NEREDEEN NEREYEE BÖLÜM 1

NEREDEEN NEREYEE BÖLÜM 1

 

Erhan TOKA: Şadi Bey Benim böyle bir sohbet adı altındaki fikrimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. İstedim ki söz uçar belge kalır, 24 yıl gazetecilik adına siz mim koydunuz. Gazeteniz kurulduğu 89 lu yıllarından beri aşağı yukarı tanışıyoruz. Ben bilmeyenler içinde kayıtlara girsin istiyorum, İlk defa Bilecikspor'un Gölcükspor deplasmanı olaylı geçen bir futbol karşılaşması vardı, biz de laz Osman arkadaşımızla o maça gittik 2-0 galiptik o maçta 3-2 mağlup olarak ayrıldık, maç sonunda çok olaylar çıktı, Bilecikspor kafilemizin otobüsünün camları taşlandı, dönemin Belediye Başkanı Akın Olcay'ın makam aracı escort eşliğinde gölcüğü terketmek zorunda kaldı. Emniyet zaafı vardı. Ben de tüm bunları sana anlattığımda , siz gazetecilik yapıyordunuz haftalık çıkarıyordunuz erhan tüm bu olanları sen yaz getir dedin, ben de gölcükte başımızdan geçen tüm olayları yazdım getirdim, aradan 2 gün geçti ki benim yazdığım tüm yazı noktasına virgülüne kadar gazetede yayınlanmış, hiç düzeltilmeden, eksiltilmeden, çoğaltılmadan. Tabi bu olay bilecik kamuoyunda, özellikle spor camiasında çok ses getirdi. Bileciksporun başına gelenlerin yerel bir gazetede yayınlanması, kaleme alınması çok ses getirdi. İlk tanışmamızın belgeleri buraya dayanıyor.

O yıllarda haftalık çıkıyordu gazeteniz, bu vesileyle tanıştığımız günlerde Bilecik'te Bilgisayar yokken Bilecik'te tasarım yapılıyor ancak kendi baskı tesisiniz olmadığı için il dışında basılıyordu. Aradan 25 yıla yakın zaman geçti o günlerde dışarıda bastıran sakarya gazetesi bugün ilin hatta bölgenin en büyük matbaa tesislerine sahip oldu. Gazete il genelinde satılan pozisyona gelmekle beraber Bilecik gündeminide belirler hale geldi. Benim özellikle röportaj yapma isteğim buradan kaynaklanıyor. 

Öncelikle sizi tanımak istiyoruz, tabi gazetenin kuruluşundan bu yana değil de sizin doğumunuzdan günümüze kadar ayrıntılı bir şekilde dinlemek istiyoruz. Şadi Erdal kimdir?

ŞADİ ERDAL:  Teşekkür Ederim. Zaman zaman hayatımda geçen olayları tanıdığım arkadaşlara kısa kısa anlatmaya çalışırım. Sözümün sonunda şunu söylerdim. Esasında röportaj yapılacak adam benim ama röportaj yapan yok derdim. Nihayet benimle röportaj yapmaya çıkan bir arkadaşım oldu. Bende bu vesileyle mikrofon madem buldum. Bol bol konuşayım. Hatırladığınız için Teşekkür Ederim. 

Ben 1946 yılında Bilecik Merkez'e bağlı Kurtköy'de doğdum. Benim doğduğum yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi iktidardaydı. Tabi 1950 de ilk defa demokrasiye geçildiğini tam hatırlamıyorum ama 1950'den sonraki siyasi durumları az çok hatırlıyorum. Bizim evimiz mahalle olarak yukarı cami denilen yerin yanında ve imam eviylede karşı karşıyadır. Bu vesileyle babam dinine düşkün bir insandı. Allah rahmet eylesin. Ayrıca Bilecik'te de çok tanıdığkı muhitide vardı. Babam orda Cumhuriyet Halk Partisinin il başkanlığını yapan Mustafa Atak'ın asker arkadaşıydı. 4 yıl bir yerde kalmışlar. Onun tesiri ilede babam Cumhuriyet Halk Partiliydi.  Ama görüş olarak CHP'nin görüşü olarak hiç görmedim babamı ve babam bizi her nekadar biz 6 kardeş doğmuşsakta, Ağbeyim Ali Erdal'ın haricinde ben diğerleri vefat etmiş. Ben 5. evlat olarak doğmuşum, benden sonrada bir kız kardeşim vefat etmiş. Babam bizi ilkokula başladıktan sonra, devamlı yaz tatillerinde hoca efendiye gönderirdi. Evlerimizde karşı karşıyaydı.

