POYRAZ PERDE ARKASINI ANLATTI
Milletvekili Fahrettin Poyraz, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Poyraz, 17 Aralık tarihinden itibaren ülke gündemini meşgul eden operasyonun perde arkasını anlattı.
Ahmet MEŞE
Milletvekili Fahrettin Poyraz, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Poyraz, 17 Aralık tarihinden itibaren ülke gündemini meşgul eden operasyonun perde arkasını anlattı. Yapılanların bir darbe girişimi olduğunu söyleyen Milletvekili Poyraz, ülkenin ilerlemesinden bazı güç odaklarının rahatsız olduğundan bahsetti.
Türkiye'nin bulunduğu bögede söz sahibi olduğuna ve her yönüyle ülkenin geliştiğine işaret eden Milletvekili Poyraz, iktidar olarak belirli sorumlulukları olduğunu anlattı. Muhalefet partileri gibi basit konuşmalar yapamayacaklarını kaydeden Poyraz, eleştiri oklarının hedefine MHP Milletvekili Bahattin Şeker'i aldı.
Geçtiğimiz hafta içerisinde düzenlenen bir basın toplantısında iktidara eleştirilerde bulunan MHP Miletvekili Bahattin Şeker'e cevap veren Poyraz, yaklaşan yerel seçimler öncesi muhalefet tarafından yapılan bu açıklamaların doğal olduğunu belirtti. Milletvekili'i Şeker'i eleştirmeye devam eden Poyraz, Şeker'in söylediklerine kendisinin bile inanmakta güçlük çektiğini gördüğünü dile getirdi.
"Muhalefet milletvekili gibi..."
Partisinin 2013 yılı son İl Danışma Kurulu Toplantısı'nda konuşan Milletvekili Poyraz şunları kaydetti:
"Ak Parti kadroları olarak, Ak Parti teşkilatları olarak aslında farkında olduğumuz hissettiğimiz gördüğümüz birlikte yaşadığımız bu sürecin perde arkasında neler var, neler amaçlanıyor? Beraber yürüdüğümüz, birlikte olduğumuz bir kısım gruplar veya o grupların içindeki bir kısım insanlar nasıl tezgaha getirildi, nasıl kumpasa getirildi, nasıl oyuna getirildi onları konuşmamız gerekiyor. Onları birlikte kamuoyuyla paylaşmamız gerekiyor. Tabi iktidar ekibi olarak iktidar partisi olarak belli sorumluluklarımız, belli sınırlamalarımız var. Biz muhalefet milletvekili gibi, muhalefet partisi gibi elimize gazete küpürlerini alıp sağda solda istediğimiz gibi esip gürleyemeyiz.
"Esip gürleyecek değiliz"
Veya biz konuşalım da dediğimiz lafın o an basın vasıtası ile kamuoyuna etkisi olsun partimize bir takım getirisi olsun doğru yanlış çok önemli değil o an o gün için hedeflenen çıkar ne ise biz onu sağlayalım o bize yeter. Memleketin faydası çok önemli değil, doğrular çok önemli değil. Bizim için esas olan hele hele önümüzde seçim var. Bu seçimlerde kendi partimizin oyunu yukarı kaldırmak, yukarı taşımak. Hedef bu olsa gerek deyip bir muhalefet partisi milletvekilinin muhalefet olmanın vermiş olduğu o hafiflikle esip gürleyecek hiç değiliz. Bir kere ortada hukuk var, hukuk devleti var. O zaman konuşurken hukuk milletinin gereği neyse devam eden bir takım yargılamalar varsa onları da gözetecek şekilde konuşmamız lazım. Esas hukuku koruması gereken başta Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu hukuku çiğniyorsa ayaklar altına alıyorsa devam eden bir davayla ilgili olarak bir yönetmelik değişikliği oldu ve bu yönetmelik değişikliğiyle ilgili olarak HSYK genellikle başka yerlerden duymaya alışık olduğumuz o bildirim tarzı açıklamayı yetkisi olmadığı halde Anayasayı kanunları çiğneyerek yaptı.
