GÖLPARK’A BU VAZO YAKIŞIR
Halil Türker ÇOBAN
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü öğretim görevlisi Ergün Arda 20 yıl önce stajını yaptığı Kınık köyüne vefa borcunu ödemek için Türkiye'nin en büyük yekpare küpünü, bir yıl süren çalışmanın ardından tamamlamıştı.
Haberin gazetemizde yer almasının ardından bunun gibi bir vazonun Pelitözü Gölpark'a konulması gerektiği konuşulmaya başlandı. Okurlarımız, Kınık köyünde yapılan vazonun bir benzerinin de Gölpark'a konulmasının Bilecik ve Kınık köyünün tanıtımı açısından faydalı olacağı görüşlerini ifade ediyorlar.
Vali Halil İbrahim Akpınar ve İl Özel İdaresi'nin gayret ve katkılarıyla Bilecik'in güzide mekanlarından biri haline gelen Gölpark, ilimize gelen misafirlerin de uğrak alanlarından biri durumuna geldi. Bilecik'e neredeyse her gelen misafirin Gölpark'a akın etmesi, ilimizin tanıtımı açısından bu bölgenin kullanılması gerekliliğini gözler önüne seriyor. Yıllardır çömlekçilik denildiğinde akla ilk gelen yer Kınık köyü. Kınık köyünün daha fazla tanıtılması için yeni projeler bulması şart. Vatandaşların önerisi ise benzer bir vazo daha yapılarak, Gölpark'a konulması.
Yapılan bu vazo ile ilgili bilgi aldığımız, Kınık köyü muhtarı Salim Yaşar, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü öğretim görevlisi Ergün Arda'nın 20 yıl önce Kınık köyünde staj yaptığını ve Kınık köyünden memnun kaldığı için Kınık köyüne olan vefa borcunu ödemek amacıyla böyle bir çalışma yaptığını söyledi.
Muhtar Yaşar, "Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük çömleğini Kınık'ta yaptı. Kendisiyle birlikte üniversiteden öğrencileri de vardı. Onlar ve köyümüzde bu meslekle ilgilenen kişiler yardımcı oldular. 3 metre 30 santim boyunda bir küp yapıldı. Bu çalışma Türkiye ve Avrupa'da bir ilk." dedi.
Yaşar, "Kolay değil bir yıldan fazla bir zaman içerisinde büyük emeklerle bitirildi. Toprağı bizim köyümüzden alınırken, pişirilme işlemi de köy meydanında yapıldı. Köy meydanında bulunan eski değirmenin avlusunda özel bir fırın yapıldı. Olduğu yerde pişirdik, olduğu yerde duruyor. Köylülerimizin vereceği karar doğrultusunda bulunduğu yerden alınıp köyün güzel bir yerine koymayı düşünüyoruz." şeklinde konuştu.
Vazonun yapımı için yaklaşık 5 ton çamur kullanıldığını belirten Muhtar Yaşar, Öğretim görevlisi Ergün Arda'nın nezaretinde köyde bu işten anlayanların da zaman zaman çalışarak yarımcı olduklarını ifade etti.
Ayrıca Muhtar Yaşar, Kınık köyünde çömlekçiliğin tarihçesini anlattı.
"Kınık köyünü 1892 yılında Bulgaristan'dan gelen göçmenler oluşturur. Bulgaristan'dan gelen göçmenlerin içerisinde çömlekçiliği bilen Şakir usta varmış. Kınık köyüne yerleşiyorlar ve köyün toprağının çömlekçiliğe elverişli hammaddesini keşfediyor. Burada bu iş olur diyerek çömlekçiliğe başlıyor. O zamanki şartlarda iklim çok sert ve çetin geçiyor. Köyde imalata başladıktan sonra bir kış geçiyor, ikinci kış olacak gibi değil. Kış şartları çetin geçtiği için İnegöl'e gidiyor. O zamanki şartlarda kağnı arabası, öküz arabası gibi araçlarla köyden hammaddeyi alarak İnegöl'e götürüyor. İnegöl'de çalışıyor, verim de alıyor. İklim de ürünün kurutulması açısından gayet iyi. Ama tekrar Kınık köyüne dönmesi için hafta geçiyor. 'Taşıma suyla değirmen dönmez' dedikleri gibi rahmetli yeniden köye geri dönüyor. O günden bu güne kadar köyümüzde çömlekçilik devam ediyor." şeklinde konuştu.
Kınık köyünde çömlekçilik ile ilgili bilgiler veren Muhtar Salim Yaşar; "Ben 1992 yılında Vietnam'a giderek bu işin beş buçuk yıl öğretmenliğini yaptım. Vietnam'da öğrendiklerimi de köyümde uygulamaya başladım. 2000'li yıllara kadar çok güzel işler yaptık. 1997'den 2004 yılına kadar köyümüzde faaliyet gösteren 80 tane atölye vardı. 2004'ten itibaren dünyada bir ekonomik kriz yaşandı. Böyle bir kriz yaşandığı zaman da ilk önce el sanatlarını vuruyor. Öyle de oldu, ilk önce bizi vurdu. 2004'ten sonra mevcut olan 80 atölye gün geçtikçe azalmaya başladı. Hali hazırda bugün faaliyet gösteren 27 tane atölyemiz kaldı. Bunların içerisinde el ile uğraşan atölye sayısı sekiz yada dokuzdur. Diğer arkadaşlar da kalıpla, forumla yapıyorlar." şeklinde konuştu.
Kınık köyünün haricinde çömlekçilik yapan şehirlerle ilgili bilgiler veren Muhtar Yaşar;
"Çömlekçilik İzmir'in Menemen ilçesinde vardı ama orada da azaldı. 30-35 tane atölye vardı ama burada 12 adet atölye kaldı. Bir de Nevşehir'in Amanos ilçesinde vardı. Orası tamamen popüler olmuş bir ilçe. Kapadokya'nın ve peri bacalarının olması dolayısıyla turistlerin fazlaca ilgisini çeken bir yer. Orada da çömlekçilik bir nebze olsun ön plana çıkmış görünüyor. Ama 1970'li yıllarda Amanos'tan gelerek bizim köyümüzden çömlek alıp, orada turistlere pazarlayanlar vardı. Amanos'taki çömlekçiler genelde su destisi yapıyorlardı. " ifadelerini kullandı.
Kınık köyünün çömlekçilik pazarındaki yeri ile ilgili bilgiler sunan Yaşar, "Türkiye'nin her yerinde pazarımız var. Yurtdışına satanlar da var. Ben 25 bin adet Katolik ve Protestanların özel günlerinde kullanılmak için Hollanda'ya gönderilmek üzere mumluk yapmıştım. Aracı bularak yurtdışına ürünlerini gönderen arkadaşlarımız var. " dedi.
Fabrikasyon çömlekçiliğin de sütlaç tabağı ve balık tavası yapmak üzere kullanıldığını söyleyen Yaşar, "Ama bu bizi bağlamıyor. El ile de bu iş yapılabilir ama bazı arkadaşlarımız daha hızlı yapmak adına kalıp ve forum kullanarak bu ürünleri yapıyorlar. " şeklinde konuştu.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.