"KANITA İHTİYACIMIZ YOK"
Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Ömerül Faruk Bölükbaşı, Atom Damalı’nın Osmanlı’nın ilk darphanesinin Söğüt’te olduğuna dair saptamalarına ilişkin gazetemize açıklamalarda bulundu. Bölükbaşı, Damalı’nın saptadığı verilerle, ilk darphanenin kesin Söğüt’te olduğuna dair bir yargıya ulaşılamayacağını belirtirken Osmanlı Devleti’nin Bilecik’te kurulduğuna dair ek bir kanıta ihtiyacımızın olmadığını ifade etti.
Ahmet MEŞE-Sinan ÖNCE
Geçtiğimiz günlerde Atom Damalı tarafından Osmanlı Devleti’nin ilk darphanesinin Söğüt’te olduğuna dair saptamaları gazetemiz manşetinden duyurmuştuk. İlk darphane Söğüt’te başlıklı haberimizde Damalı’nın tespitlerini ve dayanaklarını kamuoyu ile paylaşmıştık.
Konunun uzmanına sorduk
Daha sonra Atom Damalı tarafından öne sürülen bu iddiaları, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Tarih Bölümü Akademisyeni Yrd. Doç. Dr. Ömerül Faruk Baölükbaşı’ya sorduk. Darphaneler üzerine çalışmaları bulunan Bölükbaşı ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızda işin uzmanı, Damalı’nın saptadığı verilerle, ilk darphanenin kesin Söğüt’te olduğuna dair bir yargıya ulaşılamayacağını belirtirken Osmanlı Devleti’nin Bilecik’te kurulduğuna dair ek bir kanıta ihtiyacımızın olmadığını ifade etti.
Sikkenin basım tarihi belli değil
Damalı’nın açıklamalarının net yargılara ulaşabilmek için yetersiz olduğunun altını çizen Bölükbaşı, sikkenin basım tarihinin belli olmadığına dikkat çekti. Bölükbaşı,” Sikke, Orhangazi adına. Bursa’da merkezi darphane çalışırken Söğüt’te de bakır veya gümüş para basan bir darphane çalışmış olabilir. Ama bu illa Söğüt’te daha önce açılmış anlamına gelmez çünkü sikkenin tarihi yok” dedi.
“Kanıta ihtiyacımız yok”
“İlk darphane Söğüt’te” haberimizin ardından kamuoyunda oluşan “Osmanlı Devleti’nin Söğüt’te kurulduğu bir kez daha kanıtlandı” görüşüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bölükbaşı,” Osmanlı Devleti’nin bu coğrafyada tesis edildiğine dair ek bir kanıta ihtiyacımız yok” diye konuştu.
“Kendilerini üzmemeleri gerekiyor”
Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Ömerül Faruk Bölükbaşı,” Bu sikke Söğüt’te basılmış olabilir belki Bursa’da basılmış sikkeden de daha önce basılmış olabilir ama elimizdeki bu haber bize bu konuda yeterli veriyi sağlamıyor. Ama ileriki yıllarda Atom bey bu sikke ile ilgili ayrıntılı bir makale hazırlarsa bu makalede kanıtları daha net bir şekilde ortaya koyarsa ve sikkenin yerini açıklarsa bizde gidip, bunu inceleyebilirsek daha net konuşabiliriz. Ama mevcut gazete yazısı ile ilk darphane Söğüt’te kuruldu diyebilecek durumda değiliz. Fakat tekrar altını çiziyorum Osmanlı Devleti’nin Söğüt ve Bilecik coğrafyasında tesis olunduğunu ispatlamak için ek bir kanıta ihtiyacımız yok. Çünkü bu çok net bir şekilde bilinen, tartışma konusu olamayacak bir mesele. Osmanlı Devleti bu topraklarda kurulmuş, Osmanlı İmparatorluğu dediğimiz ulu çınarın ilk tohumu atılmış ve bir fidana dönüşmüş. Bu daha sonra İstanbul’a, Edirne’ye taşınarak dev bir çınar olmuş. O yüzden Bilecikli hemşerilerimizin kendilerini bu konuda hiç üzmemeleri gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Damalı’ya teşekkür
Bölükbaşı röportajımızın devamında şunları dile getirdi:” Atom bey, uzun yıllardır büyük bir külliyat üzerinde çalışıyor. Kendisi de zaten o haberde bundan bahsediyor. Osmanlı sikkelerini bir arada toplayan ve gösteren, araştırmacıların istifadesine sunan bir katalog. Bu katalog 9 cilt olarak planlanmış ve bunun 7 cildi yayınlanmış. Çok önemli ve kıymetli bir çalışma. Atom beyin gayreti çok takdire şayan. Bende kendi çalışmalarımda o katalogtan istifade ediyorum. Kendisine bu nedenle teşekkür ediyorum.
“Bilgiler yeterli değil”
Şimdi haberin başlığı ilk darphane Söğüt’te şeklinde. Yalnız haberin bize sağladığı bilgiler çok yeterli değil. Bu sikkenin varlığı ile ilgili daha ayrıntılı ve bilimsel yorumlar yapabilmemiz için sikkenin yerini ve tam olarak mahiyetini bilmemiz lazım. Bu da tam bir makale çalışması ile bize araştırmacıların istifadesine sunulmuş ayrıntılı bir makale ile mümkün olabilecek bir husus.
