayı hatırlattı. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tamamıyla anında bir toplantı. Çünkü ben oradan çıkarken ben böyle bir şeyi arkadaşlarıma söylemedim. Uçakta haberini aldım, Atatürk Havalimanı’nın önünde 100 bini aşkın insan toplandı. Sonra Ankara’ya gidişim öyle oldu. Sonra Ankara’da yapılan miting, arkasından İstanbul, bunlar art arda geldi. Hepsi birbirini ciddi manada tetiklemişti. Şimdi yerel seçime geldik ama bu yerel seçimin de Gezi olaylarına benzer 17 Aralık, 25 Aralık tetikleyicisi var. 17 Aralık’ı halkımız artık bir darbe olarak gördüğü gibi, biz de tabii aynı şekilde görüyoruz. Bir paralel yapı olayı. Ben bunu zaman zaman ’paralel devlet’ olarak da değerlendirdim. 25 Aralık olayı ki bunlar daha henüz netleşmedi, daha netleşecek bunlar.
Devletin kurumlarını ele geçirme, işgal etme, buradaki art niyetin bir faturası ortaya çıktı. Bunu tabii ilk zamanlar belki vatandaşa yansıtılmadığı için hissetmiyor olabilirdi ama vatandaş, bu son olaylarla birlikte, özellikle de MİT Müsteşarıma yönelik olay, özellikle mayıs ayı olayları, haziran olayları hatta Gezi olaylarının içerisindeki gelişmeler, onlarla artık bunu bütünleştirmeye başladı. Bunları bütünleştirmeye başlayınca hakikaten, bu montaj bir çok görüntüler, bunun yanında çeşitli telefon dinlemeleri. Düşünün, ben bir başbakanım, benim telefonlarımı dinleyemezler. Böyle bir yetki yok. Cumhurbaşkanını dinleyemezsin. Mahkeme kararıyla da dinleyemez benim telefonumu."
"Teşhir olacak"
Kendisinin bakanlarla yaptığı konuşmaların, Adalet Bakanı ile yaptığı konuşmanın dinlendiğini ve servis edildiğini söyleyen Erdoğan, "Bunu servis edeni bulup çıkarmak bizim görevimiz değil mi? Görevimiz. Bundan rahatsız oluyorlar. Bunların hepsine biz şu anda ulaştık" değerlendirmesinde bulundu.
Karaalioğlu’nun "Henüz bir teşhir de yok ortada" sözleri üzerine Erdoğan, şunları söyledi:
"Olacak. Burada da bizim sabrımız var, olacak. Çünkü şu anda eğer biz bazı şeyleri açıklamaya kalkarsak biz bir defa bu işi çözemeyiz. Bu işi yapacaksak, bunu tam kazımamız lazım. Bunu hukuk içinde yerli yerine oturtmamız lazım. Onun için de dikkatli olmaya mecburuz. Devletin kendi içindeki mekanizmalarının, çarklarının daha sağlıklı dönebilmesini veya döndüğünü görmemiz lazım. Bunun tam manasıyla sağlıklı döndüğünü gördüğümüz anda da o zaman bu işe müdahalenin vakti gelmiş demektir."
"Kapıların altından broşür dağıtıyorlar"
"Paralel yapı dediğiniz unsurlarla 10 yıl, 5 yıl önce bir politik çatışma düşünür müydünüz?" sorusunu yanıtlarken Erdoğan, böyle bir şeyi aklının ucundan geçirmediğini, hep iyi niyetle baktıklarını, art niyetleri olmadığını belirtti.