"Üzmeye gelmedik"
Şimdi HSYK'nın kanunları çiğnediği ayaklar altına aldığı ortamda yetkisini aşıp, yetki gaspın da bulunduğu bir ortamda bize mi düşüyor hukuku gözetmek diye haklı olarak bir serzenişte bulunabilirsiniz. Ama ne olursa olsun ilk önce Ak Parti kadroları olarak doğrunun ne olduğu noktasında duruşumuzla, tavrımızla bunu göstermemiz gerekiyor. Bunu bir kenara koyalım. Peki başka bir sınırlamamız var mı? Elbette var. Biz kalpleri kazanmaya geldik, gönülleri kazanmaya geldik. Gönülleri kırmaya, dağıtmaya, insanları üzmeye asla ve asla gelmedik. Kuruluşumuzdan bu zamana kadarda iktidar da olduğumuz dönemlerde hem merkezi yönetimlerde hem yerel yönetimlerde de vatandaşımıza hizmet ederken bir taraftan hizmet etme esasını ama daha da önemlisi vatandaşımızın gönlünü kazanma noktasında hassasiyet gösterdik çalışmalarımızı ona göre yaptık. Hele hele aynı dava etrafında kenetlenmiş aynı hedefe yürüyen insanlar olarak beraber yürüdüğümüz bu yolda bize yarenlik edenlere karşı eğer bir tavır takınacak olursak haliyle cümlelerimizi de seçerek konuşmamız gerekiyor. Çok şey söyleniyor ihanet deniyor, aldatılmışlar deniyor, kandırılmışlar deniyor, şu deniyor bu deniyor. Ama ne olursa olsun biz biliyoruz ki karşımızda şu anda muhattab olduğumuz konuştuğumuz bir kitle var ve bu kitlenin biz biliyoruz ki kahire eseriyeti bizi düşünüyor, bizim gibi inanıyor ve bu ülkenin menfaati ne yöndeyse o noktada çalışmalar yapıyoruz. Bunu Bilecik'te de yapıyorlar diğer seksen vilayette de yapıyorlar. Bunu dünyanın diğer kıtalarında da yapıyorlar. Oradaki kardeşlerimizi, oradaki vatandaşlarımızı kırmak bizim düşüneceğimiz en son şey.
"Millete bu tezgahı göstermemiz lazım"
Ama ortada bir yanlışlık varsa o yanlışlığı da önce kendimizin dört başı mamur bir şekilde bilmemiz, anlamamız ve bu kardeşlerimize de anlatmamız gerekiyor. Eğer birileri birileri tarafından oyuna getiriliyorsa ortada bir kumpas varsa ve Müslüman Müslümana kırdırılıyorsa karşı karşıya getiriliyorsa Müslüman bir kere feraset sahibi olacak. Dolayısıyla birilerinin tezgahına gelip birilerinin oyununa gelip başkasına zarar vermeyecek peygamberin hadisi apaçık ortada "Müslüman diğer Müslümanın kendisinden emin olduğu kişidir." Elinin ermediğinden emin olduğu kişidir. Şimdi biz birbirimize karşı kendimizi emin olarak hissedemiyorsak birileri hissettirmiyorsa bilin ki ortada büyük bir tezgah var, büyük bir fitne var. O zaman önce kendimiz sonra etrafımızdakiler ve sonra tüm topluma tüm millete bu tezgahı göstermemiz lazım.
"22 yıllık tecrübe var"
Peki ortada ne var? Hukuk dedik, kalp kırmayalım dedik ama kamuoyunda da kullanılan bir sürü iddialar var. Açıkça şunu söyleyeyim burada çıkıp da sizin karşınızda bu şekilde derli toplu sınırlarını gözeterek de konuşacak adam pek yok onu da söyleyeyim. Maalesef çok fazla yok. Kendimi de övmek için söylemiyorum ama bu konuda benim konum çünkü ortada konuşulan Halk Bankasından tutunda diğer bütün olaylara kadar benim ömrüm zaten bunlarla geçti. Ben 11 yıl Maliye Bakanlığında Sayıştay Başkanlığında bütün bu kamu kuruluşlarının denetimini yaptım, yüzlerce rapor yazdım, 11 yıldır bunların raporlarını okuyan adamım. 22 yıllık tecrübe var. Bir takım şeyleri bilmiyor muyuz? Biliyoruz ama devlet menfaati diye bir şey var kamu menfaati diye bir şey var. Milletin menfaati diye bir şey var. Gerçi hafızalarınızı bir yoklayın. 20-25 sene önce İran ile Irak bir biriyle savaşa tutuşturuldu. İran'a ambargo vardı ve seneler sonra anlaşıldı ki ambargoyu en başta ambargoyu koyanlar bozmuştu. İran'a silah satışı yasaktı, ticaret yasaktı ama ilk önce Amerikan şirketleri dolaylı olarak İran’a dolaylı olarak silah ticareti yapmışlardır. Alman şirketleri silah satmışlardır. İş işten geçti her şey bitti sonradan biliyorsunuz batı kültüründe vardır sonradan günah çıkartmak onlarda günah çıkartmak için bir kaç kişiyi feda ederek kendi sistemlerini toparladılar tekrar düzeldiler.