“Darphane sandığa konulabilecek bir şey”
Haberde Söğüt ile ilgili hususları altını çizerek birkaç defa okudum. Orada şu söyleniyor. İlk sikke Söğüt’te basıldı. Klasik dönemde sikke basmak çok basit bir iş. 17.yy’nın sonlarında itibaren Osmanlı darphanelerinde daha sofistike tekniklerle sikke basılmaya başlanıyor. Öncesinde darphane dediğimiz yer, çatısı olan bir yerin altında birkaç aletle rahatlıkla sikke basabiliyorsunuz ve buna darphane deniliyor. Pek çok taşra darphanesinde para basılmadığı dönemlerde alet edavatını saklıyor. Aslında darphane bir sandığa konulabilecek bir şey.
“Söğüt’te daha önce açılmış anlamına gelmez”
Osmanlı darphaneleri ile ilgili şöyle bir husus var. Osmanlılar aynı anda birçok yerde darphane açıyorlar. Mesela 2.Selim döneminde darphane sayısı 70’in üzerinde. Elimizdeki sikkenin tarihi olmadığı için Bursa’da basılan o meşhur akçeden önce mi basıldı, sonra mı basıldı bunu bilemiyoruz. Sikke, Orhangazi adına. Bursa’da merkezi darphane çalışırken Söğüt’te de bakır veya gümüş para basan bir darphane çalışmış olabilir. Ama bu illa Söğüt’te daha önce açılmış anlamına gelmez çünkü sikkenin tarihi yok. İstanbul darphanesi hizmetteyken Anadolu’nun ticaret yolu üzerindeki küçük kazalarında darphaneler var. O nedenle Söğüt’teki darphanenin Bursa’dan önce olup olmadığını bu Cumhuriyet Gazetesi’nde hafta sonu çıkan yazı bize net olarak vermiyor.
Tarihçilerin şüpheleri var
Bir diğer hususta sikkenin basım yerinin Söğüt olması meselesi. “Bid” şeklinde bir darp yeri gösterilmiş. O dönemde basılan sikkelerin pek çoğunda darp yeri gösterilmiyor. Ama burada bid şeklinde bir darp yeri ifade edilmiş. Bunun Söğüt anlamına geldiğini söylüyor Atom bey. Bu mümkün olabilir ama Atom beyin gazetede referans ettiği bir menşur var. O menşur Feridun Bey Münşeatında geçiyor. O münşeatın erken döneme dair belgelerinin sıhhati ile ilgili tarihçilerin çok ciddi şüpheleri var. Bir kısmının uydurma bir kısmının da tahrip edilmiş olduğuna dair iddialar var. Söğüt yerine bid kullanılmış olabilir ama Atom Damalı’nın referans olarak gösterdiği İbrahim Ak Konyalı’nın kitabında kaynak olarak Feridun Bey Münşeatı gösteriliyor. Bu çok sıhhatli bir belge değil.
“Çok sağlıklı bir tartışma değil”
Bence bunlar bugün burada bu röportajı yapmamıza sebep olan mesele ile ilgili tali konular. Asıl mühim olan Osmanlı Devleti’nin tesis edildiği yerin neresi olduğu. Bu güncel bir tartışma aslında çok sağlıklı da bir tartışma değil. İşte son yıllarda Yalova mı, Bilecik mi? tartışması var. Bende Osmanlı Devleti’nin Bilecik’te tesis olduğuna dair ek bir kanıta ihtiyacımız yok. Çünkü Ertuğrulgazi’nin kabrinin Söğüt’te olması, Şeyh Edebalı’nın kabrinin Bilecik’te olması, Osmanlı’nın bu coğrafyada ortaya çıktığını gösteriyor. Bu toplumsal hafızada o kadar güçlü bir şekilde yer etmiş ki insanlar bunu biliyorlar. Ertuğrulgazi’nin kabrine buraya dua etmeye geliyorlar. Bence ek bir kanıta ihtiyacımız yok.
“Bilecik’in idarecilerine büyük iş düşüyor”
Bizim şu an daha çok ihtiyacımız olan özellikle Osmanlı arkeolojisinin bu bölgede gelişmesi lazım. Osmanlı arkeolojisi ile ilgili çalışmaların yapılması lazım. Bu konuda gerek Bileciklilere gerekse Bilecik’in önemli ve önde gelen isimlerine Bilecik’in idarecilerine büyük iş düşüyor. Üniversitemiz ile işbirliği halinde devletimizin de bu konuda destek sağlayan kurumlarının yardımıyla Osmanlı arkeolojisi çalışmaları bu bölgede yapılırsa Osmanlı tarihi ile ilgili Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemiyle ilgili bilgilerimiz çok daha ileri noktalara varabilir. Çünkü bizim Osmanlı Devleti’nin tesis edildiği döne dair elimizdeki kaynaklar sınırlı. Arkeolojik kaynakları da Osmanlı araştırmalarının hizmetine sunabilirsek Osmanlı tarihi çok daha aydınlanmış olur. Bu konuda daha fazla bilgi sahibi oluruz.”
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.