Başbakan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
"Dün çok dostça bir araya oturup yemek yediğiniz, dertleştiğiniz insanlar, bakıyorsunuz tamamıyla karşınıza geçmiş. İcabında onlar size, kendi köşelerinden, gazetelerinden salvo atışlar yapıyor. Bize zaten her türlüsünü şu anda yapıyorlar. Daha da öteye gitmek suretiyle mesela bu akşam aldım, 80 bin broşür bastırmışlar, çeşitli basın yayın organlarından elde etmek suretiyle. Bunları evlerin kapılarının altından filan dağıtıyorlarmış. Bunlar yakalandı. Aynı şekilde Siirt’te söylediler, iki gün önce bu şekilde hazırladıkları 5-6 sayfalık broşürleri evlerin altından atıyorlar. Orada da yine teşkilatımızın böyle bir şeyi söz konusu oldu. Bunu artık yaygınlaştırıyorlar. Seçime doğru veya seçim gününe kadar bunun bu şekilde devam edeceği ortada. Biz de tabii şu anda İçişleri Bakanlığımız, Emniyet teşkilatımız, istihbari olarak hepsi çalışmaya girerek gerekli müdahaleler, gerektiği anda yapılıyor.
Paralel yapının başındaki zat, Pensilvanya, biliyorsunuz kainatın imamıdır o, ’Bugüne kadar oy kullanmadım, kullanmayacağım’ diyor. Ama yönlendiriyor. Yapılan nedir? Mesela Denizli’de sms’ler geçiliyor, ’AK Parti’nin dışında hangi partiye oy verirseniz verin, yeter ki AK Parti’ye oy vermeyin’. Bu nedir? 10 sene önce, Pensilvanya’daki zat, o zaman ya doğru yaptı ya yanlış yaptı. O zamanlar bizimle beraber hareket ediyorlardı. Biz aynı AK Partiyiz. Referandumda da keza. Şimdi ne oldu? Ya orada yanlış yaptı ya burada. Ya orada doğru yaptı, aynen devam etmediğine göre, veyahutta belki burada doğru yapmış olabilir."
Ergenekon davasındaki tahliyeler
Başbakan Erdoğan, Ergenekon Davası’ndaki tahliyelerin hatırlatılarak, bu süreçte İstanbul Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesinin tutumuna yönelik bir soruyu yanıtlarken, "Bu paralel yapının nerelere ulaştığını gösteriyor. Bakın burada da HSYK ne yaptı? Şimdi devreye girdi" dedi.
Bundan öncede benzer şeylerin olması gerektiğini anlatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Olmadı. Eğer bu tür mekanizmalar devreye girmezse, yani bu tür yerlerde olanlar, teftiş, kendileri üstündeki bir makamın bunları yarın hesaba çekeceğini düşünmezse, ’nasıl olsa orası da bendendir’ mantığı ile hareket ederse, siz bu ülkede adaleti tesis edemezsiniz. Şimdi devran değişiyor. Şimdi adam kalkıp da ’ben yasama organını tanımıyorum’ diyorsa, bunun bir defa bedelini ödemesi gerekir. Sen kimsin de yasama organını tanımıyorsun. Bir defa haddini bileceksin, sen bir defa şu anda kaldırılmış bir birimsin, seni bu yasama organı kaldırmış. Cumhurbaşkanı onamış artık özel yetkili mahkeme diye bir şey yok. Ha size verilecek olan görevler var. Sen şimdi yeni görevini bekle, ama sen yeni görevini beklemeden kalkıp açıklamalar yapıyorsun. Buna hakkın yok."
Bakanlarla ilgili fezlekeler
"Bakanlarla ilgili fezlekeler TBMM’ye geldi, bununla ilgili tavrınız ne olacak?" sorusu üzerine de Başbakan Erdoğan, "Bir defa bunların fezlekeler noktasındaki bu kadar telaşı, sadece seçim meydanlarına yönelik, kendilerine malzeme temin etmekten başka bir şey değildir" dedi.
"Benim ağzımdan bugüne kadar İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile ilgili bir şey duydunuz mu?" sorusunu soran Başbakan Erdoğan, "Bakın siz şimdi bunu açtınız ben konuşacağım. Bakın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, şu anda 100 küsür yıl asgari, 300 yıl civarında da azami bir ceza ile yargılanmak üzere yargıda, bu açılmış bir dava, şu anda ve anamuhalefetin başındaki zat, kendi büyükşehir belediye başkanının bu durumuyla acaba hiç hemhal oluyor mu? Bunu hiç görüyor mu? Sıradan bir şey değil" diye konuştu.