"Başbakanımız dmdik durdu"
Türkiye'de biliyorsunuz o dönemde dediler ki ambargo koyacaksınız sonra arkasından Irakla ilgili olarak Körfez Savaşında sıkıntı oldu dediler ki ambargo koyacaksınız, petrol vanalarını kapatacaksınız. Güzelde yani bizim Güney Doğu'da, Doğu Anadolu'da sınır ticaretinden, petrol ticaretinden yüzlerce milyar dolarlık kazançlarımız var. Olmaz kardeşim kapatacaksınız. Kapattık mı? Kapattık zararı kim çekti millet çekti şimdi aynı şey tekrar gündeme geldi. Dendi ki İran ile bütün ticareti keseceksiniz. Sayın Başbakanımız dimdik durdu dedi ki İran ile bizim petrol alışverişimiz var. Biz oradan doğalgaz alıyoruz. Bunu almadığımız zaman bu zararı biz nereden karşılayacağız. Bu ısrarlar üzerine bir istisna kondu denildi ki tamam kardeşim siz İran'dan doğalgazı almaya devam edin. Yıllardan beride almaya devam ediyoruz. Peki İran'dan doğalgazı alıyoruz da para akışı nasıl gidiyor? Bütün bankalar bankacılık sistemi linkler kapalı biz doğalgazı alıyoruz. Siz burada doğalgazı kullanıyorsunuz, gidiyorsunuz Beygaz'a fatura ödüyorsunuz, fatura Beygaz tarafından BOTAŞ'a ödeniyor. BOTAŞ sizden topladığı bütün Türkiye'den topladığı paraları Euro'ya çeviriyor ve Halk Bankası hesaplarına yatırıyor. Ve orada ambargoyla ilgili açık bir kapı vardı bizim arkadaşlarda sağ olsun o açığı bulmuşlar geçtiğimiz yaza kadarda İran'ın biz doğalgaz bedellerini dolaylı bir ticaretle altın karşılığı olarak ödedik. Ödemeyi internetten tarayın bakalım. Türkiye'nin altın ithalatın da milyar dolarlarla ifade edilen bir artış olduğunu göreceksiniz. Öbür taraftan da aynı şekilde ihracatta da artış var. Dünyanın dört bir tarafından başta İsviçre olmak üzere altınlar geldi. Oradan İran'a veya İran'ın yönlendirdiği yere gitti. Sonra ne oldu bu arada? Ambargo kapsamı dışında olan bir konu daha var, o da nedir? Temel gıda maddeleri. Şu son 3-4 yıl içerisinde Türkiye'de İranlı vatandaşlar veya İran vatandaşıyken Türk vatandaşı olan, çifte vatandaş konumunda olan kişiler tarafından kurulan 2 binin üzerinde şirket var. Bunlarda geliyorlar, piyasada ne lazım. Un lazım, şeker, bakliyat lazım alıyor. Peki para nerede ödeniyor? Hepiniz ticaret yapıyorsunuz. Benim bankada hesabım var. Atıyorum 1 milyon lira param var. Ben talimatı veririm. Derim ki; Hasan Abiye veririm talimat yazısını. Bankaya götürür verir. Banka diyelim ki, 100 bin lira yazdıysam, 100 bin lirayı Hasan Abiye öder. Ben talimatı veririm.
“Biz enayi miyiz?”