Erhan TOKA: Şadi Ağabey, senin çocukluğuna inmek istiyorum. Senin hayatında bugünlere gelmende "üşüdüm" kelimesinin çok büyük anlamı var. Ben biliyorum onu, istersen oraya inelim. Köyünüzdeki harmanda kuyuya düşme hikayenizi bir anlatalım. 

Şadi ERDAL: Ben çocukluğumda çok hareketli bir insandım. Babam tarımla uğraşırdı, eskiden harmanlarda düven sürerdik. 4 veya 5 yaşlarımdaydım. Harmana konduğkumuz yakın bir yerde kuyu vardı. Halam var halen sağdır. Babaannem vefat ettiği için, bendende 6 yaş büyüktü. Bizim yanımızda dururdu. Öylen yemek yedik, yediğimiz kapları yıkamak için o kuyuya yine benden küçük bir komşu kızı vardı. O kuyunun etrafında beton vardı ve ben o betonda geziyorum. Kuyuda kova bakır vardı, zincirli ben onu attarken zincirin ekli olan telleri vardı, benim entarime sıkışıyor ve ben aşarıya düşüyorum. Yanımızdaki komşu kız fark etmiş bunu tam da konuşamıyor, şabey gitti diye bağırıyormuş. Halam bakıyor, bağıyorlar ve derken konu komşu toplaşıyor. Babamda 200 metre kuyuya mesafesi var. Bakıyorlarki herkes kuyuya koşuyor. Babama benim düştüğümü söyleyince, onlarda koşuyor. 

Neyse beni çıkarıyorlar ama beni öldü diye yere doğru bırakmışlar. Daha sonra babam beni kucağına alıyor öldü diye eve getiriyor. Tam o anda evin kapısını açarken, üşüdüm demişim ben. Babam sağ olduğumu görünce sevinmiş tabi. Onunla ilgili şunu şöyleyebilirim. O tarihten sonra bende vücut olarakta bir gerileme oldu. Hatta beni çıkarırken komşunun bir tanesi kulağımdan tutmuş ama elinden kaymışım tekrar düşmüşüm, 2. çıkarışında çenemden tutmuş çenemden attığı zaman yukarı kucaklamışlar. 30 senedir belki benim bu kulağımda her sene o kuyuya gittiğim mevsimde çıban çıkar. Böyle bir olay yaşadım. 

İlkokula geleyim. İlkokulda heryaz tatilinde hocaya Kur'an okumaya gönderirdi.  Çok uzun olabilir, kısa kesmek istiyorum. Bizimde ozamanlar  1948 yılında Küreli Mehmet Efendi bizim köyde imamlık yapmaya geldiydi. Küreli Mehmet Efendi de benim hocamdır.  90 tane hafız yetiştirdi. Ayrıca yüzünden okumak veya yarım hafız olanlar hariç. Hoca efendinin eriştirdiği son talebede benim. Öyle bir zaman gelki ki Bilecik'te 25-30 sene evvel belki 7-8 tane hoca efendinin talebelerinden imamlık yapanlar oldu. Sakarya Gazetesinde Mehmet Efendi ile ilgili bir çok yazılarım çıktı. Ben zannediyorum 1957 senesiydi herhalde ilkokulu bitirdiğimde babam beni hafızlığa vermek istedi. Hoca efendiye dediki eti senin kemiği benim. 

Erhan TOKA: Ağabeyinizi de yakinen tanıyoruz, sevdiğimiz, saydığımız bir insan. Bildiğim kadarıyla Ali Hocamız Arifiye öğretmen okulu  mezunu, babanız Ali Hocamızı öğretmen okuluna gönderirken, sizi Kur'an kursuna yolluyor. Arifiye mezunlarının bugünkü siyasi ideolojik düşünceleride malum. Bilmeyen yok. Sizin babanız, dedeniz nasıl bir siyasi düşünceye, siyasi görüşe sahiptiki, ağabeyinizi öğretmen okuluna, sizi Kuran kursuna yolluyor. Veya çocuklarını okutmaktan ziyade neden kendi işinde köyde çiftçilikle, hayvancılıkla çalıştırmıyor? Geçim sağlamaya yönlendirmedide ağabeyinizi öğretmen okuluna sizi Kuran kursuna yollamayı tercih ettiler. 