"İktidarın bir girişimi olarak görüyor" denmesi üzerine ise Erdoğan, şöyle devam etti:
"Onu öyle bir girişim olarak görüyorsa ki bu yargı madem sen ona o kadar güveniyordun, işte bu yargının savcının, vesairenin şeyi. Aynı olan Edirne’de vardı, aynı olay Aydın’da. Bunların hepsi var. Bakın biz bunları konuşmuyoruz, benzer şeyler benim partimin belediye başkanları için de geçerlidir, yani bir suç sabit olmadıktan sonra bunların üzerine bu şekilde giderek, ordan bir siyasi rant elde etme siyasetçiye yakışmıyor. Şimdi bakan arkadaşlarımızla ilgili, sabit olan bir suç mu varda sen kalkıyorsun bunu sürekli olarak ekranlara getiriyorsun. İşte bu paralel yapıyla paslaşma. İşte biliyorsunuz bu ara, montaj, dublaj, bütün bunların hepsi artık moda oldu. İşte Bahçeli’nin konuşmaları malum, Öcalan’a nasıl methiyeler düzüyor gördünüz. Aynı şekilde Kılıçdaroğlu’nun konuşmaları o da Sarıgül’e ve bana ne gibi methiyeler düzüyor, malum. Bu artık bu teknoloji o kadar ileri gitmiş tamamen sulamış, sen bunu alıyorsun, Anayasa’ya ve yasalara aykırı olduğu halde grup salonunda gelenlere dinletiyorsun, oradan kendine göre Türkiye’ye bunu dinletmenin gayreti içine giriyorsun. Biraz bi defa usul, adap, bir de ’edep yahu’ denilen bir şey var. Bunu görmek lazım. Burada seçim öncesi malzeme. Otururuz, değerlendirmesini yaparız, daha biz değerlendirmesini dahi yapmadık, değerlendirir atılması gereken adım neyse ona göre adımımızı atarız. Bunların şeyi ’acaba biz burdan da bir şey elde edebilir miyiz?’ Çünkü sandıkta bir şey elde edemeyeceklerini gördüler. Değerlendireceğiz, ordan da herhangi bir şey çıkacağına inanmıyorum."
Başbakan Erdoğan, başka bir soru üzerine de müracaatın yapıldıktan sonra bir hafta içerisinde Meclis Başkanının bunu okuması gerektiği yönünde bilgi aldığını belirterek, "Okunur, Meclis’te reddedilir veya açılır neyse" değerlendirmesini yaptı.
"Milli gelir 850 milyar dolara yükseldi"
"Yolsuzlukla mücadele konusunda yeni bir yaklaşım kamuoyuna sunma düşünceniz var mı?" sorusu üzerine de Başbakan Erdoğan, bu durumun şeffaflıkla alakalı ve ayrı bir konu olduğunu söyledi.
Yola çıktıklarında "3Y" diye bir başlıkları olduğunu hatırlatan Erdoğan, bunun, "Yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluk" olduğunu anımsattı.
"Biz bunlarla mücadele ederek bugünlere geldik, eğer bunlarda başarılı olamasaydık bugün buralara gelemezdik" ifadesini kullanan Başbakan Erdoğan, "Buralara geliş bizim öyle durup dururken olmadı. Göreve geldiğimizde Türkiye’nin milli geliri 230 milyar dolardı, şu anda Türkiye’nin milli geliri geldi 850 milyar dolara, böyle bir durumla başbaşayız" dedi.