Şuanda Türkiye'de İran adına bu işleri takip eden onlarca kişi var. Daha detayına, daha ayrıntısına girerim ama gerek yok. Ya biz enayimiz? Sonuçta burada bir ticaret var. Bu ticaret bugüne kadar meşru bir şekilde devam etti. Bu ticarete ortak olanlar olmuş mudur? Bir şekilde. Bakanların çocukları şunlar bunlar. Çağlayan dediğiniz kişi daha önce Ankara Sanayi Odası Başkanıydı. Zaten ticaret yapıyor. Bu ticaretin bir yerlerinde İran'a bu mallar gidip gelirken, bir şekilde olaya müdahil olup bu alım satımlarda yardımcı olmuş olabilir mi? Olabilir. Şimdi Bahattin Bey çıkmış toplantı yapmış. Bir sürü şeyler söylemiş. İzledim toplantıyı. Açıkçası bu güne kadar, şu geçtiğimiz günde iktidar muhalefet milletvekili ilişkisini sürdürdük. Ama şunu da gördük. Yani toplantıda yazılı basın açıklaması biçiminde açıklama yapıyor. Aslında o okuduğu şeylere de kendisinin de en azından çok fazla inanmadığı tarzından belli. Bunu niye söylüyorum. Ya Zafer Çağlayan’ı, Bahattin Şeker benden çok daha iyi tanıyor. Ticaretin içinde olan bir insan. Bahattin Bey de ticaretin içinde. Yeri gelmişken söyleyeyim. Seçim öncesi biraz da böyle atışmak lazım. Efendim işte birazdan anlatacağım ama olayı döndürüp dolaştırıp bir tane gazete küpürü ile Başbakanın oğluna getirmeye çalıştılar, biliyorsunuz. Neymiş efendim, Başbakanın oğlu bir vakıfta belediye imar değişikliği noktasında talepte bulunmuş. Suç mu bu? İmar değişikliğin de bulunduğu hususta, orayı kız yurdu yapacaklar. Bir şekilde bir yerden bağlayacaklar. Kimseyi itham etmiyorum da, sadece konunun anlaşılması için söylüyorum.
Milletvekili Şeker’e sordu
Sayın Milletvekilimiz Bahattin Beyin Bozüyük'te bir tane benzinliği vardı. Geçtiğimiz 2-3 yıllık dönemde üzerine iki tane daha koydu. Peki Bozüyük'te ki benzinliğin ister çevre yolundakini söyleyeyim, isterse Saraycık yolundakini söyleyeyim. Daha önceki imar durumu neydi? Tarla. Gitti Belediye Başkanına dedi ki; ben buraya benzinlik yapmak istiyorum, buranın imarını değiştirir misiniz. Arkadaşlar da baktılar, uygun gördüler, değiştirdiler. Suç var mı? Yok. Ahlaksız bir talep mi? Hayır. Belediye Meclisine kanun bu yetkiyi vermiş. Belediye meclisi bunu değiştirmiş. Şuan orada biliyorsunuz iki tane benzinlik var. Şimdi dikkat edin arkadaşlar. Kanunlarla yetkili kurullara, organlara verilmiş olan olan yetkilerin kullanılmasının suçmuş gibi gösterildiği bir süreç yaşıyoruz. Halk Bankası şunu yaptı, Halk Bankası'nın yaptığı ortada kardeşim. Daha detayınla söylerim ama uygun değil. Şimdi bu Halk Bankası'nın yaptığı ticaretin başka başka yönleri var mı? Takip ettiniz basında, var tabi. Biz İran'da olan, doğalgaz ticaretinin karşılığını bu yönde olunca Hindistan'ın da İran ile olan petrol ve doğalgaz ticaretinden kaynaklanan 5 milyar dolar civarında bir borcu var. İran dedi ki; Halk Bankası'na yatırın biz oradan alacağız. Onlarda dediler ki; o zaman böyle bir yöntem varsa, bizim aylık yaklaşık 1 milyar dolar, yıllık 12 milyar dolar doğalgaz alışımız var. Biz bunu da Halk Bankası'ndan yapalım ödemeyi. Bu görüşmeler yapılıyordu. Onu bir tarafa bırakın. Kuzey Irak ile ilgili olarak biliyorsunuz.