Şadi ERDAL: Şimdi az evvel söyledim. Babam Cumhuriyet Halk Partisi il başkanlığını yapan paşadayı namıyla anınan Mustafa Atak'la asker arkadaşıydı diye. 4 yıl bir yerde kalmışlar, onun tesiriyle babam Cumhuriyet Halk Partiliydi. Hatta idari heyetlerinden zaman zaman görev aldı. Bunun yanında şunuda anlatırdı benim babam, dedem 1948 de vefat etmiş. 1946 seçimlerinde ilk defa Cumhuriyet Halk Parti seçime girdiği zaman şimdiki gibi herkes gidip oy kullanmıyor, haliyle birisi temsilen gidiyor, oy kullanıyor. Bunu bana babam anlattı. Babam gidiyor oyunu kullanıyor geliyor dedem soruyor, bir iş günüymüş . Dedem hangi partiye oy verdin diyor? Babamda Halk Partisine diyor. Dedem çok kızıyor? Niye Halk Partisine oy veriyorsun diyor? Bunca bize çile çektirdi. Kuran-ı Kerimi okutturmadı diyor ve babama çok kızıyor ozaman. Ailenin gelişi böyledir.  Ama buna rağmen babam 1950'li yıllarda hep Cumhuriyet Halk Partisinin yanında yer aldı.

 Ağabeyim çok zeki bir insandı ve hakikaten halende öyledir.  Çok okumasını sever, ben ağabeyimin boş vaktini hiç görmedim. İlköğretim, Milli Eğitim şimdiki gibi değildi, sadece ilköğretime bakan müdürlük vardı. Onunda müdürlüğünü yapan Basri hoca vardı. Ağabeyimin öğretmeniydi, Ağabeyimle benim aramda 4 yaş fark var. Birde İsmail Avcı diye bir öğretmenimiz vardı. Bunların herikisi de köy enstitüsü mezunuydu. Onlar her ne kadar bugün benim temsil ettiğim fikre yakın olmasalarda sol görüşlülerdi ama abdesti, namazında insanlardı. İyi insanlardı, onların tesiriyle bizim köyümüzde epey okuyan insanlar da oldu.  Öğretmen okulu da 5 yıllıktı. Köy enstitüsü olması durumundan da Demokrat Parti iktidara geldiği için çıktı, öğretmen okulları oldu. Benim dediğim tarihlerde zannediyorum Pazaryerinde bile o tarihlerde kuruldu. Bozüyük'te, Bilecik'te  belki ortaokul vardı. Ama bu tarihlerde okutmak, ev tutmak bir köy insanı için çok zordu. Onun için bu öğretmenlerin tesiriyle öğretmen okuluna gönderdi. Beni de köyümüzde çok hafız eriştiği için, bu erişen hafızların bir kısmını hayal meyal hatırlıyorum. Bir kısmınıda bizim devrede yine 15 tane filan arkadaş vardı. İlkokulu bitirdim ben, hoca efendi beni bir hatim ettirelim, ondan sonra hafızlığa başlasın dedi. Beni 1 hafta okuttu, babama dediki çok güzel Kuran okuyor. Hatim indirip tekrar bir vakit kaybettirmeyelim, hemen hafızlığa başlasın dedi ve başlattı beni. 

Eskiden köy imamlarına kadro diye birşey yoktu, Kasımdan kasıma halk kendisi tutar, bizim hoca efendide ozaman baya yaşlanmıştı. İlkokulu ben 11 yaşımda bitirdim ve hafızlığa başladım. Kasım ayında zamanı doldu tekrar imamlık yapmak istemediğini söyledi. Bizi talebeleriyle beraber Küreye götürdü. Küre de bizim halen dostluğumuzun devam ettiği dedem zamanından babamla devam ettiği benimle devam eden ve çocuklarımla devam edeceği 150 yıldır devam eden dostlarımız var. Ben onlarda durmaya başladım. 1958'in Kasım ayıyıdı, orada arkadaşlarla başladık. Çoğu benden yaşça büyük olduğu için önlerdeydi, bitiren gidiyordu, benimde 1959 un Ağustos ayında hafızlığımı bitirdim. Ben hafızlığı 1.5 senede bitirmiş oldum. Mehmet Efendi'nin ilk talebelerinden Mustafa Kavurmacı babamında dayısının oğlu oda Mehmet Efendi talebeliğini bitirdi ve heybeli adada 4 yıl daha ders gördü. Askerden de gelmişti kendisi Bursa'da İsmail Hakkı Tekkesi denilen yerde Kur'an Kursu öğretmenliği yapmaya başladı. Hafızlığımı bitirince benim cemiyetime geldi. Benim cemiyetim çok kalabalık oldu, tanıdıkların hepsi geldi. Zamanın Bilecik Müftüsü Şahabettin bey vardı o geldi, daha sonra diyanet işlerinde görev yapan, Ankara İmam Hatip Müdürlüğü yapan ve daha sonra 1974 yılında Kıbrıs Harekatından sonra ilk Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Küreli Kemalettin Erdil'de geldi. Bahsettiğim Mustafa Kavurmacı beni Bursa'ya İsmail Hakkı tekkesine götürmek istedi.

1.BÖLÜM SONU

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.