Erdoğan, şunları söyledi:
"Yolsuzluklarla ilgili attığımız adımlara baktığımızda ortada şöyle bir durum var; bakın ben burada size İngiltere merkezli Uluslararası Şeffaflık Örgütü var, bu örgütün 2002’de 102 ülkede Türkiye’nin durumu neydi biliyor musunuz? Yolsuzlukta biz 65’inci sıradaydık. 2013’te 177 ülkede bunu yapmışlar şimdi biz 53’üncü sıradayız. Nereden nereye geldik, şimdi böyle bir Türkiye var, bunu biz yapmadık. İngiltere’deki Uluslararası Şeffaflık Örgütü yaptı. 2002’de biz görevi devraldığımızda MHP’den, DSP’den, ANAP’tan devraldığımızda 65. sıradayız yolsuzlukta, 102 ülkede üstelik. 2013’te 177 ülkede 53’üncü sıradayız. Yolsuzlukta ciddi manada biz artık işi minimize ediyoruz, onun için de 230 milyar dolar olan milli gelirimiz, 820 milyar dolar. Kamu net borç stokuna baktığımız zaman yüz liranın 73 lirası borçtu, şimdi yüz liranın 35 lirası borç. Faize bakıyorsun faizde devletin borçlanma faizi yüzde 63’tü şimdi tek haneli rakamlara geldik. Enflasyon yüzde 30 iken, şu anda yüzde 8’e buralara geldik. Bütün bunların yanında IMF’ye olan borç 23,5 milyar dolardı. İşte MHP iktidardı, DSP yanında biz bunu sıfırladık, 14 Mayıs’ta bitti şimdi onlar bizden borç talep ediyorlar."
"Belli mahfilleri rahatsız etti..."
Merkez Bankasının döviz rezervinin altın dahil 27,5 milyar dolar iken şu anda bu rezervin 128 milyar dolara yükseldiğini belirten Başbakan Erdoğan, "Yolsuzlukların olduğu bir ülkede bunlar olabilir mi? 79 senede 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapıyorsun, biz burda 11 senede 17 bin kilometre bölünmüş yol yapıyoruz, 26 tane havalimanı vardı, şu anda 52 tane havalimanı var. Cumhuriyet tarihinde yapılmış olan tüm dersliklerin yarıdan fazlasını ki 205 bin derslik yaptık. Eğitimde bunu kendi dönemimizde yaptık. 76 üniversite vardı, 99 üniversite ilave ettik şu anda 81 vilayetin tamamında üniversite var. Yolsuzların olduğu bir ülkede bunları yapabilir misiniz?" açıklamasında bulundu.
Üçüncü Havalimanı olayının belli mahfilleri rahatsız ettiğini de bildiren Erdoğan, "46 milyar dolara mal olacak olan bir havalimanı. Burayla ilgili devletin cebinden bir kuruş para çıkmıyor. Yirmi yıl süreyle bunlar yapacaklar, işletecekler ondan sonra bunu devlete bırakacaklar. Bu mu yolsuzluk?" dedi.
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Üçüncü köprü 2,5 milyar dolara malolacak. 15 yıl işletecek, ondan sonra bu köprüyü devlete bırakacaklar. Burada mı yolsuzluktan bahsedecekler. Aklınıza ne gelirse şimdi hastaneler yapıyoruz şehir hastaneleri dev hastaneler, biz bunlara para vermiyoruz. Bunlar yapacaklar ondan sonra biz bunu kiralayacağız. 25 yıllık anlaşmalar şeklinde. Türkiye bu hastaneleri hayatında görmedi. Hele hele bu CHP’nin Genel Müdürü hiç görmedi. O SSK’nın Genel Müdürü olduğu zaman onun hastaneleri, sağlamı hasta yapan yerlerdi. İlaç almaya indiğimiz zaman doktorun verdiği ilaçları dahi o hastaneden alamazdık. Ama şimdi otel konforunda hastanelerde benim halkım tedavi oluyor. Yolsuzlukların olduğu ülke bu mu? Anadan doğma kör iki kafadar birlikte aynı tabaktan bunlar sarma yiyorlar. Birlikte yerken biri diğerine ’oğlum sarmaları çift çift yeme’ diyor. Arkadaş, o da diyor ki ’ben kör, sen kör benim çift çift yediğimi sen nereden anladın’ diyor. Cevabı zok enteresan, ’çünkü ben öyle yapıyorum da ondan’ diyor."