“Yaklaşık 100 milyar dolar…”
Musul Kerkük petrollerinin dış pazara açılması noktasında görüşmeler tamamlandı. Burada ki petrol satışından elde edilen gelirlerin Halk Bankası'nın hesabında toplanması mütabakatına ön görüşmelerde varıldı. Ne kadarlık bir rakamdan bahsediyoruz biliyor musunuz? 2018 yılından yaklaşık yıllık 100 milyar dolar civarında bir rakamdan bahsediyoruz. Yani oradan ihraç edilecek Türkiye'den gidecek olan petrolün gelirlerinin yıllık toplamının 100 milyar dolar olduğu bir kaynaktan bahsediyoruz. Bu para Türkiye'de Halk Bankası hesaplarında duracak. Bilmiyorum olayın büyüklüğünün farkında mısınız? Şimdi öyle bir tezgah, öyle bir kumpas ortaya koyuldu ki. Orayı da şöyle anlatayım. Yani bazı şeylerin, taşların olduğu gibi yerine oturması lazım. Peki bunlar bu tarafta bu hazırlığı yaparken, öncesinde başka gelişmeler yaşamadık mı biz? Türkiye şu son 10 yılda, ama özellikle son 5 yıldır uyguladığı ekonomik politikalar, uluslar arası ilişkilerde uyguladığı politikalar bir anlamda şudur:
“Köklü bir medeniyetimiz var”
Bizim köklü bir medeniyetimiz var. Geçmişimiz var. Tarihimiz var. Biz üç kıtaya hakim olan bir devletin mirasıyız. Mirasçılarıyız. Dolayısıyla bu coğrafya da binlerce yıllık geçmişimiz var. Köklü bir tarihimiz var. İlişkilerimiz var. Kusura bakmayın kardeşim. Bu coğrafya da biz de varız. Dolayısıyla burada karar alınacaksa, masasının bir tarafında da biz oturacağız. Kendi bağımsız dış politikamızı uygulamaya başladık. Daha önce iktidarların işi kolaydı. NATO'ya girdik bir olay mı oldu, NATO ne diyor? Şu tarafa bakacaksın, bakıyoruz. Bu tarafa bakacaksın, bakıyoruz. NATO ne karar alıyorsa, bizim dış politikamız NATO'ya göre şekilleniyordu. Amerika ne tarafa bakıyorsa, biz o tarafa bakıyorduk. Şimdi birileri bizi Amerikancı olmakla suçluyor. Ya bi bakın bakalım gerçekten öyle miyiz?
Kaç yerde karşı karşıya geldik hatırlayın. Birleşmiş Milletler kararı konusunda, nükleer müzayedeler noktasında Türkiye'nin tutumu neydi? Amerika ve NATO'nun tutumu neydi? Mısır konusunda Türkiye'nin tutumu neydi? Amerika'nın tutumu neydi? Suriye konusunda tutumumuz neydi? İşte en son hatırlıyorsanız, füze sistemlerinin alınması noktasında ki tutumumuz neydi? Yani biz kendi menfaatimiz, kendi milletimizin menfaati neyi gerektiriyorsa o noktada kararlarımızı aldık. Almaya devam ediyoruz. Peki o zaman birileri bunlardan rahatsızlık duymadı mı?
“İktidarı devirmeye çalışırsınız”
Özellikle tabi ''Marmaray’ı" One Munite" unuttum. Yoklama çektiler. Acaba biz bunları hala eskisi gibi kontrol edebilir miyiz? Baktılar ki olmayacak, hani o klasik tabir var ya başkanım da söyledi. Düğmeye basma muhabbeti. Biz bunları nasıl nasıl iktidardan uzaklaştırırız. Klasik iktidardan uzaklaştırma yöntemleri var. Eğer siz seçilmiş bir iktidarı sandıkta deviremiyorsanız, sandık dışı yöntemleri kullanırsınız. Nedir sandık dışı yöntemler? Az ama örgütlü olan bir kısım sivil toplum örgütlerini, meslek odalarını, öğrenci dernek vakıf vs. harekete geçirirsiniz. Sokağa dökersiniz. Sokak olaylarıyla o ülkenin gündemini belirlemeye çalışırsınız. Sonuçta da iktidarı devirmeye çalışırsınız” dedi.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.