"Türkiye o işleri aştı"
Hatırlatılan ekonomik rakamlara işaretle, "Bir kırılganlık endişesi taşıyor musunuz?" sorusunun sorulması üzerine ise Başbakan Erdoğan, "Türkiye o işleri aştı" yanıtını verdi.
Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"Bunlar ani rüzgar gibidir, gelir geçerler. Mayısta, haziranda da aynı şeyleri yaptılar, piyasa kendini tekrar toparladı. Öyle kaçış falan söz konusu değil. Bugün de sabah, öyle biraz olumsuzluklar oldu, akşama doğru borsa tekrar yükselmeye başladı, faiz yine kendi rayına oturmaya başladı. Böyle bir şey söz konusu değil, tekrar aynı şekilde devam eder. Çünkü Türkiye’nin zemini artık sert, sağlam. Burada artık herhangi bir oynama olmayacak. Bundan sonraki süreçte çok daha iyi olacak. Şimdi bakın ocak, şubat ihracata bakıyorsunuz tüm zamanların rekoru kırıldı. Sanayideki üretime bakıyorsunuz aynı şekilde 7,3. Bunlar hep devamlı artıyor, hele hele şu anda AB’de toparlanmalar var, AB üyesi ülkelerdeki toparlanmayla Avrupa’ya olan ihracatımızın da artacağını düşünüyorum. Dünya piyasalarında da toparlanma oldukça, Türkiye’nin... Türkiye’de istikrar var, güven var? Nereden kaynaklanıyor? Türkiye’de istikrarın teminatı olan bir hükümet var. Kendi içinde birbirine düşün bir hükümet değil. Eğer bu hükümet bir koalisyon hükümeti olsaydı, MHP, DSP onların olduğu gibi 5 yılla geldiler 3,5 yılda bırakıp kaçtılar. Onların açıklarını biz ödedik, bugünkü duruma öyle geldik."
Şu anda da büyük hedeflere oynadıklarını belirten Başbakan Erdoğan, "Bütün yatırımlarımızla, ulaşımda, sağlıkta... Şimdi Marmaray’ın güneyinden bir tüp geçit daha yapıyoruz" dedi.
Yapılanların çoğu kişi tarafından bilinmediğini ifade eden Erdoğan, Marmaray’ın geçtiğimiz günlerde yaşanan sis olayında günde 300 bin kişi taşıdığını aktardı.
Dershanelerin kapatılması konusu
"Dershaneleri kapatma kararı verirken doğrudan cemaati bitirme, geriletme, yok etme, silme veya tasfiye etme gibi bir amaç mı güttünüz?" sorusuna Erdoğan, "Böyle bir şey söz konusu olamaz" karşılığını verdi.
Başbakan olduktan kısa bir süre sonra hükümeti kurduklarını ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e, "Ben bu dershane sistemine karşıyım. Bu konuda hazırlıklarını yap. Bu dershaneleri reforme edelim. Bunlarla bizim yürütmemiz mümkün değil" dediğini aktaran Erdoğan, Anadolu’daki halkın her zaman "Bizi ne zaman bunlardan kurtaracaksınız" diye sorduğunu söyledi.. Başbakan Erdoğan, "Devletin okulları bir şey veremiyor, dershane mi veriyor? Siz alacaksınız, ilkokul, ortaokul, lise yetiştireceksiniz, orada bir ara üç, altı, dokuz ay neyse bir dershaneye gidecek, diğerini tamamen silip atıyorsun. ’Hiçbir şey veremedi devletin okulları veya özel okullar ama bu dershane verdi.’ Böyle bir mantık olamaz. Bundan sıyrılmamız lazım" ifadesini kullandı.
Bugün Mardin’de bir kadının yanına gelerek, "Ben, ortaokulu kendi gayretlerimle okudum, liseyi dışarıdan okudum, ardından da hukuk fakültesini bitirdim. Ben, dershaneye falan gitmedim Başbakanım. Şu anda da partide çalışan biriyim" dediğini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bu hanımı dinlediğim zaman ben işin gerçeğini gördüm. Davarını satacak, bileziklerini satacak çocuğunu okutacak. Peki, bunun yüzde yüz istediği üniversiteye girme diye bir teminatı var mı? Yok. Şimdi biz burada dershaneler olayını reforme edelim, bunu kaldıralım derken diyorduk ki okulla dönüştürelim. Bununda ilk adımını hatırlarsanız, biz hizmet alımı yoluyla yapmak istedik. Dedik ki bu tür kurulmuş okullara biz öğrenci verelim, bu maliyet üzerinde ödemeleri yaparız onlar da bize bu hizmeti verirler. Çünkü biz de okul yatırımını minimuma indirmiş oluruz. O zaman Danıştay bizim attığımız adımı biliyorsunuz bozdu, reddetti. O zaman ki gazeteleri hatırlayın ’Cemaate destek olsun diye hükümet bunu yaptı’ diyorlardı. Kim bize hizmet verirse, ondan bu tür alımı yapacaktık."
"Burada ulusal güvenliği bir tehdit var"
Kendisinin ve bakanlarının cemaatin değişik ülkelerindeki okullarını davet üzerine ziyaret ettiğini anımsatan Erdoğan, "Oraların devlet başkanları, hükümet başkanları adeta biz onlar refere olduk. Onların da onlara bakışı, bizim bu bakışımız sebebiyle farklıydı, değişikti. Şimdi bu yaklaşımı ortaya koyan bir iktidar, kalkıp da burada niçin böyle bir şeyle uğraşsın ki? Biz, nasıl sağlıkta reform yaptıysak, nasıl değişik birçok konularda reform yaptıysak, yani biz hükümetin idari yapısında bile bir reform yaptık. 35, 36 tane bakanla aldık biz bu iktidarı, 25?e indirdik" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, usulsüz dinlemelerle ilgili bir soru üzerine, dinlemede bulunan yapının devlette 30-35 yıllık mazisinin bulunduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:
"Yani 30-35 yıl böyle bir hazırlığı yaptılar ve bu hazırlıkla da devletin belli kurumlarına, hele hele hassas kurumlarına sızmayı başladılar. Bu niyet samimi değildi. Art niyetliydi ve bir de ’biz bu devleti bu yollarla nasıl ele geçireceğiz.’ Ben, mesela bu son gelişmelerin en hayırlı boyutunu, bu gelişmeler olarak görüyorum. Bu, iyi ki oldu. Dolayısıyla şimdi burada bizi düşen ciddi manada devleti bu virüslerden temizlemek. Bunu yapmamız gerekiyor. Şimdi atılacak adım budur. Tabii nerelere kadar nüfuz ettiği görünmüyor. Önümüze tabii bilgiler akmaya başladı. Havuz bu noktada zenginleşiyor. Son Milli Güvenlik Kurulu’nda da yaptığımız basın açıklamasında da söylendiği gibi, burada ulusal güvenliği bir tehdit var. Ulusal güvenliğe olan bu tehdidi biz görmemezlikten gelemeyiz. O bildiriden de ifade edildiği gibi biz burada gerekli olan tedbirleri almak zorundayız. Şimdi bizim attığımız adım bu gerekli tedbirleri almak istikametindedir. Şimdi benim, yani Enerji Bakanım ile yaptığım görüşme, diyelim ki uluslararası bir tahkim kurulu var. Bu tahkim kuruluyla ilgili atması gereken adım veya bu adımla ilgili bana verilen bilgiler. Sen bunu dinliyorsun. Bu ne demekti? Tamamen casusluk. Böyle bir casusluğu yapacak kadar bunlar, istikametini şaşırmış durumda. Bunların olayı sıradan olay değil. Yani bir basit ajanlık olayı da değil. Casusluk bu."
"Milli İstihbarat Teşkilatı’na güvenemezsem, nereye güveneceğim?"
Dinlemelerin yurt dışına sızdırıldığı yönünde bir endişelerinin olup olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, "Biz, kışa göre tedbirimizi alalım, yaz olursa bahtımıza" karşılığını verdi.
"Bu kadar itimat fazla değil mi, kendinizi eleştiriyor musunuz? sorusunu ise Erdoğan, şöyle yanıtladı:
"Devletin kurumları içerisinde olan hiç kimse için kalkıp böyle bir şey düşünemeyiz ki. Devletin kurumlarına girerken, bunların bütün güvenlik gibi, bütün şeyleri yapılıyor. Bu, kavun değil ki insan. Memur alıyorsun, alırken bunun bütün iş güvenlik araştırmaları yapılır, bununla da devlete girer. Ama bunlar oralara sızmışlar, istihbarat teşkilatına sızmışlar. Eğer sen ona güvenmezsen demek ki sen art niyetli davranıyorsun. Böyle bir şeyle de karşı karşıyasın. Eğer ben emniyet teşkilatının istihbaratına güvenemezsem, Milli İstihbarat Teşkilatı’na güvenemezsem, nereye güveneceğim? Bunu ben kurmadım ki veya biz kurmadık ki. Bunu biz elimizde bulduk ve bununla çalışıyorsunuz. İstediğiniz kadar denetleyin, denetleme görevini verdiğiniz kişi de o. Bu denli bu iş şirazesinden çıkmış."
Erdoğan, 17 Aralık’ın ardından yaşanan olaylardan sonra bazı tespitler yaptıklarını belirterek, "Bunların bir defa üç tane önemli hasleti var. Bunlarda takiye var, bunlarda yalan var, bunlarda iftira var. Üçünün neticesi fitne var, fesat var. Yani böyle çok rahat takiye yapıyorlar. Şiayı falan geçmiş vaziyetteler. Şia, bunların eline su dökemez. O denli ileriler. Yalan ha keza. Biz onlara ya bunlar yalan söyleyecek insanlar değil öyle de bakmadık. Ama şimdi ağzıyla kuş tutsa bitti bu iş. Öbür tarafta iftira da var. Biz şimdi artık tabii bu işler bitti. Şimdi hamdolsun bu tür bir şeyi tespit etmek, delillendirmek, bunların ortaya çıkması bundan sonraki atacağımız adımlarda inanıyorum ki çok daha süratle bir neticeye ulaştırılacaktır" değerlendirmesinde bulundu.
İş dünyasının da tehdit edildiğinin anımsatılması ve bu kişilere güvence verilmesi konusunda devletin tavrının ne olacağının sorulması üzerine Erdoğan, "Ben, şimdi meydanlarda bir şey anlatıyorum. İş adamları falan filan diyorum. Şimdi bazı iş adamları bunlarla özel ilişkiler içerisine girerse, açığı da varsa ben nasıl çözeceğim o işi. Böyle bir tehdit altındaysa ve kendi bu noktada ’ben dürüstüm, dürüst bir iş adamıyım’ diyorsa ve böyle de bir tehdit altındaysa, bunların bize güvenmesi lazım. Ama hala bize güvenmiyor da oraya güveniyorsa, işte bu paralel devlettir" ifadesini kullandı.
Tehdit edilenlerden kendilerine güvenmelerini isteyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu:
"Ya, sen bize güven ya. Bu ülkenin hükümeti biz değil miyiz, devleti biz yönetmiyor muyuz? Geleceksin, bunu bize söyleyeceksin ki biz bu şifreleri çözelim. Burada ister istemez kullanmak isteyeceğim, namuslular namussuzlar kadar cesur olmazsa bu iş çözülmez. İstediği kadar tehdit olsun. Koruma altın alınmaksa biz, seni koruma altına alırız."
Muhabir: A. Eda Ünlü Özen, Yıldız S. Aktaş, Özcan Yıldırım
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.